Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > IslamForum Genel > Arşiv

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

 
 
LinkBack Seçenekler Stil

Üstad dan vesvese üzerine
Alt 11.09.2006, 15:59   #1 (permalink)
Tercübeli Üye
 
basbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
basbas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.09.2006
Yaş: 26
Mesajlar: 235
Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
basbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevher
Tecrübe Puanı: 5
Idee Üstad dan vesvese üzerine

RİSALE…
Ey maraz-ı vesvese ile mübtelâ! Biliyor musun vesvesen neye benzer? Musîbete benzer; ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder; havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir; mahiyetini bilsen, onu tanısan, gider. Öyle ise, şu musîbetli vesvesenin aksâm-ı kesîresinden kesîrü'l-vuku' olan yalnız beş vechini beyân edeceğim. Belki sana ve bana şifâ olur. Zîrâ, şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu dâvet eder, ilim onu tard eder; tanımazsan gelir, tanısan gider.
Birinci Vecih-Birinci Yara
Şeytan, evvelâ şüpheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şüpheden şetm'e döner. Hayale karşı şetme benzer bâzı pis hâtıraları ve münâfi-i edeb çirkin halleri tasvir eder. Kalbe "Eyvah!" dedirtir; ye'se düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki, kalbi Rabbine karşı sû-i edebde bulunuyor. Müthiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister. Bu yaranın merhemi budur:
Bak, ey bîçare vesveseli adam! Telaş etme. Çünkü, senin hatırına gelen, şetm değil, belki tahayyüldür. Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tahayyül-ü şetm dahi, şetm değildir. Zîrâ, mantıkça, tahayyül hüküm değildir. Şetm ise hükümdür.
Hem bununla beraber, o çirkin sözler, senin kalbin sözleri değil. Çünkü, senin kalbin, ondan müteessir ve müteessiftir. Belki, kalbe yakın olan lümme-i şeytânîden geliyor. Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır; yani onu zararlı tevehhüm etmekle, kalben mutazarrır olmaktır. Çünkü, hükümsüz bir tahayyülü hakikat tevehhüm eder. Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder; onun sözünü, ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer. Zâten şeytanın da istediği odur. İkinci Vecih
Budur ki: Mânâlar kalbden çıktıkları vakit, sûretlerden çıplak olarak hayale girerler; oradan sûretleri giyerler. Hayal ise, her vakit bir sebep tahtında, bir nevi sûretleri nesc eder. Ehemmiyet verdiği şeyin sûretlerini yol üstünde bırakır; hangi mânâ geçse, ya ona giydirir, ya takar, ya bulaştırır, ya perde eder. Eğer mânâlar, münezzeh ve temiz iseler, sûretler mülevves ve rezil ise, giymek yoktur; fakat, temas var. Vesveseli adam teması, telebbüsle iltibas eder. "Eyvah," der. "Kalbim ne kadar bozulmuş. Bu sefillik, bu hısset-i nefs, beni matrûd eder." Şeytan onun şu damarından çok istifade eder.
Şu yaranın merhemi şudur:
Dinle ey bîçare! Nasıl ki, senin namazın edeb-i nezîhânesinin vesîlesi olan zâhirî taharete, batnının bâtınındaki necâset ona tesir etmez ve bozmaz; öyle de, maânî-i mukaddesenin sûret-i mülevveseye mücâvereti, zarar etmez. Meselâ, sen âyât-ı İlâhiyeyi tefekkür ediyorsun. Birden, bir maraz, ya bir iştihâ, ya bevl gibi bir emr-i müheyyic, şiddetle senin hissine dokunuyor. Elbette senin hayalin, devâ-i illet ve kazâ-i hâcetin levâzımâtını görecek, bakacak; onlara münâsip süflî sûretleri nesc edecek; ve gelen mânâlar ortalarından geçecekler. Geçeceklere ne beis vardır, ne televvüs var ve ne zarar var ve ne hatar var. Yalnız hatar ise, hasr-ı nazardır, zann-ı zarardır.
 

