Islam Forum - Ne Olursan Ol Gel

Zurück   Islam Forum - Ne Olursan Ol Gel > IslamForum Genel > Arşiv

Arşiv Kapatilan Konuların Yer Aldığı Bölüm

Banner Degisimi ile Beraberce Daha Fazla Kitlelere Ulasalim

 
 
LinkBack Seçenekler Stil

Alt 08-19-2006, 19:23   Themenautor   #21 (permalink)
Kıdemli Üye
 
ibrahimonur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
ibrahimonur isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Thanks: 0
Thanked 29 Times in 19 Posts
ibrahimonur Tanınma yolunda
Rep Puanı: 55
Referrals: 0
CİHANER: (Fars.) Er. Dünyaya bedel kişi, yiğit.
CİHANFER: (Fars.) Ka. Cihanı, dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı.
CİHANGİR: (Fars.) Er. Dünyaya egemen olan, dünyayı zabteden kimse.
Fatih. Osmanlı şehzadelerinin ortak adıdır.
CİHANGÜL: (Fars.) Ka. (bkz. Cihan).
CİHANMERT: (Fars.) Er. (bkz. Cihaner).
CİHANNUR: (Fars.). Dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı. TürkHind
padişahı Ekber'in büyük oğlu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CİHANSER: (Fars.). Cihan'ın başı. Kadın ve erkek adı olarak
kullanılır.
CİHANSUZ: (Fars.) Ka. 1. Cihan yakan. 2. Gaznclilerdcn Buhran Şahı
mağlup edip, Gaznice ve Büst şehirlerini yakıpyıkan, gaddar vahşi
AlaeddinHüseyirie verilen ad.
CİHANŞAH: (Fars.) Er. Cihan'ın şah'ı. KaraKoyunlu padişahlarından
Timur'un ölümünden sonra kaybedilen yerleri geri almıştır.
CİLASUN: (Tür.) Er. Babayiğit, boylu, boslu, delikanlı, gürbüz.
CİLVE: (Ar.) Ka. 1. Hoşa gitmek için yapılan davranış. 2. İşve, naz.
3. Yeni gelin duvağının kaldırılması merasiminin ve bu münasebetle güveyin
geline verdiği hediyenin (Türk yüz görümlüğü) adıdır.
CİNAN: (Ar.). Cenneüer, yedi göğün üstünde ve Arş ile Kürsi'nin
altındaki sekiz cennet. Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CİNUÇEN: (Tür.) Er. Üstün, galip, zafer kazanmış.
CİRYAL: (Ar.) Ka. 1. Bir nevi kırmızı boya. 2. Altının kırmızılığı.
3. Temiz renk. 4. Saf.
CİVAN: (Fars.) Er. Genç, delikanlı, yakışıklı. (bkz. Cevan, cuvan).
CİVANBAHT: (Fars.) Er. Mutlu, şanslı (kimse).
CİVANMERT: (Fars.) Er. Cömert, eli açık genç, delikanlı.
COŞAN: (Tür.) Er. Coşku duyan, heyecanlı (kimse).
COŞ ARbkz. Coşan).
COŞKUN: (Tür.) Er. 1. Coşmuş, galeyana gelmiş. 2. Duyarlı, aşın
hareketli.
COŞKUNER: (Tür.) Er. Coşan kimse.
COŞKUNSU: (Tür.) Er. Sel, gürültüyle akan su.
CÖMERT: (Tür.) Er. 1. Elinde olanı harcayan, eli açık. 2. Başkalarına
yardımdan kaçınmayan.
CUDİ: (Ar.) Er. 1. Cömert, eli açık. 2. İyilik severlikle ilgili.
Dicle nehri kıyısında bir dağ. Nuh'un gemisinin tufandan sonra bu dağın üzerinde
durduğu söylenir.
CUDİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Cudi).
CUMA: (Ar.) Er. 1. Haftanın beşinci günü. 2. Müslümanların ibadet ve
Bayram günü. 3. Cuma günü kılınan öğle namazı. 4. Toplanma. Surei Cuma Kur'an'm
62. suresi.
CUMALİ: (Tür.) Er. Cuma günü doğan.
CUMHUR: (Ar.) Er. 1. Halk, ahali. 2. Kalabalık, başıboş kalabalık. 3.
Takım, heyet. Tekke musikisinde koro tarafından okunan ilahi.
CÜBEYR: (Ar.) Er. Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe
isimlerindendir.
CÜHEYNE: (Ar.) Er. Ünlü bir Arap kabilesidir. KızıldenizVadi'lKura
arasında yaşamaktadırlar.
CÜMANE: (Ar.) Ka. Tek inci anlamında. Hz. Ali (r.a.)'nin kızkardeşi
ve Rasulullah'ın amcasının kızı olan hanım sahabi.
CÜNEYD: (Ar.) Er. 1. Küçük asker, askercik. Cüneydi Bağdadi: Ünlü
mutasavvıf.
 

Alt 08-19-2006, 19:23   Themenautor   #22 (permalink)
Kıdemli Üye
 
ibrahimonur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
ibrahimonur isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Thanks: 0
Thanked 29 Times in 19 Posts
ibrahimonur Tanınma yolunda
Rep Puanı: 55
Referrals: 0
Ç ile başlayan isimler


ÇAĞA: (Tür.). Çocuk.
ÇAĞAÇAR: (Tür.) Er. Çağ açacak kimse.
ÇAĞAKAN: (Tür.) Er. Çağı yakalayan, çağdaş.
ÇAĞAN: (Tür.) Er. Bayram, şenlik.
ÇAĞANAK: (Tür.) Er. Körfez, liman.
ÇAĞAR: (Tür.) Er. 1. Bayram. 2. Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3. Doğan kuşu.
ÇAĞATAY: (Tür.) Er. 1. Yavru at, tay. 2. Doğu Türklerine, lehçelerine dayanılarak verilan ad. Çağatay Han: Cengiz Han'ın 2. oğlu Çağatay. Müslümanlara ve dinin emirlerine karşı politika uygulamakta ve Moğol yasasını tatbik etmekteydi. Gusl abdcstini yasaklamıştı. Hristiyan dostu olarak bilinmektedir. Marco Polo kendisinin vaftiz edildiğini kaydetmiştir.
ÇAĞILI: (Tür.). 1. Çağla ilgili. 2. Çakıl. 3. Çağla. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞIN: (Tür.). Yıldırım, şimşek. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞKAR: (Tür.) Er. Canlı, dinamik, çalışkan.
ÇAĞLA: (Tür.) Ka. Olgunlaşmamış meyve, bazı meyvelerin olgunlaşmadan, henüz yeşilken yenen hali.
ÇAĞLAR: (Tür.). Çağlayan, şelale (bkz. Şelale). Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.
ÇAĞMAN: (Tür.) Er. Çağın insanı.
ÇAĞNUR: (Tür.) Er. Çağın nuru, zamanın nuru. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞRI: (Tür.) Er. 1. Çakır gözlü. 2. Mavi hareli göz. Çağrı bey (9901060). Büyük Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul beyin kardeşi. Çağn bey müslüman olduğunda Davud ismini aldı. Kardeşi Tuğrul ise Muhammed ismini almıştır.
ÇAKA BEY: (Tür.) Er. Oğuzların Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yansında İzmir bölgesinin hakimi oldu.
ÇAKAR: (Tür.) Er. Parıldayan, ışık veren.
ÇAKIR: (Tür.). Mavimsi, mavi renkli, gri benekli gözleri olan kişi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAKMAN: (Tür.) Er. 1. Amacına erişen, ulaşan kimse. 2. Süt mavisi.
ÇAKMUR: (Tür.) Er. 1. Yan uykulu bakış. 2. Sert taş. 3. Pinti.
ÇALAP: (Tür.). 1. Tanrı. 2. Ateş. isim olarak kullanılmaz.
ÇALAPKULU: (Tür.) Er. Tann kulu Abdullah.
ÇALAPÖVER: (Tür.) Er. Tann'mn övgüsüne mazhar olmuş kişi.
Ç ALG AN: (Tür.) Er. Yatağı taşlık olan ve gürültüyle akan su.
ÇALKIN: (Tür.) Er. Alev.
ÇAPAN: (Tür.) Er. Tatar, ulak, postacı.
ÇAV AŞ: (Tür.) Er. 1. Güneş. Güneşli yer. 2. Güney.
CAVLAN: (Tür.). Büyük çağlayan. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAVLI: (Tür.). Ava alıştınlmamıaş doğan. Çavlı Çandar. (Öl. 1146). Selçuklu emiri. Sultan Mesud döneminde yararlı işler yaptı.
ÇAYKARA: (Tür.). Küçük akarsu, yazın kuruyan küçük akarsu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇELEBİ: (s.) Er. 1. Efendi, nazik ve kibar. 2. Şehir terbiyesi almış okuryazar kimse. 3. Osmanlı devletinin ilk devirlerinde şehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi. Mevlevi tarikatının başı bu adla anılırdı. Mevlana veya Hacı Bektaş soyundan olan kimse.
ÇELEN: (Tür.) Er. 1. Yakışıklı delikanlı. 2. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3. Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4. Evlerin dışında bulunan saçak.
ÇELGİN: (Tür.) Ka. Yaralanarak kaçan av hayvanı.
ÇELİK: (Tür.) Er. 1. Su verilip sertleştirilen demir. 2. Çok güçlü kuvvetli. 3. Kısa kesilmiş dal.
ÇELİKEL: (Tür.) Er. Çelik gibi güçlü el.
ÇELİKER: (Tür.) Er. Çelik gibi güçlü kimse.
ÇELİKHAN: (Tür.) Er. Güçlü hakan, yönetici.
ÇELİKKAN: (Tür.) Er. Güçlü soydan gelen kimse.
ÇELİKÖZ: (Tür.) Er. (bkz. Çelik).
ÇELİKSU: (Tür.) Er. (bkz. Çelik).
ÇELİKYAY: (Tür.) Er. Güçlü, kuvvetli.
CEMAN: (Fars.) Ka. 1. Salma salma yürüyen. 2. Nazlı sevgili.
ÇEMENZAR: (Fars.) Ka. OÜak. Çimenlik.
ÇERAĞ: (Fars.) Er. 1. Yağ kandili, lamba, mum. 2. Atın şaha kalkması. 3. Çırak edilme. 4. Bir memuriyete ve ihsana nail olan. 5. Vazifesinden emekli edilen.
ÇERME: (Tür.) Er. 1. Çay kıyılarında sulu ve yeşil yer. 2. Akarsulann topraktan çıkan sızıntısı. 3. Kaynak.
ÇEŞMAN: (Fars.). Gözler. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇEŞMİAHU: (Fars.) Ka. Ahu gözlü kadın, ceylan gözlü güzel.
ÇEŞMİNAZ: (Fars) Ka. 1. Süzerek hakma, bakış. 2. Nazlı nazlı bakan göz. 3. Güzel gözlü sevgili.
ÇEŞPAN: (Fars.). Layık, uygun, münasip, yakışır. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇERİ: (Tür.). Asker, savaşçı.
ÇETİN: (Tür.) Er. 1. Sert, işlenmesi, elde edilmesi, çözümü zor, sarp, müşkil. 2. İnatçı, azimli, şedid.
ÇETİNALP: Er. (bkz. Alp).
ÇETİNAY: (Tür.) Er. (bkz. Çetin).
ÇETİNEL: (Tür.) Er. (bkz. Çetin).
ÇETİNER: (Tür.) Er. (bkz. Çetin).
ÇETİNÖZ: (Tür.) Er. (bkz. Çetin).
ÇETİNSOY: (bkz. Çetin).
ÇETİNSUTür.) Er. (bkz. Çetin).
ÇEVİK: (s.) Er. Çabuk davranan, hızl ve hareketli.
ÇEVİKCAN: (bkz. Çevik).
ÇEVRİM: (Tür.) Er. 1. Sınır. 2. Girdap. 3. Sürekli ve düzenli değişme.
ÇIDAM: (Tür.) Er. Sabır, tahammül.
ÇINAR: (Fars.) Er. Çınar ağacı.
ÇINAY: (Fars.) Ka. Soylu ay, ayın en parlak zamanı.
ÇIRAĞ: (Fars.). Meşale, ışık, kandil (bkz. Çerağ). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİÇEK: (Tür.) Ka. 1. Bitkilerin üreme unsurlarını ihtiva eden renkli veya beyaz renkte açan, çok defa kokulu, sonradan meyve veya tohum haline gelen kısımları (bkz. Şükûfe). 2. Bitki, çiçek açan bitki. 3. Bazı şeylerin toz haline getirilmiş özü, kükürt çiçeği. 4. Kumaş veya başka şeyler üzerine yapılan renkli veya renksiz süsleme. ÇİĞDEM: (Tür.) Ka. Zambakgillerden, soğanlı otsu, çeşitli renklerde çiçek açan kır bitkisi, mahmur çiçeği.
CİLA Y: (Tür.) Ka. Ayın üzerinde beliren açık renk lekeler.
ÇİLE: (Fars.). 1. Zevk ve sefadan el çekerek kuytu bir yerde yapılan 40 günlük ibadet. 2. Eziyet, sıkıntı. 3. ibrişim, yün vs. demeti. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİLTAY: (Tür.) Er. Üzerinde benekler bulunan tay.
ÇİNEL: (Tür.). Doğru, dürüst, namuslu kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİNER: (Tür.). (bkz. Çinel). ÇİNTAR: (Tür.) Er. Sabah vakti. ÇİNTAY: (Tür.) Er. Soylu at ,, ^
ÇİNUÇİN: (Tür.) Er. Üstün, galip, zafer kazanmış.
ÇİRAY: (Fars.). 1. Yüz çizgileri, yüz güzelliği. 2. Beniz, yüz. 3. insan resmi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİRE: (Fars.). 1. Maharetli, becerikli. 2. Kahraman, yiğit. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. ? ; ^
ÇİTRA: (Fars.) Er. Afganistan'da bir kabile. Büyük ekseriyetle ari ırktan olup narin yapılı, güzel gözlü ve gür saçlı, hoş ve cazip tavırlı olmalarına rağmen haşin, sert yapılı ve gaddar olarak bilinmektedirler.
ÇOĞA: (Tür.) Er. Çocuk, yavru. ÇOĞAHAN: (Tür.) Er. (bkz. Çoğa).
ÇOĞAN: (Tür.) Er. Kökü ve dallan sabun gibi köpüren bitki, çövcn.
ÇOĞAŞ: (Tür.) Er. Güneş. ÇOĞUN: (Tür.). Çok defa, ekseriya.
ÇOKAY: (Tür.) Er. 1. Köy zengini, çiftlik sahibi. 2. Eşkıya.
ÇOKMAN: (Tür.) Er. Topuz, gürz.
ÇOLPAN: (Tür.) Ka. 1. Çoban yıldızı. 2. Aciz, beceriksiz, zavallı. 3. Zühre, venüs
 

