 | Mezhebe Uymanın Önemi |  |
21.08.2006, 21:03
|
#1 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Aysegul isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 15.05.2006 Yaş: 22 Mesajlar: 932 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 10 | Mezhebe Uymanın Önemi Bir kimsenin bir mezhebe uyması demek, o kişinin şöyle düşünmesi demektir: "Benim, dinimin emir ve yasaklarını dinin dört kaynağından çıkartmam mümkün değildir. (Meselâ, Hanefî mezhebinde olan bir kimse) Ben İmâm-ı a'zam hazretlerinin ilminin üstünlüğüne inanıyorum. O'nun bildirdiği bütün hükümlerin, Kur'ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uygun olduğuna itimat ediyorum. Bunun için de İmâm-ı a'zam hazretlerini kendime rehber ediniyorum, dinde ne bildirdiyse doğru kabûl ediyorum."
Zaten ibâdetlerini, i'tikâdını belli bir mezhebe göre yapmıyanın îmânını muhafaza etmesi çok zordur. Uçurumun hemen kenarındaki insan gibidir. En ufak bir rüzgârla kendini uçurumun dibinde bulur. Çünkü, kişinin kendi başına dinin bütün emir ve yasaklarını Kur'ân-ı kerîmden çıkartması mümkün değildir.
Bunun için âkıl ve bâlig olan müslüman evlâdının, önce "Kelime-i şehâdet" söylemesi ve bunun ma'nâsını öğrenip, inanması lâzımdır. Sonra da Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılı olan i'tikâd, yâni îmân edilmesi lâzım olan bilgileri öğrenip, bunlara inanması lâzımdır.
Sonra da, Ehl-i sünnetin dört mezhebinden birinin kitaplarında yazılı olan fıkıh bilgilerini, yâni islâmın beş şartını ve helâl, harâm olan şeyleri öğrenmesi, bunlara inanması ve uygun yaşaması lâzımdır.
Bunları öğrenmek ve uymak lâzım olduğuna inanmıyan, önem vermiyen "mürted" olur. Yâni Kelime-i şehâdet getirerek müslüman olduktan sonra, tekrar kâfir olur.
Dört mezhebin i'tikâdı birbirinin aynıdır. Dört mezhebten birinin îmân ve fıkıh bilgilerine tâbi olan uyan bir müslümana "Ehl-i sünnet" veya "Sünnî" denir.
Dört mezhebin, Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş olan emir ve yasaklara uymakta, zaten hiç ayrılıkları yoktur. Yalnız, açıkça bildirilmiyenleri anlamakta ayrılmışlardır.
Şöyle bir benzetme yapacak olursak, hacıların, biri hava yolu ile, diğeri kara yolu ile, bir diğeri de deniz yolu ile Kâ'be-i şerîfe götürülmesi gibidir. Neticede her biri aynı yere gitmektedir ve hedef aynıdır. Hepsi aynı yerde buluşmaktadır. Ayrılık şekildedir. Aslında ayrılık yoktur. Biri Kâ'beye diğerleri başka yere gitmemektedir.
Bu kadarcık ayrılıklar da, Allahü teâlânın müslümanlara rahmetidir. Sağlıkları, çalıştıkları ve yaşadıkları yerler başka başka olan insanlara hangi mezhebe uymak kolay gelirse, onun "Fıkıh" kitaplarına göre ibâdet ederler.
Tek bir mezheb olsaydı, herkes buna uymağa mecbur olurdu. Bu da, çok kimseye güç gelirdi. Hattâ imkânsız olurdu. Dört mezhebin herhangi birine uyan müslümanlar, birbirlerini kardeş bilirler. Bunların tarih boyunca, dövüştükleri hiç görülmemiştir. Mezhebcilik yapmazlar. Yâni diğer üç mezhebi kötülemezler. Dördünün de Cennete götüren yol olduğuna inanırlar.
İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe, hergün sabah namazını câmide kılıp, öğleye kadar suallere cevap verirdi. Öğleden önce, oturduğu yerde (Kaylûle) yapardı. Güneş zevâle, tepeye yaklaşınca kaylûle yapmak, yâni biraz uyumak sünnettir.
Öğle namazından sonra, yatsıya kadar, talebeye ilim öğretirdi. Yatsıdan sonra evine gelip, biraz dinlenir, sonra câmiye gider, sabah namazına kadar ibâdet ederdi. Bu hâli, sözlerine güvenilir birçok kıymetli kimse haber vermiştir.
Bu dört mezhebin müctehidleri imâm-ı a'zam hazretlerinin, talebeleri, çocukları gibidir. Hepsinin üstadı o'dur.