devamı
Alt 11.09.2006, 16:00   #2 (permalink)
Tercübeli Üye
 
basbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
basbas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.09.2006
Yaş: 26
Mesajlar: 235
Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
basbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevher
Tecrübe Puanı: 5
Idee devamı

Üçüncü Vecih
Budur ki: Eşya mâbeynlerinde, bâzı münâsebât-ı hafiye bulunur. Hattâ, hiç ümit etmediğin şeyler içinde, münâsebet ipleri bulunur. Ya bizzat bulunur; veya senin hayalin, meşgul olduğu san'ata göre o ipleri yapmış, onları birbiriyle bağlamış. Şu sırr-ı münâsebettendir ki, bâzan bir mukaddes şeyi görmek, bir mülevves şeyi hatıra getirir. Fenn-i beyânda beyân olunduğu gibi, "Hariçte uzaklık sebebi olan zıddıyet ise, hayalde sebeb-i kurbiyettir." Yani, iki zıddın sûretlerinin cem'ine vâsıta, bir münâsebet-i hayaliyedir. Bu münâsebetle gelen tahattura, tedâi-yi efkâr tâbir edilir. Meselâ, sen namazda münâcâtta, Kâbe karşısında, huzûr-u İlâhîde iken, âyâtı tefekkürde olduğun bir halde, şu tedâi-yi efkâr, seni tutup en uzak mâlâyâniyât-ı rezîleye sevk eder.
Senin başın, böyle bir tedâi-yi efkâra mübtelâ ise, sakın telaş etme; belki, intibâha geldiği anda dön. "Aman ne kusur ettim," deyip, tetkikle meşgul olup durma; tâ o zayıf münâsebet, senin dikkatinle kuvvet peydâ etmesin. Zîrâ teessür gösterdikçe, ehemmiyet verdikçe, senin o zayıf tahatturun melekeye döner, bir maraz-ı hayalî olur. Korkma, maraz-ı kalbî değil. Şu nevi tahattur ise, gàliben ihtiyârsızdır; hususan, hassas asabîlerde daha gàliptir. Şeytan, şu nevi vesvesenin mâdenini çok işlettirir.
Şu yaranın merhemi şudur ki:
Tedâi-yi efkâr, gàliben, ihtiyârsızdır. Onda mesûliyet yoktur. Hem, tedâide mücâveret var, temas ve ihtilât yoktur. Onun için, efkârın keyfiyetleri, birbirine sirâyet etmez, birbirine zarar vermez. Nasıl ki, şeytan ile melek-i ilham, kalb taraflarındamücâveretleri var ve füccâr ve ebrârın karâbetleri ve bir meskende durmaları, zarar vermez; öyle de, tedâi-yi efkâr sâikasıyla, istemediğin pis hayalât gelip nezîh efkârın içine girse, zarar vermez. Meğer, kasden olsa veya zarar zannıyla, onunla ziyâde meşgul olsa. Hem, bâzan kalb yoruluyor; fikir, kendini eğlendirmek için rastgele bir şeyle meşgul olur. Şeytan fırsat bulur. Pis şeyleri önüne serpiyor, sürüyor.
Dördüncü Vecih