Alt 08-19-2006, 19:24   Themenautor   #23 (permalink)
Kıdemli Üye
 
ibrahimonur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
ibrahimonur isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Thanks: 0
Thanked 29 Times in 19 Posts
ibrahimonur Tanınma yolunda
Rep Puanı: 55
Referrals: 0
D ile başlayan isimler



DADAŞ: (Tür.) Er. 1. Erkek kardeş. 2. Delikanlı, babayiğit. DAFİ: (Ar.) Er. 1. Defeden, gideren. 2. Savan, savuşturan, iten.
DAĞAŞAN: (Tür.) Er. Dağaşan.
DAĞDELEN: (Tür.) Er. (bkz. Dağaşan).
DAĞHAN: (Tür.). Eski Türklerde dağ tanrısı. İsim olarak kullanılmaz.
DAĞTEKİN: (Tür.) Er. (bkz. Dağaşan).
DAHHAK: (Ar.) Er. Çok gülen, çok gülücü. Daha çok lakab olarak kullanılır.
DAHİ: (Ar.) Er. Üstün zeka sahibi.
DAHİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Dahi).
DAİM: (Ar.) Er. Devamlı sürekli, her zaman.
DALAN: (Tür.) Er. 1. Biçim, şekil. 2. İnce, narin, zarif.
DALA Y: (Tür.) Ka. Deniz.
DALA YER: (Tür.) Er. Deniz adamı.
DALDAL: (Tür.) Er. Kahraman, yiğit
DALGA: (Tür.). 1. Denizin yel esince oynayıp kabarması. 2. Denizde hareketli su kütlesi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DALOKAY: (Tür.) Er. Çok beğenilen.
DALYA: (Tür.) Ka. Yıldız çiçeği.
DAMAN: (Fars.) Er. 1. Etek. 2. Bir dağ silsilesinin eteğinde uzanan bölge.
DAMLA: (Tür.) Ka. 1. Bir sıvıdan ayrılarak düşen parça halinde, küçük miktar, katre. 2. Belli miktarlarda akıtılarak kullanılan ilaç.
DANA: (Fars.) Er. 1. Bilen, bilici, bilgin.
DANİŞ: (Fars.) Er. 1. Bilim, bilgi, ilim. Ehli daniş: Bilgi sahipleri. DanişMerd: Bilgili, Tanzimattan önce kadıların yanında stajer olarak çalışan kimse. Danişmend: Sultan Melikşah'ın alimlerinden emir Danişmend'in kurmuş olduğu bir Türk devlet ve sülalesi.
DANİYAL: (İbr.) Er. Beni İsrail peygamberlerinden biri. "Tanrı benim yargıcımdır" anlamına gelir. İki tane Daniyal vardır: a) Babillilere esir olmuş genç Daniyal, b) Hz. Nuh ile Hz. İbrahim arasında geçen zamanda yaşayan Daniyal.
DARCAN: (Tür.) Er. 1. Aceleci, sıkıntılı. 2. Serçe.
DAREKUTNİ: (Ar.) Er. Ebu'lHasen Ali b. Ömer. Tanınmış muhaddislerdendir (917995) yıllan arasında yaşamış 80 yaşında Bağdat'ta vefat etmiştir. Hadis sahasında kıymetli eserleri vardır.
DARGA: (Tür.) Er. Başkan, lider.
DARİMÎ: (Ar.) Er. Ebû Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve Ebû İsa hadislerini Darimi'den aldıklarını söylerler. En meşhur eseri Camiu'sSahih'dir.
DAVUD: (İbr.) Er. Kendisine kitap olarak Zebur'un gönderildiği büyük peygamberlerden biri. Kur'anı Kerim'de 16 yerde ismi geçer. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
DEDE: (Tür.). 1. Ana ve babanın babası. 2. Ced, ata. 3. Çok yaşlı kimse. 4. Mevlevilikte çile doldurmuş, dervişlik gayesine erişmiş ve dergahta hücre sahibi olmuş kimse. 5. Bektaşilerde şeyh, baba. Örfte isim olarak kullanılırken, daha çok lakap olarak kullanılır.
DEFİNE: (Ar.) Ka. 1. Yere gömülmüş, kıymetli eşya. 2. Kıymet ve değeri olan kimse veya mal.
DEFNE: (Yun.) Ka. Akdeniz ikliminde yetişen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açık san çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir ağaç.
DEĞER: (Tür.). 1. Bir şeyin tam karşılığı, kıymet, baha. 2. Layık. 3. Bir şeyin sahip olduğu yüksek vasıf. 4. Ehliyet, kabiliyet. 5. Kadir, itibar. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEHNA: (Ar.). Kızıl. Kumun rengi dolayısıyla Arabistan'da ıssız iller adıyla anılan bir çölün adı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEHRİ: (Ar.). Dünyanın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyayı inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan. Materyalist. İsim olarak kullanılmaz.
DELAL: (Ar.). İnsana hoş, sevimli görünen hal, naz, işve. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DELFİN: (Yun.). Yunus balığı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DELİSTAN: (Tür.) Ka. İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde her türden bitki bulunan, karışıkbahçe.
DEMET: (Tür.) Ka. 1. Bağlanarak, oluşturulan deste. 2. Biçilip bağlanmış ekin. 3. Bir kaynaktan çıkan ışıkların meydana getirdiği ışık destesi, hazne.
DEMİR: (Tür.) Er. Dayanıklı ve kullanış sahası geniş, mavimsi esmer renkli bir maden.
DEMİRAĞ: (Tür.) Er. Demirden ağ.
DEMİRALP: (Tür.) Er. Demir gibi sağlam ve yiğit.
DEMİRAY: (Tür.) Er. Demir gibi.
DEMİRCAN: (bkz. Demirağ).
DEMİRDELEN: (bkz. Demirağ).
DEMİREL: (Tür.) Er. Demir gibi güçlü eli olan.
DEMİRER: (Tür.) Er. Demir gibi güçlü kimse.
DEMİRHAN: (Tür.) Er. Güçlü hükümdar.
DEMİRKAN: (Tür.) Er. Güçlü soydan gelen.
DEMİRMAN: (Tür.) Er. Demir gibi güçlü sağlam kimse. 4
DEMİRÖZ: (Tür.) Er. Özü demir gibi güçlü olan.
DEMİRŞAH: (bkz. Demirhan).
DEMİRTEKİN: (bkz. Demirhan).
DEMİRTUĞ: (bkz. Demirtekin).
DEMREN: (Tür.) Er. Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik parçası.
DENGİZ: (Tür.) Er. (bkz. Deniz). DENGİZER: (Tür.) Er. Denizci.
DENİZ: (Tür.) Ka. 1. Büyük su kütlesi. 2. Büyük su kütlesindeki dalgalanma.
DENİZALP: (Tür.) Er. Yiğit denizci.
DENİZCAN: (Tür.) Er. (bkz. Denizalp).
DENİZER: (Tür.) Er. Deniz adamı, denizci.
DENİZHAN: (Tür.) Er. 1. Denizlerin hakimi, yöneticisi. 2. Eski Türklerde Deniz tanrısı. İsim olarak kullanılmaz.
DERBEND: (Ar.) Er. Kapılar kapısı.
DEREM: (Fars.). Para, akçe. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEREN: (Tür.) Ka. Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan.
DERİM: (Tür.). Çadır. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DERKAVA: (Ar.) Er. Afrika'nın kuzeybatısında, FasCezayir'i içine alan müslüman tarikatların genel adı.
DERKAVİ: (Ar.) Er. Derkava'ya mensup. (bkz. Derkava).
DERMAN: (Fars.) Er. 1. İlaç. Çare. 2. Takat, kuvvet, güç.
DERSU: (Tür.). Hepsi, kamilen, baştan başa hep. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DERVİŞ: (Fars.) Er. 1. Allah için alçakgönüllülüğü ve fukaralığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. 2. Fakir ve muhtaç kimse. 3. Daha çok lakap olarak kullanılır.
DERYA: (Fars.) Ka. Deniz, büyük nehir.
DERYAB: (Fars.). Akıllı, anlayışlı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DERYACE: (Fars.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Göl.
DERYADİL: (Fars.) Ka. Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.
DERYANUR: (f.a.i.) Ka. Nur denizi, deryası.
DESEN: (Fran.) Ka. 1. Renksiz çizim. 2. Kumaş şekli.
DESTAN: (Fars.) Ka. 1. Hikaye, kıssa. 2. Hile, mekr, tenvir. 3. Rüstem'in 2babasının lakabı.



