Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > IslamForum Genel > Arşiv

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

 
 
LinkBack Seçenekler Stil

Kur'an-Gönül İlişkisi
Alt 08.10.2006, 15:04   #1 (permalink)
Yeni Üye
 
Yunus Emre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Yunus Emre isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 03.10.2006
Bulunduğu yer: Brighton / UK
Yaş: 25
Mesajlar: 70
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Yunus Emre Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 3
Standart Kur'an-Gönül İlişkisi

Tebliğ insanının gönlü Kur’ân'a göre ayarlanmalıdır. Kur’ân bu hususu ifade ‎ederken şöyle buyurur: ‎


إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ


‎"Bu Kur’ân, kalbi ona açık olanlar ve gözünü Kur’ân'a dikip ona kulak verenler ‎için bir öğüttür" (Kaf sûresi, 50/37).‎

Evet, Kur’ân bir nasihat, bir hatırlatma, bir zikir ve bir uyarıcıdır. Ne var ki ‎Kur’ân'ın bu yönlerinden istifade edebilmek için, gönüllerin ona karşı açık olması ‎şarttır. Gönlün açık olabilmesi için de, her insanın gözünü Kur’ân'a dikmesi ve ‎kulağını Kur’ân'a vermesi gerekir. İşte bu, bütünüyle Kur’ân'a yönelmek demektir ‎ki, başka türlü de istenen ölçüde Kur’ân'dan istifade edilmesi imkânsızdır. Çünkü ‎tavrını bu istikamette ayarlayamayan bir insanın bakışı, Kur’ân'ın, o ışıl ışıl yanan ‎mu'cizevî yönünü kat'iyen göremez. Göremeyince de, onun nazarında, Allah ‎kelâmıyla herhangi bir beşer kelamı arasında fark kalmaz.. ve artık düşünce ‎seviyesi bu derekeye düşmüş bir insanın Kur’ân adına yapacağı hiçbir şey yoktur; ‎olamaz da. Onun içindir ki: ‎


ذلك الكتاب لا ريب فيه


‎"Şu kitapta şüphe yoktur" denildikten sonra:


‎هدى للمتقين‎


"O, Allah'tan ‎korkanlara hidayettir" (Bakara sûresi, 2/1-2) buyurulur. Kur’ân, Allah'ın kelâmıdır, ‎bunda şüphe yok. Fakat, o Kur’ân'dan ancak müttakiler istenen ölçüde istifade ‎edebilirler. Müttaki, şeriat-ı fıtriyeyi en iyi bilen insandır. Lâubali insanın müttaki ‎olamayacağı gibi, onun Kur’ân'dan istifadesi de düşünülemez. Zira onun kalbi ‎artık ölmüştür. Bir âyet, bu tip insanların Allah Resûlü (s.a.s)'ne karşı tavırlarını ‎şöyle özetler: ‎


‏…يَنظُرُونَ إِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنْ الْمَوْتِ فَأَوْلَى لَهُمْ


‎"Onlar sana, üzerine ölüm çökmüş insanların baygınlığı içinde ‎bakarlar."(Muhammed sûresi, 47/20). Bakışı bu olan insan, Kur’ân'dan ve onun ‎tebliğcisi olan Allah Resûlü (s.a.s)'nden ne anlayabilir ki!. Hiçbir şey. Halbuki, ‎kalbini Kur’ân'a göre akort eden bir insan, kainatın nabzı gibi atıp duran ‎hâdiseleri, kendi kalbinin atışları içinde duyar. Neden? Zira kainat ile kendi ‎arasında bir birlik kurmuştur da ondan. Evet, hâdiselerin nabzını elinde ‎tutamayan insanların, irşâd adına fazla bir şey yapacakları da söylenemez. Aslında ‎bu, biraz da Kur’ân'a bir bütün olarak bakabilme keyfiyetiyle alâkalıdır. ‎

Aynı meseleye bir başka zaviyeden yaklaşacak olursak; âfâkî ve enfüsî âyetleri, ‎Kur’ân âyetlerine tatbik edip ondan bir terkip yapma, tebliğcinin hiçbir zaman ‎müstağni kalamayacağı bir ön şarttır. O tebliğinde, bu sahada başarılı olduğu ‎nispette başarılıdır. Aksi hâlde gerisi, hem kendisi hem de muhatapları için bir ‎vakit israfıdır. Evet, tebliğ adamı bütünüyle İslâmî sıfatlarla muttasıf olmalı ve hep ‎farklılığı ve fâikiyetiyle oturup kalkmalıdır. ‎