Amelin en iyi sûretini taharrîden neş'et eden bir vesvesedir ki; takvâ zannıyla teşeddüd ettikçe, hal ona şiddetlenir, hattâ bir dereceye varır ki, o adam, amelin daha evlâsını ararken, harama düşer. Bâzan bir sünnetin araması, bir vâcibi terk ettiriyor. "Acaba amelim sahih oldu mu?" der, iâde eder. Bu hal devam eder. Gayet ye'se düşer. Şeytan şu halinden istifade eder, onu yaralar. Şu yaranın iki merhemi var.
• Birinci merhem: Bu gibi vesvese, ehl-i îtizâle lâyıktır. Çünkü, onlar derler: "Medâr-ı teklif olan ef'âl ve eşya, kendi zâtında, âhiret itibâriyle, ya hüsnü var, sonra o hüsne binâen emredilmiş; veya kubhu var, sonra ona binâen nehyedilmiş. Demek eşyada, âhiret ve hakikat nokta-i nazarında olan hüsün ve kubh, zâtîdir; emir ve nehy-i İlâhî ona tâbidir." Bu mezhebe göre, insan her işlediği amelde şöyle bir vesvese gelir: "Acaba amelim nefsü'l-emirdeki güzel sûrette yapılmış mıdır?"
Ammâ mezheb-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat derler ki: "Cenâb-ı Hak bir şeye emreder, sonra hasen olur; nehyeder, sonra kabih olur." Demek, emir ile, güzellik; nehiy ile, çirkinlik tahakkuk eder. Hüsün ve kubh, mükellefin ıttılâına bakar ve ona göre takarrür eder. Şu hüsün ve kubh ise, sûrî ve dünyaya bakan yüzünde değil, belki âhirete bakan yüzdedir. Meselâ, sen namaz kıldın veya abdest aldın. Halbuki, namazını ve abdestini fesada verecek bir sebep, nefsü'l-emirde varmış lâkin, sen ona hiç muttalî olmadın. Senin namazın ve abdestin hem sahihtir, hem hasendir. Mûtezile der: "Hakikatte kabih ve fâsiddir. Lâkin senden kabul edilir. Çünkü cehlin var, bilmedin ve özrün var." Öyle ise Ehl-i Sünnet mezhebine göre, zâhir-i şeriata muvâfık olarak işlediğin ameline, "Acaba sahih olmuş mu?" deyip, vesvese etme. Fakat, "Kabul olmuş mu?" de; gururlanma, ucb'a girme.
• İkinci Merhem: Dinde, harec yoktur. Mâdem dört mezheb haktır. Mâdem istiğfara müncer olan derk-i kusur ise gurura müncer olan hüsn-ü amelin rü'yetine-böyle vesveseli adama-müreccahtır; yani böyle vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse, daha evlâdır.
Mâdem böyledir, sen vesveseyi at, şeytana de ki: "Şu hal, bir harecdir.
Hakikat-i hale muttalî olmak güçtür. Dindeki yüsr'e münâfidir. esâsına muhâliftir. Elbette, böyle amelim, bir mezheb-i hakka muvâfık gelir. O bana kâfidir. Hem, lâakal ben aczimi itiraf ederek ibâdeti lâyık-ı vech ile edâ edemediğimden, istiğfar ve tazarrû ile merhamet-i İlâhiyeye dehâlet edip, kusurum affolunmak, kusurlu amelim kabul olunmak için mütezellilâne bir niyaza vesîledir."
 