DESTE: (Fars.) Ka. 1. Demet, tutam, takım. 2. Kabza, tutacak yer. 3.On yapraklık altın varak defteri.

DESTEGÜL: (Fars.) Ka. Gül demeti, destesi.
DEVA: (Ar.). İlaç. Çare, tedbir. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEVAN: (Fars.) Er. 1. Koşan, seğirten, hızlı yürüyen. 2. Koşmak. Süratle, hızla gitmek.
DEVLEDDİN: (Ar.) Er. Dinin mutluluğu, uğuru, büyüklüğü. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
DEVLET: (Ar.). Bir hükümet dairesinde teşkilatlandırılmış olan siyasi topluluk. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Devlet Giray: Kırım hanı (15301577). Mübarek Giray'ın oğlu.
DEVLETŞAH: (Fars.) Er. XV. yy. yetişen en tanınmış İran edebiyatçısı.
DEVRAN: (Ar.) Er. 1. Dünya, felek. 2. Zaman. 3. Talih, yazgı.
DEVRİM: (Tür.) Er. 1. Hareket halinde bir şeyin bir eğri çizerek dönmesi, devretmesi. 2. Köklü değişiklik, inkılap. 3. Eski olduğu fark edileni yıkıp yerine yeni olduğu farz edileni koymak. 4. İhtilal.
DİBA: (Fars.) Ka. 1. Alacalı ipek kumaş. 2. Atlas.
DİBACE: (Fars.) Ka. 1. Kitabın başlangıç kısmı, önsöz. 2. Kitapların süslü sayfalan.
DİCLE: (Tür.). Yakındoğu'nun Türkiye'den doğan ve Mezopotamya'dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİCLEHAN: (Tür.) Er. Dicle'nin hükümdarı.
DİDAR: (Fars.) Ka. 1. Yüz, çehre. 2. Görme, görüşme. 3. Görüş kuvveti. 4. Açık meydanda.
DİDE: (Fars.) Ka. 1. Göz. 2. Gözcü. 3. Gözbebeği. 4. Gözucu.
DİDEM: (Fars.) Ka. Gözüm.
 

Alt 08-19-2006, 19:24   Themenautor   #24 (permalink)
Kıdemli Üye
 
ibrahimonur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
ibrahimonur isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Thanks: 0
Thanked 29 Times in 19 Posts
ibrahimonur Tanınma yolunda
Rep Puanı: 55
Referrals: 0
DİHYE: (Ar.) Er. Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz. Rasûlullah (s.a.s)'ın ticaret ortağı. Hoş tavırlı, kibar, zengin bir tacir. Cebrail (a.s.)'in bazen DihyetülKelbi suretinde vahiy getirdiği rivayet olunur.
DİKÇAM: (Tür.) Er. Çam gibi uzun. Metanetli.
DİKMEN: (Tür.) Er. 1. Koni biçiminde sivri tepe. 2. Dağların en yüksek yeri. 3. Yayla.
DİLAN: (Fars.). Gönüller, yürekler. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİLARA: (Fars.) Ka. 1. Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2. Bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlarından biri.
DİLAVER: (Fars.) Er. Yiğit, yürekli.

DİLAVİZ: (Fars.) Ka Gönlün takıldığı, gönüle takılan.
DİLAY: (Fars.) Ka. Gönlü aydınlatan ay.
DİLAZAD: (Fars.) Er. Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.
DİLBAZ: (Fars.) Ka. 1. Gönül eğlendiren. 2. Güzel söz söyleyen. 3. Yüze hoş görünen.
DİLBER: (Fars.) Ka. Gönül alıp götüren, güzel.
DİLBERAN: (Fare.) Ka. Dilberler, güzeller.
DİLBESTE: (Fars.) Ka. Gönül bağlamış, aşık.
DİLDAR: (Fars.) Ka. 1. Birinin gönlünü almış, sevgili. 2. Abdülbaki Dede'nin terkib ettiği 7 makamdan biri.
DİLDEREN: (Fars.) Ka. Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.
DİLEFRUZ: (Fars.) Ka. Gönül aydınlatan. (bkz. Dilfiiruz).
DİLEK: (Tür.) Ka. 1. Dilenen şey, arzu, istek. 2. isteme, arzu etme, dileme.
DİLEM: (Fars.) Ka. Gönül ilacı.
DİLERCAN: (Fars.) Er. Dilekte, istekte bulunan.
DİLFERAH: (Fars.) Ka. Gönlü ferah, sevinçli.
DİLFEZA: (Fars.) Ka. Gönlü genişleten, gönlü artıran.
DİLFÜRUZ: (Fars.) Ka. Gönüle ferahlık veren, sevindiren.
DİLGE: (Tür.). Güzel konuşan kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİLHAN: (Fars.) Er. Gönülden söyleyen, içten konuşan.
DİLHUN: (Fars.) Er. içi kan ağlayan.
DİLKESTE: (Fars.) Ka. Gönül çekici.
DİLMAN: (bkz. Dilmen).
DİLMEN: (Fars.) Ka. 1. Güzel. 2. Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen.
DİLNUR: (Fars.) Ka. Gönlü nurlu.

DİLRAH: (Fars.) Ka. Gönül yolu.
DİLRUBA: (Fars.) Ka. 1. Gönül ka


pan, gönül alan. 2. Tahminen 2 asırlık bir makam.
DİLSAFA: (Fars.) Er. Gönlü şen, rahat, dertsiz.
DİLSAZ: (Fars.) Er. Gönül yapan.
DİLSUZ: (Fars.) Ka. Gönül yakan, yürek yakıcı.
DİLŞAD: (Fars.) Ka. Gönlü hoş, sevilmiş.
DİLŞAH: (Fars.) Er. Gönül hükümdarı, şahı.
DİLŞÜKUFE: (Fars.) Ka. Gönül çiçeği.
DİNÇ: (Tür.) Er. Gücü kuvveti yerinde ve sağlıklı.
DİNÇAY: (Tür.) Er. Kuvveüi ay.
DİNÇER: (Tür.) Er. Kuvveüi kimse, genç, erkek, yiğit.
DİNDAR: (f.a.i.) Er. Allah'a inanmış, bağlanmış olan kimse.
DİRAHŞAN: (Fars.) Ka. Parlak, parlayan.
DİRAYET: (Ar.). Zeka, bilgi, kavrayış. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİREM: (Fars.) Er. 1. Akça, para. 2. Gümüş para.