Âfâkî ve enfüsî âyetleri tahlile tabi tutup terkip yapabilmeye, oradan nezaket, ‎nezahet, şefkat, disiplin.. gibi temelde bir mü'mini, tam anlamıyla kâmil mü'min ‎yapan tüm sıfatlar, tebliğ insanının lâzım-ı gayr-i mufârık vasıfları olmalıdır. Bir ‎başka ifadeyle arz edecek olursak; aslında her kâfirin her sıfatı kâfir olmadığı gibi, ‎her mü'minin her sıfatı da mü'min değildir. Ve belki de kâfirlerin bugün dünya ‎çapında, o değişik alanlardaki başarılarının altında da onların mü'minlere ait ‎sıfatlarla muttasıf olmaları yatmaktadır. Ve tabiî ki bizim mağlubiyetimizin ‎altında da kâfir sıfatları ile kirlenmiş olmamız! Halbuki, her mü'min, mü'minliğe ‎ait hemen her sıfata fevkalâde önem vermelidir. Hele tebliğ insanları, bunları ‎temsil etmede sıradan mü'minlerin birkaç kadem daha önünde bulunmalıdırlar. ‎Meselâ, mü'min nezaket insanıdır, nezahet insanıdır, şefkat abidesidir. O bunlarla ‎kainatı bir merhamet beşiği, bir kardeşlik eşiği hâlinde görür ve görmelidir de. ‎Onun hayatı bütünüyle disiplindir. Dolayısıyla onun her anı nurlu ve aydınlık ‎geçer. O, vakit israfını en korkunç bir kayıp olarak değerlendirir. Müslümanın ‎kahvehane hayatı yoktur. Çünkü Resûlullah'ın, hayatında öyle bir mekana ‎uğradığı söz konusu değildir. Hanesinin dışında Müslümanın mekan anlayışı ‎mescitler, mabetler ve eğitim yuvalarıdır. O, bilgi ve irfan yüklüdür. Gelişigüzel ‎yapılan hareketlerden çok uzaktır; Müslüman daima bir plân ve programın ‎adamıdır. Sebep ve neticeler arasındaki münasebetlere vâkıf ve eşyanın rûhuna da ‎alabildiğine nâfizdir. ‎

Yukarıda beyan ettiğimiz gibi günümüzün batı dünyası, Müslümanlara ait bu ‎sıfatları aldıklarından dolayı, bugün hep zirvelerde dolaşmaktadırlar. Halbuki, ‎İslâm âlemi, bütünüyle onlara ait kötü sıfatların hamalı hâline gelmiştir. O, ‎mescide gelirken onlara ait sıfatları bir urba gibi sırtına geçirmiş öyle gelmiş, ‎diğeri de Müslümanlara ait sıfatlarla kiliseye koşmuştur. Demek oluyor ki, bugün ‎galip olan batının kendisi değil; onlardaki Müslüman sıfatlarıdır. Mağlup olan da ‎Müslümanlar değil; batıdan alıp taklit ettikleri kâfir sıfatlarıdır. Bu itibarla da ‎kurtuluşumuz bütünüyle Kur’ân'la bütünleşmemize bağlıdır.


İrşad Ekseni , Tebliğde Usul ve Prensipler
M. Fethullah Gulen
__________________
وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَوَدِدْتُ أَنِّي أَغْزُو فِي سَبِيلِ اللهِ فَأُقْتَلُ ثُمَّ أَغْزُو فَأُقْتَلُ ثُمَّ أَغْزُو فَأُقْتَلُ

“Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ne kadar isterdim Allah yolunda gaza edeyim, öldürüleyim, bir daha gaza edeyim, yine öldürüleyim...”




“Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi ittiba-ı Kur’an’dır.”

Hz. Bediüzzaman (r.a.)
 

Alt 08.10.2006, 23:45   #2 (permalink)
Yeni Üye
 
Yunus Emre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Yunus Emre isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 03.10.2006
Bulunduğu yer: Brighton / UK
Yaş: 25
Mesajlar: 70
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Yunus Emre Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 3
Standart

arkadaslar onemli bir konu oldugunu dusunuyorum, cunku tum peygamberler teblig uzerine gelmisler ve asil gorevleri bu olmustur, Efendimiz (sav) buyuruyorlar ki, "uzerinde gunesin dogup battigi herseyden daha hayirlidir!" boylece mu'minin bundan daha hayirli bir is yapamiyacagina isaret buyurmus oluyor...
__________________
وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَوَدِدْتُ أَنِّي أَغْزُو فِي سَبِيلِ اللهِ فَأُقْتَلُ ثُمَّ أَغْزُو فَأُقْتَلُ ثُمَّ أَغْزُو فَأُقْتَلُ

“Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ne kadar isterdim Allah yolunda gaza edeyim, öldürüleyim, bir daha gaza edeyim, yine öldürüleyim...”




“Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi ittiba-ı Kur’an’dır.”

Hz. Bediüzzaman (r.a.)
 
 

Lesezeichen

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hüküm Sebeb İlişkisi alphan Fıkıh Köşesi 7 29.06.2008 13:51
GÖnÜl Denilen Sey Ve GÖnÜl Ile Sohbet berfut Oku - Düşün - Anla 2 05.08.2007 22:19
Lafız - Mana İlişkisi muhammet Genel Islam Konular 3 04.07.2007 11:24
Şiddet ve Özgüven İlişkisi reyyan Aile & Aile Bağları 0 01.04.2007 13:28
Kur'an ve Sünnet İlişkisi muhammedordusu Genel Islam Konular 79 28.02.2007 00:52



WEZ Format +2. Şuan Saat: 01:50.


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.

Template-Modifikationen durch TMS
IslamForumAd Management RedTyger