devamı
Alt 11.09.2006, 16:01   #3 (permalink)
Tercübeli Üye
 
basbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
basbas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.09.2006
Yaş: 26
Mesajlar: 235
Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
basbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevher
Tecrübe Puanı: 5
Idee devamı

Beşinci Vecih
Mesâil-i imâniyede şüphe sûretinde gelen vesvesedir. Bîçare vesveseli adam, bâzan tahayyülü, taakkul ile iltibas eder. Yani, hayale gelen bir şüpheyi, akla girmiş bir şüphe tevehhüm edip, itikadına halel gelmiş zanneder. Hem, bâzan tevehhüm ettiği bir şüpheyi, imâna zarar veren bir şek zanneder. Hem, bâzan tasavvur ettiği bir şüpheyi, tasdik-i aklîye girmiş bir şüphe zanneder. Hem, bâzan bir emr-i küfrîde tefekkürü, küfür zanneder; yani dalâletin esbâbını anlamak sûretinde kuvve-i müfekkirenin cevelânını ve tetkikatını ve bîtarafâne muhâkemesini, hilâf-ı imân zanneder. İşte telkinât-ı şeytâniyenin eseri olan şu zanlardan ürkerek, "Eyvah, kalbim bozulmuş, itikadıma halel gelmiş" der. O haller, gàliben ihtiyârsız olduğundan, cüz-i ihtiyârîsiyle ıslah edemediğinden yeise düşer. Bu yaranın merhemi şudur ki:
Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tevehhüm-ü küfür dahi, küfür değildir. Tasavvur-u dalâlet, dalâlet olmadığı gibi, tefekkür-ü dalâlet dahi, dalâlet değildir. Çünkü, hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür, tasdik-i aklîden ve iz'ân-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar. Onlar bir derece serbesttirler, cüz-i ihtiyâriyeyi pek dinlemiyorlar, teklif-i dinî altına çok giremiyorlar. Tasdik ve iz'an, öyle değiller; bir mîzana tâbidirler.
Hem, tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür, nasıl ki tasdik ve iz'an değiller; öyle de, şüphe ve tereddüt sayılmazlar. Fakat, eğer lüzumsuz tekrar ede ede müstekar bir hale gelse, o vakit, hakiki bir nevi şüphe ondan tevellüd edebilir.
Hem, bîtarafâne muhâkeme nâmiyle veya insaf nâmına deyip, şıkk-ı muhâlifi iltizam ede ede tâ öyle bir hale gelir ki, ihtiyârsız, taraf-ı muhâlifi iltizam eder; ona vâcib olan hakkın iltizâmı kırılır. O da tehlikeye düşer; hasmın veya şeytanın bir vekil-i fuzûlîsi olacak bir hâlet, zihninde takarrür eder.
Şu nevi vesvesenin en mühimi budur ki: Vesveseli adam, imkân-ı zâtî ile imkân-ı zihnîyi birbirine iltibas eder. Yani, birşeyi zâtında mümkün görse, o şeyi zihnen dahi mümkün ve aklen meşkuk tevehhüm eder. Halbuki, ilm-i kelâmın kaidelerindendir ki; imkân-ı zâtî ise, yakîn-i ilmîye münâfi değil ve zarûret-i zihniyeye zıddiyeti yoktur. Meselâ, şu dakikada Karadeniz'in yere batması, zâtında mümkündür ve o imkân-ı zâtî ile muhtemeldir. Halbuki, yakînen o denizin yerinde olduğunu hükmediyoruz, şüphesiz biliyoruz; ve o ihtimâl-i imkânî ve imkân-ı zâtî, bize şek vermez, bir şüphe getirmez, yakînimizi bozmaz. Meselâ, şu güneş, zâtında mümkündür ki, bugün gurûb etmesin veya yarın tulû etmesin. Halbuki, bu imkân, yakînimize zarar vermez, şüphe getirmez.
İşte bunun gibi, meselâ, hakàik-ı imâniyeden olan hayat-ı dünyeviyenin gurûbuna ve hayat-ı uhreviyenin tulûunaimkân-ı zâtî cihetinde gelen vehimler, yakîn-i imânîye zarar vermez. Hem, yani, "Bir delilden neş'et etmeyen bir ihtimâlin hiç ehemmiyeti yoktur" olan kaide-i meşhure, hem usûlü'd-din, hem usûlü'l-fıkhın kaide-i mukarreresindendir.
Eğer desen: "Bu derece mü'minlere muzır ve müz'ic olan vesvese, ne hikmete binâen bize belâ olmuş?"
Elcevap: İfrata varmamak, hem galebe çalmamak şartıyla, asl-ı vesvese teyakkuza sebeptir, taharrîye dâîdir, ciddiyete vesîledir; lâkaydlığı atar, tehâvünü def' eder. Onun için, Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsâbakada, bize kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş, beşerin başına vuruyor. Şâyet ziyâde incitse, Hakîm-i Rahîme şekvâ etmeli, demeli.
 