DİRENÇ: (Tür.) Er. Karşı koyan uvvet, mukavemet.
DİRİCAN: (Tür.) Er. Güçlü, canlı kimse.
DİRİĞ: (Fars.) Er. Esirgeme, acıma.
DİRSEK AN: (Tür.) Dede Korkut hikayelerinde, çocuğu olmadığı için hor görülen sonra da Boğaç Han adında yiğit bir oğula sahip olan kahramanın adı.
DİZDAR: (Fars.) Er. Kale muhafızı.
DOĞA: (Tür.) Er. Tabiat karşılığı olarak kuraldışı uydurulmuş kelime.
DOĞAN: (Tür.) Er. Kartalgillerden, alıştırılarak kuş avında kullanılan, yırtıcı bir kuş.
DOĞANALP: (bkz. Doğan).
DOĞANAY: (Tür.) Er. Ayın ilk günleri.
DOĞANBEY: (Tür.) Er. Doğan gibi atik ve cesur bey. Doğan bey: Niğbolu kalesini haçlılara karşı koruyan Osmanlı beyi Yıldırım Bayezid dönemi.
DOĞANBİKE: (bkz. Doğan).
DOĞANER: (Tür.) Er. Güçlü, kuvvetli, yiğit.
DOĞANGÜN: (Tür.) Er. Sabahın ilk ışıklan.
DOĞANHAN: (bkz. Doğanbey).
DOĞANNUR: (Tür.) Ka. Nurun doğması.
DOĞANTEN: (Tür.) Er. Şafak vakti.
DOĞAY: (Tür.) Er. Ayın doğması.
DOĞU: (Tür.) Er. 1. Doğma bölgesi. 2. Güneşin doğduğu yön, şark.
DOĞUHAN: (Tür.) Er. Doğu ülkesinin hükümdarı, hakimi.
DOĞUKAN: (Tür.) Er. (bkz. Doğuhan).
DOLUNAY: (Tür.). Tam yuvarlak halde görünen ay, bedir, bedri tam. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DORUK: (Tür.) Er. Tepe, ağaç tepesindeki körpe filiz.
DOYUM: (Tür.) Ka. Ganimet almış.
DÖNDÜ: (Tür.) Ka. 1. Henüz evlenmemiş kız. 2. Örfte devamlı erkek çocuğu olan ailenin son doğan çocuğu kız olursa döndü adını koyarlardı.
DÖNE: (Tür.) Ka. Karşı ziyarette bulunma. (bkz. Döndü).
DUCİHAN: (Fars.) Ka. İki cihan, dünya ve ahiret.
DUDU: (Fars.) Ka. 1. Hanım, küçük kardeş. 2. Papağan, tuti. Bir papağan cinsi. 3. Abla, yaşlı ermeni kadın. DUHA: (Ar.). 1. Kuşluk vakti. 2. Kur'anı Kerim'de 93. surenin ismi. Kız ve erkek adı olarak kullanılır.
DUHTER: (Fars.) Ka. Kerime, kız.
DUMRUL: (Tür.) Er. Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanın adı.
DURALI: (bkz. Dursunali).
DURAK: (Tür.) Er. 1. Yolu taşıyan araçların düzenli olarak durdukları yer. 2. Durma, dinlenme. 3. Cümle sonuna konulan nokta.
DURAN: (Tür.) Er. Hareketsiz halde bulunan, sabit.
DURANAY: (Tür.) Ka. Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman.
DURCAN: (Tür.) Er. Canlı kal, ömrün uzun olsun.*
DURDU: (Tür.) Ka. (bkz. Dursaliha).*
DURHAL: (Tür.) Er. Hal üzere kal, olduğun gibi kal.*
DURKADIN: (Tür.) Ka. (bkz. Dursaliha).*
DURKAYA: (Tür.) Er. Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri isim.*
DURMUŞ: (Tür.) Er. (bkz. Dursun).*
DURNA: (Tür.) Er. Bir cins kuş. Turna.
DURSALİHA: (t.a.i.) Ka. Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad.*
DURSUN: (Tür.) Er. Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri ad. *
DURSUNALİ: (t.a.i.) Er. Kız çocuğu olmayan ailelerin en son doğan erkek çocuklarına verdikleri isim.*
DURU: (Tür.) Ka. Saf, berrak. DURUALP: (Tür.) Er. Özü temiz yiğit
DURUCAN: (Tür.) Er. (bkz. Durualp).
DURUGÜL: (Tür.) Ka. Temiz, saf gül.
DURUHAN:. (bkz. Durualp).
DURUKAN: (bkz. Durualp).
DURUL: (Tür.) Er. 1. Berrak, saf duruma gel. 2. Dibe çöken şey, tortu.
DURUSAN: (Tür.) Er. Temiz olarak tanınmış kimse.
DURUSOY: (bkz. Durusan).
DUYGU: (Tür.) Ka. 1. His. 2. Duyulan, işitilen, hissedilen şey. * Eski Türk adetlerinden olan bu tür temenni ifade eden isimler ve bu isimlerden bir şeyler beklemek islam'da kadere rıza anlayışına ters olduğu için yersiz ve mesnedsiz şeylerdir
DUYSAL: (Tür.) Ka. Duymakla, hissetmekle ilgili olan.
DÜCANE: (Ar.) Er. sahabei kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.
DÜDEN: (Tür.). 1. Yer altında akan suların kireçli tabakaları eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2. Bataklık, girdap. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DÜLFİN: (Ar.) Ka. Arap astronomları tarafından Delphinus yıldız kümesine verilen isim.
DÜNDAR: (Fars.) Er. 1. Eski Fars hükümdarı. 2. Arkayı gözeten, koruyan asker.
DÜRDANE: (Fars.) Ka. 1. İnci tanesi. 2. Sevgili, kıymetli.
DÜREFŞAN: (Fars.) Ka. 1. İnci serpen. 2. İnci gibi söz söyleyen ağız.
DÜRİYYE: (Ar.) Ka. 1. İnci gibi parlayan, parlak. 2. Parıltılı yıldız.
DÜRNUR: (Fars.) Ka. İnci ışığı.
DÜRRE: (Ar.) Ka. İnci tanesi.
DÜRÜST: (Fars.) Er. 1. Doğru, düzgün, sağlam. 2. Bütün, tam.
DÜRVEŞ: (Fars.) Ka. İnci gibi.
DÜZEY: (Tür.). Seviye karşılığı olarak uydurulmuş olmayan. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DÜZGÜN: (Tür.). 1. Girintisi, çıkıntısı, pürüzü olmayan. 2. Düzeltilmiş, tesviye edilmiş. 3. İyi düzen verilmiş. 4. İntizamlı, nizamlı. 5. Yolunda, rayında. 6. Kadınların yüzlerine sürdükleri beyaz veya kırmızı boya. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 

Alt 08-19-2006, 19:25   Themenautor   #25 (permalink)
Kıdemli Üye
 
ibrahimonur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
ibrahimonur isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Thanks: 0
Thanked 29 Times in 19 Posts
ibrahimonur Tanınma yolunda
Rep Puanı: 55
Referrals: 0
E ile başlayan isimler

--------------------------------------------------------------------------------



EBAN: (Ar.) Er. Eban b. Osman b. Affan: Hz. Osman'ın üçüncü oğlu olup valilik etmiştir. Cemel vakasında Hz. Aişe'ye refakat etmiştir.
EBBEDULLAH: (Ar.) Er. Allah ebedi eylesin, daim eylesin.
EBECEN: (Tür.) Er. Akıllı çocuk.
EBED: (Ar.). Sonu olmayan gelecek. İsim olarak kullanılmaz.
EBER: (Ar.). Hayırlı, şerefli, faziletli. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EBHER: (Ar.) Er. En parlak.
EBRA: (Ar.) Er. 1. Ürkme, kaçma. 2. Birden bire ölme.
EBRAR: (Ar.) Er. 1. Hayır sahipleri. 2. İyiler, dindarlar, özü sözü doğru olanlar. Şeş Ebrar: Altı hayır sahibi, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin.
EBRU: (Fars.) Ka. 1. Kaş. 2. Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgalı, bulutlu. 3. Kağıt üzerine kendine has usulle yapılan, mermer, damarları gibi dalgalı şekilli süsleme. Ciltçilikte ve hüsnü hafta kullanılır.
EBÛ: (Ar.) Er. Baba, ata. (bkz. Ebi, peder).
EBÛ ALi SİNA: (İbn Sina). Ali Sina'nın babası anlamında. Ünlü Türk bilgini.
EBUBEKİR: (Ar.) Er. Deve yavrusunun babası. Hulefai Raşidin'in ilkidir. Hz. Ebubekir'in lakabı. Rasûlullah (s.a.s)'m nübüvvetinden önce de sonra da en yakın arkadaşı olmuştur.
EBÛ CEHİL: (Ar.) Er. (Ebu'lHakem Amr b. Hişam b. elMuğire) İslam'ın doğuşunda müslümanların en büyük düşmanlarından. Mekkeli müşrik. Müslümanlara en büyük işkenceler onun tarafından yapıldı. Cehalet ve bilgisizliğin babası anlamında Ebû Cehil denildi. Hakkında ayetler indi. Bedir savaşında İslam mücahidi İbn Mes'ud tarafından öldürüldü.
EBÛ DAVUD: (Ar.) Er. Süleyman b. elEşas esSicistani. Kütübi Sitte'den birisi olan Süneni Ebû Davud'un müellifi. Büyük hadis bilgini. 500.000 hadis arasından seçtiği 4800 hadisten oluşan Sünen'i, ahlak, tarih ve fıkıhla ilgili meseleleri içerir.
EBÛ EYYUB ELENSARl: (Ar.) Er. Asıl adı Hâlid b. Seyd'dir. Sahabedendir. Rasûlullah Medine'ye geldiğinde ilk önce onun evinde misafir ol
EBÛ HANİFE: (Ar.). (Nu'man b. Sabit). Hanefi mezhebinin kurucusu. Müctehid, alim. (Küfe 699Bağdat 787). Kabil'den gelen büyük babası Kufe'ye yerleşti. İslami ilimler sahasında mükemmel bir eğitim gören İmamı Azam ictihad edebilecek seviyeye geldi. Devrinin en meşhur bilginidir. Küfe kadılığı teklifini reddedince Halife Mansur onu hapse attırdı. Hapishanede iken vefat etti.
EBÛ HUREYRE: (Ar.) Er. Suffe ashabındandır. Birçok hadis rivayet etmiştir.
EBÛ UBEYDE B. ELCERRAH: (Ar.) Er. (571639) (Amr b. Abdullah). İslami ilk kabul eden sahabelerden biri. Cennetle müjdelenmiştir. Çeşitli cephelerde ordu komutanlığı yaptı. Suriye'de vefat etti.
EBÛ ZER: (Ar.) Er. Altın sahibi, servet ve zenginlik sahibi.
EBÛ ZER ELGIFARİ: (Ar.) Er. Sahabedendir.
EBYAR: (Ar.) Er. Pek ak, pek beyaz. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ECE: (Tür.) Ka. 1. Baş reis. 2. Kraliçe. 3. Ana. 4. Yaşlı kadın.
ECEGÜL: (Tür.) Ka. (bkz. Ece).
ECEHAN: (Tür.). (bkz. Ece).
ECEMİŞ: (Tür.) Er. Çok bilmiş.
ECER: (Tür.) Er. Yeni, güzel, iyi.
ECHER: (Ar.) Ka. 1. Son derece güzel kadın. 2. Gündüz iyi görmeyen karmaşık gözlü.
ECİR: (Ar.) Er. 1. Bir iş ya da emek karşılığı verilen şey. 2. Sevap. 3. Aziz sevgili.
ECMEL: (Ar.). En güzel, en yakışıklı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ECVED: (Ar.) Er. 1. En iyi olan. 2. Eli açık cömert. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak okunur.
EDA: (Ar.) Ka. 1. Naz, cilve. 2. Kurum, caka. 3. Alınan şeyi geri ödeme. 4. Bir vazifeyi yerine getirmek.
EDAGÜL: (Tür.) Ka. (bkz. Eda).
EDEBALİ: (Tür.) Er. (Öl: 1325). Osman Gazi'nin kayınpederi ve hocası. Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunda önemli bir rolü oldu.
EDGÜ: (Tür.) Er. İyi.
EDGÜALP: (Tür.) Er. İyi yiğit.
EDGÜER: (Tür.) Er. (bkz. Edgü).
EDGÜKAN: (Tür.) Er. (bkz. Edgü).
EDHEM: (Ar.) Er. Karayağız at. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. İbrahim Edhem: İslam tarihinde meşhur sofi
EDİB: (Ar.) Er. 1. Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. 2. Edebiyatla uğraşan kimse. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. Edip Ahmet Yükneki: (XII. yy.) Türk şair yazar. Tek ve önemli yapıtı Süleymaniye kütüphaneside mevcut olan Atabctul Hakayık isimli eserdir.
EDİBE: (Ar.) Ka. (bkz. Edip).
EDİM: (Ar.) Er. Fiil, amel.
EDİZ: (Tür.) Er. 1. Yüksek, yüksek yer. 2. Ulu, yüce, değerli.
EDRİS: (Ar.) Er. (bkz. İdris).