..............
Alt 11.09.2006, 16:07   #4 (permalink)
Tercübeli Üye
 
basbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
basbas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.09.2006
Yaş: 26
Mesajlar: 235
Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
basbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevher
Tecrübe Puanı: 5
Idee ..............

bir kaç yerde ayetler bir kaç arapça yazılar vardı çımadı,üzgünüm.Genel olarak anlam değişmedi ama yinede belirtmek istedim......İsteyene orjinal metnin bulunduğu dosyayı yollayabilirim...hepiniz Allah'a emanet olun...Dua ile...
 

Alt 11.09.2006, 21:08   #5 (permalink)
Mesajlari Onaylanacak
 
THE_HAFIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
THE_HAFIZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 14.08.2006
Mesajlar: 319
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
THE_HAFIZ gecmiste yüz kizartici davranista bulunmustu
Tecrübe Puanı: 0
Standart

Eğer desen: "Bu derece mü'minlere muzır ve müz'ic olan vesvese, ne hikmete binâen bize belâ olmuş?"
Elcevap: İfrata varmamak, hem galebe çalmamak şartıyla, asl-ı vesvese teyakkuza sebeptir, taharrîye dâîdir, ciddiyete vesîledir; lâkaydlığı atar, tehâvünü def' eder. Onun için, Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsâbakada, bize kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş, beşerin başına vuruyor. Şâyet ziyâde incitse, Hakîm-i Rahîme şekvâ etmeli, demeli.

• İkinci Merhem: Dinde, harec yoktur. Mâdem dört mezheb haktır. Mâdem istiğfara müncer olan derk-i kusur ise gurura müncer olan hüsn-ü amelin rü'yetine-böyle vesveseli adama-müreccahtır; yani böyle vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse, daha evlâdır.



Bakın gardaş, soruyordun ya alimlerin nerede hata yaptığını... aslında cevabını siz vermişsiniz bunun..

Peygamber zamanında mezhep yoktur, Kur'anda da tabii.
Peki,
Vahyin bitişinden asırlarca sonra çıkan bu mezheplerin HAK OLANINI VE OLMAYANINI kararlaştıran güç kimdir..
Bu dört mezhebin hak olduğunu Allah'tan mı aldınız yoksa bazı HAKLARI ALLAH İLE BERABER ALİMLERİNİZ Mİ BELİRLİYOR..
Asıl VESVESE denen şey budur işte, İmam Azamı Hak sayıp, mesela, hocası İmam Caferi (Caferi mezhebinin kurucusu) batıl saymak.. Oysa, İmam Azam Caferiden beslenmiştir.. Şimdi bu durumda nasıl bir karar vereceğiz.. Hadi çıkın bakalım işin içinden..
__________________
[B][SIZE="2"][COLOR="Red"][COLOR="Blue"]En'am Suresi 114 [/COLOR]Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma. [/COLOR][/SIZE][/B]
 

Alt 11.09.2006, 21:17   #6 (permalink)
Tercübeli Üye
 
Aysegul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Aysegul isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 15.05.2006
Yaş: 22
Mesajlar: 932
Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Aysegul Olagan üstü biriAysegul Olagan üstü biriAysegul Olagan üstü biriAysegul Olagan üstü biriAysegul Olagan üstü biriAysegul Olagan üstü biriAysegul Olagan üstü biriAysegul Olagan üstü biriAysegul Olagan üstü biriAysegul Olagan üstü biriAysegul Olagan üstü biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

basbas paylaşımın için teşekkür ederiz
__________________
Nisa Suresi 59
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.
 

Alt 12.09.2006, 00:46   #7 (permalink)
Tercübeli Üye
 
basbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
basbas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.09.2006
Yaş: 26
Mesajlar: 235
Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
basbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevher
Tecrübe Puanı: 5
Idee

Alıntı:
THE_HAFIZ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Eğer desen: "Bu derece mü'minlere muzır ve müz'ic olan vesvese, ne hikmete binâen bize belâ olmuş?"
Elcevap: İfrata varmamak, hem galebe çalmamak şartıyla, asl-ı vesvese teyakkuza sebeptir, taharrîye dâîdir, ciddiyete vesîledir; lâkaydlığı atar, tehâvünü def' eder. Onun için, Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsâbakada, bize kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş, beşerin başına vuruyor. Şâyet ziyâde incitse, Hakîm-i Rahîme şekvâ etmeli, demeli.

• İkinci Merhem: Dinde, harec yoktur. Mâdem dört mezheb haktır. Mâdem istiğfara müncer olan derk-i kusur ise gurura müncer olan hüsn-ü amelin rü'yetine-böyle vesveseli adama-müreccahtır; yani böyle vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse, daha evlâdır.



Bakın gardaş, soruyordun ya alimlerin nerede hata yaptığını... aslında cevabını siz vermişsiniz bunun..

Peygamber zamanında mezhep yoktur, Kur'anda da tabii.
Peki,
Vahyin bitişinden asırlarca sonra çıkan bu mezheplerin HAK OLANINI VE OLMAYANINI kararlaştıran güç kimdir..
Bu dört mezhebin hak olduğunu Allah'tan mı aldınız yoksa bazı HAKLARI ALLAH İLE BERABER ALİMLERİNİZ Mİ BELİRLİYOR..
Asıl VESVESE denen şey budur işte, İmam Azamı Hak sayıp, mesela, hocası İmam Caferi (Caferi mezhebinin kurucusu) batıl saymak.. Oysa, İmam Azam Caferiden beslenmiştir.. Şimdi bu durumda nasıl bir karar vereceğiz.. Hadi çıkın bakalım işin içinden..
Efendimiz hadislerinde hak mesheplerin geleceğini haber vermiştir.Hoş sen hadisleride pek sallamıyosun ya.Ama yine de olan biten iyi,karşı fikirler olmasa ince ayrıntılardaki gerçekleri keşfedemeyiz değilmi...Allah razı olsun.....Başka bir mesajda nick inin başındaki the ayrıntısından bahsetmiştim ama cevap alamadım, nedir bu özentimi yoksa ingiliz falan mısın,türkçeyi iyi kullandığına göre türksün belli.Ayrıntılarada önem veriyorsun buda açık,kardeşlik iyide bu ayrıntıya neden dikkat etmiyorsun,yaş 35 özenecek yaşıda geçmişsin.Hakkını helal et......
 

samimi bir soru.THE HAFIZ'A
Alt 12.09.2006, 00:51   #8 (permalink)
Tercübeli Üye
 
basbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
basbas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.09.2006
Yaş: 26
Mesajlar: 235
Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
basbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevher
Tecrübe Puanı: 5
Idee samimi bir soru.THE HAFIZ'A

Ayetler konusunda olan bilgine sığınarak sana samimi bir soru sormak istiyorum.Allah (CC) kuranda bir çok yerde bazı şeyler üzerine yemin ediyor.Bununla ilgili tatminkar bir cevap alamadım.Eğer sorumu cevaplarsan çok sevincem.ve senden ricam ne olur artık samimi davran ya olmuyo ki böyle,yapıcı olmaktan çok uzağız.Sencede öyle değilmi!!!!!!!!!!
 