EDVİYE: (Ar.) Ka. Devalar, ilaçlar, çareler.
EFADİL: (Ar.) Er. Pek mümtaz olanlar, çok bilgililer.
EFAHİM: (Ar.) Er. En ulu, pek büyük ve saygıya layık kimseler.
EFAZIL: (Ar.) Er. (bkz. Efadıl).
EFDAL: (Ar.). 1. Çok faziletli, yüksek derecede. 2. Tercihe şayan, müreccah. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EFE: (Tür.) Er. 1. Ağabey, büyük kardeş. 2. Yiğit, cesur. 3. Kabadayı.
EFEKAN: (Tür.) Er. Efe soyundan gelen.
EFGAN: (Fars.) Er. Figan, ağlayıp inleme, feryat.
EFGEN: (Fars.) Er. 1. Düşüren, yıkan, yere atan. 2. Alıcı, yakıcı, düşürücü. (bkz. Figen).
EFHEM: (Ar.) Ka. 1. Çabuk anlayan. 2. Zihni açık olan. 3. Daha ulu, çok büyük şeref sahibi fehametli. (bkz. Fehamct).
EFİDE: (Ar.) Ka. Yürekler, kalpler, gönüller.
EFİL: (Tür.) Rüzgar, dalgalanma. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EFKAR: (Ar.) Er. 1. Düşünceler. 2. İç sıkıntısı, kaygı.
EFKEN: (Fars.) Er. Düşkün.
EFLAK: (Ar.) Er. 1. Semalar, felekler, yükler, küreler, zamanlar. 2. Bahtlar, talihler, kaderler.
EFLAKİ: (Ar.) Er. Gökte oturan melek. Eflaki Şemseddin Ahmet Dede: (1360). Osmanlı sufı ve yazar. Mevlana'ya dair Menakıbü'lArifin adlı eserin müellifi.
EFLATUN: (Yun.) Er. 1. Açık mor. 2. Aristo'nun hocası, Sokrat'ın talebesi, ünlü Yunan filozofu.
EFRAHİM: (İbr.) Er. Hz. Yusuf un ikinci oğlu. Orta Filistin'de yerleşen İsrail kabilesine adını verdiği söylenir. Bu kabile Hz. Süleyman'ın ölümünden sonra asıl İsrail topluluğunun 12 kola ayrılmasında etken oldu.
EFRAS: (Ar.) Er. Atlar, beygirler, kısraklar.
EFRASİYAP: (Fars.) Er. Turan Türkleri büyük kahraman kağanının Farsça adı. Alp er Tonga asıl adıdır. Büyük İskender'den evvel yaşamıştır. Kaşgar'daki ilk müslüman Türk sülalesi Karahanlılann Afrasiyab neslinden geldiği söylenmektedir. Alper Tonga Hüsrev tarafıandan öldürülmüştür.
EFRAZ: (Fars.) Ka. Kaldıran, yükselten. Firaz: Yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, maruf.
EFRİDUN: (Fars.). Cemşid soyundan anlayış ve zekasıyla meşhur bir İran hükümdarı.
EFRUG: (Fars.). 1. Parıltı, ışık. 2. Nur. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EFRUZ: (Fars.) Ka. 1. Şule, parıltı. 2. Aydınlatan, parlatan. 3. Tutuşturan, yakan. Gösterişli güzel.
EFSANE: (Fars.) Ka. 1. Asılsız hikaye. 2. Masal, boş söz, saçma sapan lakırdı. Dillere düşmüş, maşhur olmuş hadise.
EFSER: (Fars.). 1. Taç. 2. Subay. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır, (bkz. İklil).
EFSUN: (Fars.) Ka. 1. Efsun, büyü, sihir, gözbağcılık, (bkz. Füsun).
EFŞAN: (Fars.) Ka. Eklendiği kelimelere "saçan, dağıtan, serpen, silken" manası verir.. Gülefşan: Gül saçan.
EFZA: (Fars.). Artmak, çoğalmak. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EGE: (Tür.) Ka. 1. Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her halinden sorumlu olan. 2. Yaşça büyük, ulu. 3. Sahip.
EGEMEN: (Tür.) Er. Hakim, hüküm süren karşılığı olarak kullanılan bu kelime, hem kök, hem de ek olarak yanlıştır. Türkçe'de ne "eğe" kökü, ne de "manmen" şeklinde isim yapım eki vardır.
EGENUR: (Tür.) Ka. (bkz. Ege). EGESEL: (Tür.) Er. (bkz. Ege).
EĞİLMEZ: (Tür.) Er. Başkalarının baskısını ve üstünlüğünü kabul etmeyen, baş eğmeyen.
EĞİN: (Tür.) Er. sırt, arka.
EHAD: (Ar.). 1. Bir, tek. 2. İlk sayı. 3. Allah'ın isimlerinden, bir ve tek olan Allah. İsim olarak kullanılmaz.
EHİL: (Ar.) Er. 1. Sahip, malik. 2. Becerikli, yetenekli. 3. Kankocadan her biri.
EHLİMEN: (Ar.) Er. inançlı inanan kimse.
EHLİYET: (Ar.) Ka. 1. İşe yarar halde bulunuş, bir işi hakedebilecek durumda bulunuş, selahiyet, yetki. Mahirlik, iktidar, liyakat, kabiliyet, kifayet, mensubiyet. 3. İktidar, kabiliyet ve liyakat vesikası.
EHLULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'ın adamı, veli, evliya. 2. Allah'a teveccüh etmiş, kulluğunu yanlız ona yöneltmiş. Küfür ehlinden, ve şirkten kaçman.
EKABİR: (Ar.) Er. Rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali.
EKBER: (Ar.) Er. Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. Allah'ın sıfatlanndandır. Kur'ân! Kedim'de 23 yerde geçer. İsim olarak kullanılması iyi değildir. Hindistan'a hakim olan Türk hükümdarı.
EKE: (Tür.) Er. 1. Bilgili, deneyli, olgun. 2. Kurnaz, açıkgöz. 3. Bilmiş çocuk. 4. Dahi.
EKEMEN: (Tür.) Er. (bkz. Eke). EKER: (Tür.) Er. Toprakla uğraşan. EKİM: (Tür.) Ka. 1. Toprağa ürün ekme işi. 2. Yılın onuncu ayı.
EKİN: (Tür.) Ka. 1. Ekilmiş tahılın sürmüşü, tarlada bitmiş tahıl. 2. Kültür.
EKİNER: (Tür.) Er. (bkz. Ekin).
EKMEL: (Ar.) Er. 1. Daha, pek kamil, mükemmel ve kusursuz olan. 2. En uygun, en eksiksiz. 3. Ekmeli Enbiya: Hz. Rasûlullah (s.a.s). 4. Dinin tamamlanması. Maide suresi ayet, 3.
EKMELEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dinin en olgunu, en olgunlaştırdığı isim. 2. Dinin tamamı. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. (bkz.
Ekmelettin).
EKREM: (Ar.) Er. 1. Daha, en kerim. 2. Çok şeref sahibi, pek cömert, çok eli açık. Ekremü'lEkremin: Cenabı Hak. (Alak suresi: 3). EK VAN: (Ar.) Er. Varlıklar, alemler, dünyalar. (bkz. Evren).
ELA: (Ar.) Ka. Sarıya çalan kestane rengi, göz rengi.
ELANUR: (Ar.) Ka. (bkz. Ela).
ELBURZ: (Fars.). 1. Kafkaslarda en yüksek dağ. 2. Uzun boylu yakışıklı kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ELÇİ: (Tür.) Er. 1. Başka bir devlet nezdinde devletini temsil eden kişi. 2. Sefir. 3. Allah'ın gönderdiği rasul ve nebiler.
ELDEMÎR: (Tür.) Er. Demir gibi güçlü el.
ELFAZ: (Ar.) Er. Sözler, sözcükler.
ELFİDA: (Ar.) Ka. Feda etme, gözden çıkarma, verme.
ELFİYE: (Ar.) Ka. l 1000 mısralık manzume. 2. Manzum risaleler.
ELGİN: (Tür.) Er. Garip, yurdundan ayrılmış.
ELHAN: (Ar.). Nağmeler, ezgiler. erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ELİF: (Ar.) Ka. 1. İslami alfabenin ilk harfi. Ebced hesabında değeri birdir. 2. Musikide "la" notasını ifade için kullanılır. 3. Ülfet eden, dost, tanıdık. 4. Alışmış, alışkın, alışık. İki kelimeli isimler yapılabilir (ElifBeyza, Elif Nur v.s.).
ELİFE: (Ar.) Ka. (bkz. Elif). ELMAS: (Yun.i.) Ka. 1. Bilinen kıymetli taş. 2. Pek sevgili ve kıymetli. 3. Billurlaşmış saf ve şeffaf karbon. 4. Ucunda sivri bir elmas parçası bulunan ve cam kesmekte kullanılan alet.
ELVAN: (Ar.) Levnler, renkler, çok renkli, polikrom. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EL VİDA: (Ar.) Allah'a ısmarladık. Allah'a emanet olun yollu ayrılık hitabı, (bkz. elFirak, elVeda). Erkek ve kadın ismi olarak kullanılır.
ELYESA: (Ar.) Er. Kur'anı Kerim'de adı geçen bir peygamber.
EMAN: (Ar.) Er. 1. Emniyet. 2. Himaye, masuniyet. Güvence. Müslüman her ferde eman verebilir.
EMANET: (Ar.) Ka. 1. Emniyet edilen kimseye bırakılan şey, eşya veya kimse. 2. Osmanlı devletinde bazı devlet dairelerine verilen isim.
EMANETULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın emaneti.
EMANULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'ın emaneti. Devletin tebası, halk, millet.
EMEÇ: (Tür.) Er. 1. Hedef. 2. Yamaç. 3. Henüz memeden kesilmemiş buzağı.
EMEK: (Tür.) Er. 1. Uzun, yorucu ve özenli çalışma. 2. Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü.
EMEL: (Ar.) Ka. 1. Ümit. 2. Şiddetli arzu, hırs, tamah. 3. Uzun zamanda gerçekleşebilecek arzu. 4. İnsan ömrünün yetmeyeceği hülyalar, kuruntular.
EMİN: (Ar.) Er. 1. Korkusuz kimse. 2. Emniyette olan. 3. İnanan, güvenen. 4. İnanılır, güvenilir. 5. Şüpheye düşmeyen, kati olarak bilen. 6. Emanet olarak idare edilen dairelerin başı. 7. (Hz. Muhammed (s.a.s) ve Cebrail'in adı.
EMİNE: (Ar.) Ka. 1. Arapça'daki Amine kelimesinin Türkçeleştirilmiş şeklidir. 2. Peygamberimizin annesi.
 

Alt 08-19-2006, 19:26   Themenautor   #26 (permalink)
Kıdemli Üye
 
ibrahimonur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
ibrahimonur isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Thanks: 0
Thanked 29 Times in 19 Posts
ibrahimonur Tanınma yolunda
Rep Puanı: 55
Referrals: 0
EMİR: (Ar.) Er. 1. Bir kavmin, bir şehrin başı. 2. Büyük bir hanedana mensup kimse. 3. Peygamberimizin soyundan gelen. 4. Kumandan. 5. Abbasi devletinde başkomutan. 6. Osmanlı devletinde beylerbeyi ve Tanzimat'tan sonra sivil paşalığın ilk derecesi.
EMİRE: (Ar.) Ka. (bkz. Emir).
EMİRHAN: (a.t.i.) Er. (bkz. Emir). "Emir" kelimesine "han" eki getirilerek iki isimden meydana gelmiştir.
EMİR SULTAN: (Ar.) Er. I. Beyazıd zamanında Buhara'dan Bursa'ya hicret eden mutasavvıf.
EMRAH: (Tür.) Er. Anadolu saz şairlerinden.
EMRAN: (Ar.) Er. Kürkler, hayvan derileri.
EMRE: (Tür.) Er. Aşık. Mübtela. Vurgun.
EMREDDİN: (Ar.) Er. Dinin emrettiği. Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.
EMRİ: (Ar.) Er. Emirle ilgili.
EMRİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Emri).
EMRULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın emri.
EMSAL: (Ar.) Er. 1. Kıssalar, hikayeler, destanlar. 2. Numuneler, örnekler. 3. Eş benzer. 4. Yatış denk. 5. Katsayı.
ENAM: (Ar.) Er. 1. Bütün mahlukat, yaratılmış her şey. 2. Halk, insanlar. Seyyidü'lEnam: Halkın ulusu Rasûlullah (s.a.s). 3. Kur'ân! Kerim'in 6. Suresinin adı. 4. Bazı ayet ve duaları içeren dua kitabı.
ENBİYA: (Ar.) Er. Peygamberler.
ENDER: (Ar.) Er. çok az, çok seyrek, çok az bulunur, pek nadir.
ENER: (Tür.) Er. En yiğit, en kahraman kişi.
ENERGİN: (Tür.) Er. En olgun, çok olgun.
ENES: (Ar.) Er. 1. İnsan. 2. Enes b. Malik: (Basra 709). Rasûlullah (s.a.s)'den çok hadis nakleden sahabelerdendir. Hicretten sonra annesi onu, 10 yaşındayken Rasûlullah (s.a.s)'ın hizmetine vermiştir. Rasûlullah (s.a.s)'ın vefatına kadar yanında kalmıştır. 97107 yaşına kadar yaşadığı rivayet edilmektedir.
ENFA: (Ar.) Çok yararlı, daha çok faydalı, (bkz. Nafı). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ENFAL: (Ar.) Er. 1. Ganimet. 2. Kur'anı Kerim'in 8 suresinin adı.
ENFES: (Ar.) Ka. Çok güzel, en güzel.
ENGİN: (Tür.) Er. 1. Ucu, bucağı görünmeyecek kadar çok geniş. 2. Denizin kıyıdan çok uzaklarda bulunan geniş bölümü, açık deniz. 3. Değer ve fiyatı düşük olan. 4. Yüksekte olmayan, alçak yer.
ENGİNALP: (Tür.) Er. Değerli yiğit
ENGİNAY: (Tür.) Er. (bkz. Engin).
ENGİNER: (Tür.) Er. iyi, güzel, değerli insan.
ENGİNİZ: (Tür.) Er. İz bırakacak kadar değerli insan.
ENGİNSOY: (Tür.) Er. Geniş soydan gelen. ENGİNSU: (Tür.) Er. Açık deniz.
ENGİNTALAY: (Tür.) Er. Büyük deniz, okyanus.
ENGÜR: (Tür.) Er. 1. Çok gür. 2. Bereketli.
ENHAR: (Ar.) Irmaklar, çaylar. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Enhar. Kur'anı Kerim'de cennetlerin altlarından akan ırmaklar.

ENİS: (Ar.) Er. 1. Dost arkadaş. 2. Yar, sevgili.
ENİSE: (Ar.) Ka. (bkz. Enis).
ENSÂR: (Ar.) Er. 1. Yardımcılar, muavinler, müdafıler, koruyucular. 2. Medine'ye hicrette Mekkeli muhacirlere yardım eden, Medineli müslümanlara verilen ad. Kur'anı Kerim'de çok geçen kelimelerden birisidir.
ENSARULLAH: (Ar.) Er. Allah yolunda Rasûlullah (s.a.s)'a yardım edenler.
ENVAR: (Ar.) Er. Ziyalar, aydınlıklar, ışıklar, parlaklıklar. (bkz. Ziya).
ENVER: (Ar.) Er. Daha nurlu, en nurlu, çok parlak.
ERACAR: (Tür.) Er. Becerikli erkek.
ERAKALIN: (Tür.) Er. Alnı ak, dürüst erkek.
ERAKINCI: (Tür.) Er. Yiğit akıncı.
ERAKSAN: (Tür.) Er. Temiz adlı yiğit.
ERALKAN: (Tür.) Er. Al kanlı yiğit.
ERALP: (Tür.) Er. Yiğit erkek.
ERALTAY: (Tür.) Er. (bkz. Eralp).
ERANDAÇ: (Tür.) Er. (bkz. Eraltay).
ERANIL: (Tür.) Er. Yiğitliğinle anıl, tanın.
ERASLAN: (Tür.) Er. Aslan gibi, güçlü kuvvetli erkek.
ERAVEND: (Fars.) Er. 1. Şevk, arzu, istek. 2. Şan, şeref.
ERAY: (Tür.) Er. Erken ay, ilk ay, ayın ilk günlerinde doğan. (bkz. İlkay).
ERBAŞAT: (Tür.) Er. (bkz. Eralp).
ERBATUR: (Tür.) Er. Cesur, yiğit.
ERBAY: (Tür.) Er. Soylu, ünlü aileye mensup erkek.
ERBELGİN: (Tür.) Er. Açık yürekli erkek.
ERBEN: (Tür.) Er. (bkz. Eralp).
ERBERK: (Tür.) Er. Şimşek gibi yiğit.
ERBOĞA: (Tür.) Er. Boğa gibi güçlü erkek.
ERBOY: (Tür.) Er. Yiğit soydan gelen.
ERCAN: (Tür.) Er. Canlı, diri, sıhhatli erkek.
ERCİHAN: (t.f.i.) Er. Cihanın tanıdığı erkek.
ERCİVAN: (t.f.i.) Er. Genç erkek.
ERCÜMENT: (Fars.) Er. Muhterem, şerefli, itibarlı, haysiyetli, seçkin, saygın, değerli.
ERGUVAN: (f.a.i.) 1. Erguvan çiçeği. 2. Kızıl şey. 3. Kırmızı kadife. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ERÇELİK: (Tür.) Er. Çelik gibi güçlü erkek.
ERÇETİN: (Tür.) Er. Sert, güçlü erkek.
ERÇEVİK: (Tür.) Er. Çevik, hızlı erkek.
ERCİN: (Fars.) Merdiven, basamak. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ERDA: (Ar.) Ka. Beyaz karınca.
ERDAL: (Tür.) Er. Tek erkek, dal gibi uzun erkek.
ERDEM: (Tür.) Er. 1. Fazilet. 2. Maharet, hüner. 3. Liyakat. 4. Usta gemici. 5. İnsanın ruhsal yetkinliği.
ERDEMALP: (Tür.) Er. Erdemli yiğit.
ERDEMAY: (Tür.) Ka. (bkz. Erdem).
ERDEMER: (Tür.) Er. Erdemli kimse.
ERDEMİR: (Tür.) Er. Demir gibi güçlü erkek.
ERDEMLİ: (Tür.) Er. Erdemli, faziletli.
ERDENİZ: (Tür.) Er. (bkz. Deniz).
ERDEŞİR: (Tür.) Er. Cesur, kahraman, aslan yürekli.
ERDİ: (Tür.) Er. 1. Amacına ulaşan, erişen. 2. Olgunlaşmış erkek. 3. Ermiş veli.
ERDİBİKE: (Tür.) Ka. Olgunluğa erişmiş, deneyimli kadın.
ERDİM: (Tür.) Er. (bkz. Erdem).
ERDİN: (Tür.) Er. (bkz. Erdi).
ERDİNÇ: (Tür.) Er. Duru, güçlü kuvvetli erkek.
ERDOĞAN: (Tür.) Er. Yiğit doğan.
ERDÖNMEZ: (Tür.) Er. Sözünden dönmeyen, doğru sözlü.
ERDURAN: (Tür.) Er. (bkz. Erdönmez).
ERDURMUŞ: (Tür.) Er. (bkz. Erduran).
ERDURSUN: (Tür.) Er. (bkz. Erdurmuş).
EREK: (Tür.) Er. Gerçekleştirilmek için tasarlanan ve erişmek istenilen şey, amaç, gaye, hedef.
EREKEN: (Tür.) Er. (bkz. Erek).
EREL: (Tür.) Er. Erkek eli, güçlü el.
EREN: (Tür.) Er. 1. Yetişen, ulaşan, vasıl olan. 2. İyi yetişmiş kişi. 3. Cesur, yiğit adam. 4. Ermiş. 5. Koca, zevç. 6. Kişi, şahıs.
ERENALP: (Tür.) Er. (bkz. Eren).
ERENAY: (Tür.) Er. (bkz Eren).
ERENCAN: (Tür.) Er. (bkz. Eren).
ERENDİZ: (Tür.) Er. Gezegenlerin en büyüğü ve güneşe yakınlık bakımından beşincisi Jüpiter.
ERENGÜÇ: (Tür.) Er. (bkz. Eren).
ERENGÜL: (Tür.) Ka. (bkz. Eren). Eren ve gül isimlerinden birleşik.
ERENÖZ: (Tür.) Er. (bkz. Eren).
ERENSOY: (Tür.) Er. (bkz. Eren).
ERENSU: (Tür.) Er. (bkz. Eren).
ERENTÜRK: (Tür.) Er. Erentürk.
ERER: (Tür.) Er. Ulaşır, kavuşur.
ERETNA: (Tür.) Er. XIV. yy. Orta Anadolu'da Sivas ve Kayseri'de beylik kuran bir zat. Aslen Uygur Türkleri'nden olup Küçük Asya'da Anadolu Selçuklularına ait yerleri idarelerine almış olan İlhanlıların emirlerinden biri. Adil yönetimi sayesinde halkın övgüsünü almış ve kendisine "köse peygamber" lakabı verilmiştir.
EREZ: (Ar.) Er. Acıbadem ağacı.
ERGALİP: (t.a.i.) Er. Üstün, yenen kimse.
ERGAZİ: (t.a.i.) Er. (bkz. Ergalip).