Alt 12.09.2006, 01:53   #9 (permalink)
Üye
 
gencsofi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 04.09.2006
Yaş: 17
Mesajlar: 133
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
gencsofi Artık ünlü biri... o bir isik sacangencsofi Artık ünlü biri... o bir isik sacangencsofi Artık ünlü biri... o bir isik sacangencsofi Artık ünlü biri... o bir isik sacangencsofi Artık ünlü biri... o bir isik sacangencsofi Artık ünlü biri... o bir isik sacangencsofi Artık ünlü biri... o bir isik sacangencsofi Artık ünlü biri... o bir isik sacangencsofi Artık ünlü biri... o bir isik sacangencsofi Artık ünlü biri... o bir isik sacangencsofi Artık ünlü biri... o bir isik sacan
Tecrübe Puanı: 8
Standart

basbas kardeşim şu mezheplere işaret eden hadisleri bi yazabilirmisin acaba ahmet yasin arkadaşımız istiyorda lütfen !!!
vesselam..
__________________
HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAKTIR!!!

yarabbi,ben pişmanım,bütün yapmış olduğum günahlardan,keşke yapmasaydım,inş. birdaha ben yapmayacağım!!!
 

Alt 12.09.2006, 14:06   #10 (permalink)
Tercübeli Üye
 
basbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
basbas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.09.2006
Yaş: 26
Mesajlar: 235
Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
basbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevherbasbas islenmemis bir mücevher
Tecrübe Puanı: 5
Idee

Mezhep meselesi bir taraftan İslam'da bir ihtilaf unsuru gibi gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan bir takım demagojilerle saf zihinler bulandırılmak istenmektedir. Meselenin üzerine biraz eğildiğimiz zaman mezheplerin bir ihtiyaçtan doğduğu, hiç bir zaman ihtilaf unsuru olmadığı anlaşılacaktır.

İtikat ve amel diye iki kısımdan meydana gelen İslam dininde, mezhepler, ameli (pratikte yaşanan) kısımları mevzu olarak ele alır. Birden fazla mezhebin meydana gelmesi, nazari prensiplerin mezhep imamlarınca farklı anlaşılmasından ileri gelmiştir.(1)

Mesela Hz. Peygamber (a.s.m.) efendimiz namaz kılarken mübarek alınlarına taş batar ve alınları kanar. Hz. Aişe (r.a.) validemiz taşı Peygamber (a.s.m.) efendimizin alnından alarak yere atarlar. Peygamber (a.s.m.) efendimiz yeniden abdest alarak namazlarını kılarlar. Peygamber (a.s.m.) efendimiz yeniden abdest aldıklarına göre abdestleri bozulmuştur. Hanefi mezhebi imamı, İmam Azam Ebu Hanife hazretleri ile Şafii mezhebi imamı, İmam Şafii hazretleri abdesti bozan meseleleri ele alırken bu meseleyi değerlendirirler. İmam-ı Azam hazretleri, "Peygamber (a.s.m.) efendimizin alnına batan taş kan çıkardığı için Resulullah (a.s.m.) efendimiz abdest almıştır" hükmüne varırken; Şafii hazretleri abdestin bozulmasını Hz. Aişe (r.a.) validemizin Peygamber (a.s.m.) efendimizin alnına dokunmasına bağlamıştır. Böylece Hanefi mezhebinde az bir kan abdesti bozan sebeplerden biri olurken, Şafii mezhebinde kadının temasıyla abdestin bozulması kaide olarak benimsenmiştir. Görüldüğü gibi her iki hüküm de doğrudur ve haklı bir gerekçeye dayanmaktadır.
 
 

Lesezeichen

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Vesvese ve Kurtuluş Çareleri (VCD) Ahmet1989 Islami Film & Clip 3 31.05.2008 16:29
Vesvese samanyolu Genel Islam Konular 0 14.02.2008 23:36
Vesvese Ve Kurtuluş çareleri Tanitim Filmi NURDİYARI Kitap ve Dergi Tavsiyeleri 0 27.10.2007 11:15
üstad Bediüzzaman basbas Arşiv 103 02.07.2007 21:51
bilgi edinmek istediğimizde vesvese,evham dan kurtulmak alonewolf Arşiv 2 09.06.2006 08:36



WEZ Format +2. Şuan Saat: 19:35.


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.

Template-Modifikationen durch TMS
IslamForumAd Management RedTyger