ERGE: (Tür.) Ka. Şımarık, nazlı.
ERGENÇ: (Tür.) Er. Genç erkek.
ERGENER: (Tür.) Er. (bkz. Ergenç).
ERGİ: (Tür.) Er. İyi, güzel bir şeye erişme.
ERGİN: (Tür.) Er. 1. Olmuş, yetişmiş, kemale ermiş. 2. Haklarını kendi kullanmak için yasanın gösterdiği yaşa gelmiş olan kimse (bkz. Reşid).
ERGİNAY: (Tür.) Er. (bkz. Ergin).
ERGİNCAN: (Tür.) Er. Olgun ruhlu kimse.
ERGİNER: (Tür.) Er. Olgun erkek.
ERGİNSOY: (Tür.) Er. Olgun kişilerin soyundan gelen.
ERGİNTUĞ: (Tür.) Er. (bkz. Ergin).
ERGİNALP: (Tür.) Er. (bkz. Ergin).
ERGÖK: (Tür.) Er. (bkz. Ergin).
 

Alt 08-19-2006, 19:26   Themenautor   #27 (permalink)
Kıdemli Üye
 
ibrahimonur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
ibrahimonur isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Thanks: 0
Thanked 29 Times in 19 Posts
ibrahimonur Tanınma yolunda
Rep Puanı: 55
Referrals: 0
ERGÖKMEN: (Tür.) Er. Mavi gözlü, sansın kimse.
ERGÖNÜL: (Tür.) Er. Gönül eri, iyi insan.
ERGUN: (Fars.) Er. Sert başlı, oynak ve hızlı giden at. Ergun Celaleddin Çelebi: Türk sufî. Mevlananın soyundandır. Kütahya mevlevi hanesine de şeyhlik yapmıştır.
ERGUNALP: (f.t.i.) Er. Hızlı, çevik, yiğit.
ERGUNER: (f.t.i.) Er. Hızlı, çevik erkek.
ERGUVAN: (Fars.) Er. Kırmızımtrak bir çiçek.
ERGÜÇ: (Tür.) Er. Erkek gücü.
ERGÜDEN: (Tür.) Er. 1. Yiğitlik eden erkek. 2. Sevk ve idare kabiliyeti olan, lider.
ERGÜDER: (Tür.) Er. (bkz. Ergüden).
ERGÜL: (Tür.) Nadide gül, tek gül. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ERGÜLEÇ: (Tür.) Er. Güleryüzlü erkek.
ERGÜMEN: (Tür.) Er. Amacına, isteğine kavuşan.
ERGÜN: (Tür.) Er. 1. Yumuşak uysal kimse. 2. Sulu kar, sulu saf kar.
ERGÜNAY: (Tür.) Er. (bkz. Ergün).
ERGUNER: (Tür.) Er. Yumuşak huylu, uysal erkek.
ERGÜVEN: (Tür.) Er. Kendine güvenen.
ERGÜVENÇ: (Tür.) Er. Güven duyulan kimse.
ERHAN: (Tür.) Er. İyi, adaletli hükümdar.
ERİB: (Ar.) Er. Akıllı, zeki kimse.
ERİBE: (Ar.) Ka. (bkz. Erib).
ERİKE: (Ar.) Ka. Taht.
ERİKER: (Tür.) Er. Becerikli, yürekli adam.
ERİM: (Tür.) Er. 1. Bir şeyin erebileceği uzaklık. 2. Vakıf olmak, yetmek.
ERİMEL: (Tür.) Er. (bkz. Erim).
ERİMŞAH: (Tür.) Er. (bkz. Erim).
ERİNÇ: (Tür.) Er. Rahat, huzur.
ERİNÇER: (Tür.) Er. Huzur veren kimse.
ERİPEK: (Tür.) Er. Yumuşak, uysal erkek.
ERİŞ: (Fars.) Er. Zeki, uyanık, azılı.
ERKAL: (Tür.) Er. Erkek kal, adam olarak kal.
ERKAN: (Ar.) Er. 1. Bir topluluğun ileri gelenleri, büyükler, üstler. 2. General ya da amiral aşamasındaki askerler. 3. Yol, yöntem, adet, usûl. 4. Temel esaslar. Rükünler, direkler.
ERKAM: (Ar.) Er. Rakamlar, sayılar, yazılar. Erkam b. Erkam: İlk müslüman olan sahabilerden birinin adı. Peygamberimiz ve müslümanlar Mekke döneminde bir müddet çalışmalarını gizlice Erkam'ın evinden yürüttükleri için, evi İslâm tarihinde meşhur olmuş ve günümüze Daru'lErkam olarak ulaşmıştır.
ERKE: (Tür.) 1. İş başarma gücü. 2. Nazlı serbest büyütülmüş çocuk. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ERKEL: (Tür.) Er. Güçlü, kudretli 124 el.
ERKILIÇ: (Tür.) Er. Kılıç gibi keskin güçlü yiğit.
ERKINAY: (Tür.) Er. Çalışan erkek.
ERKİN: (Tür.) Er. Serbest, hür.
ERKİNER: (Tür.) Er. Bağımsız, özgür insan.
ERKMAN: (Tür.) Er. Güçlü, etkili, sözü geçen kimse.
ERKOÇ: (Tür.) Er. Güçlü, iriyan erkek.
ERKOÇAK: (Tür.) Er. bkz. Koçak.
ERKSAN: (Tür.) Er. Güçlü, etkili san, tanınmış ad.
ERKSOY: (Tür.) Er. Güçlü soydan gelen.
ERKSUN: (Tür.) Er. Gücünü, kudretini göster.
ERKUL: (Tür.) Er. Erkek kul, güçlü kuvvetli adam, kul.
ERKUT: (Tür.) Er. 1. Güçlü, dayanıklı erkek. 2. Mübarek insan, kutlu insan.
ERKUT AY: (Tür.) Er. Uğurlu ayda doğan erkek.
ERMA: (Ar.) Ka. Çok güzel ve cilveli olan.
ERMAN: (Fars.) Er. 1. Arzu, istek. 2. Yerinme, pişman olma.
ERMİN: (Fars.) Er. Keykubat'ın dördüncü oğlu.
ERMİŞ: (Tür.) Er. 1. Allah'a yönelmiş ve bu yolda merhale katetmiş kimse. 2. Veli, aziz.
ERMİYE: (Ar.) Er. Dolu yağdıran kasırga.
ERNOYAN: (Tür.) Er. Yiğit başkomutan.
EROĞUZ: (Tür.) Er. Yiğit kimse.
EROKAY: (Tür.) Er. Seçkin, beğenilen erkek.
EROL: (Tür.) Er. Erkek ol. "Er" ve "ol" kelimelerinden birleşik isim.
ERONAT: (Tür.) Er. Dürüst, güvenilir, iyi erkek.
EROZAN: (Tür.) Er. Erkek ozan, şair.
ERÖZ: (Tür.) Er. Özü erkek, yiğit olan.
ERSAL: (Tür.) Er. Yiğitliğinle tanın.
ERSALMIŞ: (Tür.) Er. (bkz. Ersal).
ERSAN: (Tür.) Er. 1. Adıyla, sanıyla ünlenmiş erkek. 2. Güzel, güçlü san bırakmak.
ERSAVAŞ: (Tür.) Er. (bkz. Ersal).
ERSAYIN: (Tür.) Er. Saygı değer kimse.
ERSEÇ: (Tür.) Er. Seçkin ol.
ERSEN: (Fars.) Er. Meclis, kurultay, kongre.
ERSERİM: (Tür.) Er. (bkz. Serim).
ERSEVEN: (Tür.) Er. Seven erkek.
ERSEVER: (Tür.) Er. (bkz. Erseven).
ERSEYİM: (Tür.) Ka. Sevimli, sempatik erkek.
ERSEZEN: (Tür.) Er. (bkz. Ersezcr).
ERSEZER: (Tür.) Er. Kavrayışı güçlü erkek.
ERSÖZ: (Tür.) Er. Yiğit sözlü.
ERSU: (Tür.) Er. (bkz. Ersöz).
(Tür.) Er. (bkz. Ersu).
ERŞAD: (t.f.i.) Er. Sevinçli, mutlu erkek.
ERŞAHAN: (Tür.) Er. Şahin gibi güçlü yiğit.
ERŞAHİN: (Tür.) Er. Erkek şahin, kuş.
ERŞAN: (Tür.) Er. Yiğitliğiyle tanınmış, ünlenmiş erkek.
ERŞED: (Ar.) Er. En reşid, ergin olan, doğru yola daha yakın, hareket hattı daha iyi olan. (bkz. Reşid).
ERSEN: (Tür.) Er. Mutlu, neşeli erkek.
ERTAN: (Ar.) Er. Dericilerin,, yaprağıyla sahtiyan (deri) boyadıkları bir nevi ağaç.
ERTAŞ: (Tür.) Er. Taş gibi erkek. Er ve taş kelimelerinden birleşik isim. ERTAYLAR: (Tür.) Er. Uzun boylu, yakışıklı erkek.
ERTE: (Tür.) Er. 1. Gelecek şafak, şafak sökme zamanı. 2. Yann. 3. Herhangi bir işte ilk basan.
ERTEK: (Tür.) Er. Tek, eşsiz yiğit.
ERTEKİN: (Tür.) Er. Soylu erkek. Er ve tekin kelimelerinden birleşik isim.
ERTEN: (Tür.) Er. 1. Sabah güneşin doğduğu zaman. 2. Gün.
ERTİNGÜ: (Tür.) Er. Olağanüstü görülmemiş.
ERTOK: (Tür.) Er. Gözü, gönlü tok yiğit.
ERTÖRE: (Tür.) Er. Töreleri olan yiğit.
ERTUĞ: (Tür.) Er. Sorguç tutan erkek.
ERTUĞRUL: (Tür.) Er. Dürüst, doğru, yiğit. Ertuğrul Gazi: Osmanlı hanedanının kurucusu. Osman Bey'in babası.
ERTUNA: (Tür.) Er. (bkzTuna).
ERTUNÇ: (Tür.) Er. 1. Tunç renkli erkek. 2. Tunç madeni gibi güçlü kuvvetli erkek. Er ve tunç kelimelerinden birleşik isim.
ERTUNGA: (Tür.) Er. 1. Yiğit hakan. 2. Uygur yazıtlarında geçen Türk adı.
ERTÜZE: (Tür.) Er. (bkz. Tüze).
ERÜSTÜN: (Tür.) Er. Üstün erkek.
ERVA: (Ar.) Er. 1. Çok güzel genç. 2. Son derece cesur ve yiğit adam.
ERVİN: (Fars.) Ka. 1. Tecrübe, sınama, deneme. 2. Şeref ve itibar.
ERYALÇIN: (Tür.) Er. Sert, güçlü, boyun eğmez yiğit.
ERYAMAN: (Tür.) Er. Güçlü, becerikli.
ERYAVUZ: (Tür.) Er. Yürekli, korkusuz.
ERYETİŞ: (Tür.) Er. Erken gel.
ERYILDIZ: (Tür.) Er. Yıldız gibi parlak yiğit.

ERYILMAZ: (Tür.) Er. (bkz. Yılmaz).
ERZADE: (t.f.i.) Er. Yiğit oğlu.
ERZAN: (Fars.) Er. 1. Ucuz, bol. 2. Uygun, münasip, layık. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ESAD: (Ar.) Er. 1. Oldukça mutlu, daha saadetli. 2. Çok hayırlı. Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır. Esad b. Ziirare: Sahabedendir. Künyesi Ebû Umame'dir. Akabe bey'atından önce müslüman oldu. 1.2. ve 3. Akabe bey'atlannda hazır bulundu. Medine'ye İslamı ilk tebliğ eden sahabidir. Hicretin II. yılında Şevval ayında (Bedir öncesi) vefat etti.
ESED: (Ar.) Er. Arslan. Gazanfer. Haydar. Cesur ve kahraman kişi anlamında kullanılmıştır.
ESEDÜ'DDİN: (Ar.) Er. Dinin arslanı. Şeref lakabıdır.
ESEDULLAH: (Ar.) Er. (Allah'ın arslanı) Hz. Ali, Hayber'in fethinde gösterdiği kahramanlıktan dolayı Rasûlullah (s.a.s), Hz. Ali'ye bu ismi vermiştir. Astronomi'de: Güneşin rumi, temmuzun 9'unda ve Efrenci temmuzun 23'ünde içine girdiği ve semanın kuzey yarımküresi eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil 5. burç.
ESEN: (Tür.) Er. Sağ, salim, sağlıklı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ESENBOĞA: (Tür.) Er. (bkz. Esen).
ESENDAĞ: (Tür.) Er. Dağ gibi güven verici ve sağlam yaptı.
ESENER: (Tür.) Er. Sağlıklı, rahat kimse.

ESENGÜL: (Tür.) Ka. Canlı, dipdiri, renkleriyle yeni açan güzel gül.
ESENTÜRK: (Tür.) Er. Güçlü, kuvvetli, sağlıklı Türk.
ESER: (Ar.) Er. 1. Nişan, alamet, iz. 2. Etki, tesir. 3. Yok olmuş bir nesneden kalma parça. 4. Bir kişinin ortaya koyduğu mahsul, telif. S. Hadis, hadis ilmi. 6. imal, icat. 7. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ESİN: (Tür.) Ka. 1. Rüzgar, sabah rüzgarı. 2. ilham, çağrışım.
ESLEK: (Tür.) Er. 1. Çalışkan, gayretli. 2. Yumuşak başlı, uysal. 3. Atik, çevik.
EŞLEM: (Ar.) Er. 1. En selamatli, en emin, en doğru yol. 2. Kendisini bütünüyle Allah'ın dinine adamış, Silm'e girmiş mü'min. Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
ESMA: (Ar.) Ka. 1. Adlar. 2. Kulaklar, işitme. Esmaü'lHüsna. Allah'ın güzel isimleri. Hz. Esma: Hz. Ebû Bekir'in kızı, Hz. Aişe'nin ablasıdır.
ESMAHAN: (bkz. Esma).
ESMAN: (Ar.) Ka. Bedeller, kıymetler, değerler.
ESME: (Tür.) Ka. Esmek fiili. ESMER: (Ar.) Ka. (bkz. Esved).
ESMERAY: (a.t.i.) Ka. Siyah ay, buğday renkli, karayağız.
ESRA: (Ar.) Ka. Daha hızlı, daha çabuk, en çabuk.
ESVED: (Ar.) Ka. Siyah, kara.
EŞ'ARl: (Ar.) Er. Ebû Musa Abdullah b. Kay s elEş'ari (Öl. 935). Ünlü kelam alimi, Eş'ari mezhebinin, kurucusudur. 40 yaşına kadar Mutezile görüşü benimsemiş, daha sonra Basra camiinden de herkese ilan ederek Mutezile'yi bıraktığını açıklamıştır.
EŞAY: (Tür.) Er. Ay kadar güzel.
EŞCA: (Ar.) Er. En cesur, en yiğit kişi.
EŞFAK: (Ar.) Er. Daha şefkatli, çok merhametli.
ESİR: (Ar.) Er. Çok sevinçli.
EŞRAF: (Ar.) Er. 1. Şerefli, saygın kimseler. 2. Bir yerin zenginleri, sözü geçenler.
EŞREF: (Ar.) Er. Daha şerefli, çok onurlu, çok aziz, pek muhterem. Eşrefi: Akkoyunlular devrinde kullanılan bir çeşit gümüş para. Yavuz Sultan Selim'in Mısın fethettikten sonra burada bastırdığı para. Eşrefoğlu Rumi: Kadiri tarikatının bir kolu olan Eşrefiyye adlı ekolün kurucusu.
ETEM: (Ar.) Er. Daha tam daha noksansız, mükemmel. (bkz. Ekmel).
ETHEM: (Ar.) Er. (bkz. Edhem).
EVCAN: (Tür.) Er. Evdeki insan evcimen.
EVCİMEN: (Tür.) Er. Evine, ailesine bağlı. Ev işlerinde becerikli.
EVDEGÜL: (Tür.) Ka. Güzel kız.
EVFA: (Ar.) Er. Daha vefalı, cana yakın, sözünde duran.
EVİN: (Tür.) Ka. Tohum, tane, öz cevher.
EVİRGEN: (Tür.) Er. işini bilen, tedbirli kimse.
EVLA: (Ar.) Ka. Daha uygun, daha layık, daha iyi üstün. Hayırlı amel.
EVLİYA: (Ar.) 1. Veliler. 2. Allah'ın dostları. 3. İman edip salih amel işleyenler. 4. Allah yolunda mallan ve canlan yla cihad edenler. 5. Allah'ın emaneti olan dinini ve hükümlerini yeryüzünde tevelli ederek korumaya çalışanlar.
EVNUR: (Tür.) Ka. (bkz. Evdegül)
EVRA: (Fars.) Ka. Hisar.
EVREN: (Tür.) Er. 1. Büyük yılan, ejderha. 2. Felek, zaman. 3. Kainat, dünya. 4. Yaşanılan vasat.
EVRENSEL: (Tür.) Er. "Alemşümul" karşılığı olarak. Fransızca "UniversaT'e benzetilerek kullanılır.
EVSAN: (Ar.) Putlar, harçlar (bkz. Esnam). İsim olarak kullanılmaz.
EV VAH: (Ar.) Er. 1. Çok ah eden. 2. Çok dua eden. 3. Merhametli. 4. İmanı sağlam. 5. Din bilgisi çok geniş olan kimse. 6. Kur'anı Kerimde bu isimle Hz. İbrahim vasıflandırılmıştır.
EVVEL: (Ar.) 1. İlk başlangıç, ilkin. 2. Allah'ın 99 isiminden biri.
EYGÜL: (Tür.) İyi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EYLÜL: (Ar.) Ka. Sonbahar'ın ilk ayı.
EYMEN: (Ar.) Er. 1. Daha uğurlu, çok talihli, hayırlı, kutlu. 2. Sağ taraftaki. Eymen b. Hureym:. Sahabedendir. Mekke'nin alınışı sırasında müslüman oldu. Babası ve amcası Bedir şehiderindendir. Hadis rivayetiyle ün kazandı.
EYÜB: (Ar.) Er. 1. Sabırlı. 2. Dönen, pişman olan, günahlarına tevbe eden demektir. Kur'an'da adı geçen peygamberlerden. Güzel sabır sahibi. Allah'ın imtihanına güzellikle sabredip mükafat ve ihsana ulaşmıştır. Türk dil kuralı açısından "b/p" olarak okunur.
EZAMET: (Ar.) Ka. (bkz. Azamet). 1. Büyüklük, ululuk. 2. Çalım, kıvnm.
EZELHAN: (a.t.i.) Er. (bkz. Ezel).
EZFER: (Ar.) Ka. Güzel kokulu.
EZGİ: (Tür.) Ka. 1. Belli bir kurala göre yaratılan ve kulakta haz uyandıran şeşname. 2. Makamla söylenen manzum söz. 3. Beste (bkz. Beste).
EZGÜ: (Tür.) Makam, hava. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EZHAN: (Ar.) İnsanda akıl, fikir, zeka, hafıza anlayış, kavrayış, kudretleri. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EZHERAN: (Ar.) Ay ve güneş. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EZNEV: (Fars.) Yeni baştan, yeniden. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EZRA: (Ar.) Ka. 1. Pek fasih, sözü düzgün adam. 2. Beyaz kulaklı siyah at.
EZRAK: (Ar.) Mavi gözlü. Gök rengi saf ve temiz su. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 

Alt 08-19-2006, 19:27   Themenautor   #28 (permalink)
Kıdemli Üye
 
ibrahimonur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
ibrahimonur isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Thanks: 0
Thanked 29 Times in 19 Posts