Harama, helâle, hatta şüphelilere çok dikkat ederdi. Kûfe şehrinin köylerini haydutlar basıp, koyunları kaçırmışlardı. Bu çalınan koyunlar şehirde kesilip, halka satılabilir düşüncesi ile, o günden sonra yedi sene, Kûfe'de koyun eti alıp yemedi. Çünkü, bir koyunun, en çok yedi yıl yaşayacağını öğrenmişti. Harâmdan bu derece korkar, her hareketinde dinin emir ve yasaklarını gözetirdi.
huzuradoğrunun sitesinden alıntıdır
__________________ Nisa Suresi 59 Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir. | |
| |  |  | |  |
21.08.2006, 21:29
|
#2 (permalink)
| | Tercübeli Üye
chamdali isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 28.04.2006 Mesajlar: 551 Tesekkür Etti: 2
9 Kunu Icin 17 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 4 | Alıntı: | Aysegul Nickli Üyeden Alıntı
[b][color="Black"]Bir kimsenin bir mezhebe uyması demek, o kişinin şöyle düşünmesi demektir: "Benim, dinimin emir ve yasaklarını dinin dört kaynağından çıkartmam mümkün değildir. (Meselâ, Hanefî mezhebinde olan bir kimse) Ben İmâm-ı a'zam hazretlerinin ilminin üstünlüğüne inanıyorum. O'nun bildirdiği bütün hükümlerin, Kur'ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uygun olduğuna itimat ediyorum. Bunun için de İmâm-ı a'zam hazretlerini kendime rehber ediniyorum, dinde ne bildirdiyse doğru kabûl ediyorum." | İnsanlar demek bu tür sözlerle engelleniyor. Yazık. Bir çok alim potansiyelindeki insan bu sözleri duyup ürküyor. Belli sınırlar içine hapsediliyor. Düşünme çarpılırsın. Düşünme sakın yoksa dinden çıkarsın. Aysşegül Hanım siz de bu suça ortak olmayın. Alıntı: | Aysegul Nickli Üyeden Alıntı
Bunun için âkıl ve bâlig olan müslüman evlâdının, önce "Kelime-i şehâdet" söylemesi ve bunun ma'nâsını öğrenip, inanması lâzımdır. Sonra da Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılı olan i'tikâd, yâni îmân edilmesi lâzım olan bilgileri öğrenip, bunlara inanması lâzımdır.
Sonra da, Ehl-i sünnetin dört mezhebinden birinin kitaplarında yazılı olan fıkıh bilgilerini, yâni islâmın beş şartını ve helâl, harâm olan şeyleri öğrenmesi, bunlara inanması ve uygun yaşaması lâzımdır.
Bunları öğrenmek ve uymak lâzım olduğuna inanmıyan, önem vermiyen "mürted" olur. Yâni Kelime-i şehâdet getirerek müslüman olduktan sonra, tekrar kâfir olur. | Ehli Sünnet olmayanlar ne olacak? Onlar düşünmeyi bilmiyorlar mı? Doğrular Ehli Sünnet'in tekeline mi bırakılmış? | |
| |  |
21.08.2006, 22:14
|
#3 (permalink)
| | Tercübeli Üye
the okuz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 19.03.2006 Mesajlar: 279 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 4 | ya ayşegül kardeş ben bu kelime-i tevhid'i niye Kur'an'dan öğrenmiyorum da alimlerin kitaplarından öğreniyorum...Neden Allahın bana doğrudan seslenmesini bir kenara atıp insanların seslenmesini tercih edeyim?? salak mıyım ben?
__________________
"(...) Bir toplum kendinde olan durumu değiştirmedikçe, hiç şüphe yok ki, Allah da o toplumda olan hâli değiştirmez.
Allah bir toplum için de kötülük irade buyurdu mu, onu geri çevirecek kuvvet yoktur. Artık Allahın dışında onları himaye edecek kimse olamaz..."
Kur'an; Ra'd, 11
| |
| |
21.08.2006, 22:36
|
#4 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Aysegul isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 15.05.2006 Yaş: 22 Mesajlar: 932 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 10 | Kelime-i Tevhid değil Kelime-i şahadetten bahsediliyor...Kelime-i şahadette muhammed a.s kulu ve resuludur deniyor...Buradaki söz işin söz kısmıdır birde bunun uygulaması vardır....sen Allah'a diyorsunki...Muhammed a.s senin kulun ve resulündür iman ettim inandım diyorsun...Ama uygulamaya geldiği zaman sünnetleri terk ederek bu sözün uygulamasını yerine getirmemiş oluyorsunki işte bu dinden çıkmak oluyor...Daha nasıl açık konuşayım bilmiyorum 
__________________ Nisa Suresi 59 Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir. | |
| |
21.08.2006, 22:45
|
#5 (permalink)
| | Yeni Üye
sunnetehli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 31.07.2006 Mesajlar: 33 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Yok Kardeşim Doğğrular Kadina Arkadan Yaklaşmaayi Helal Sayan Yada Allah Bilmediğini öğrendi Diyen şiilere, Yada Allaha Mekan Isnad Eden Vahabilere Birakildi. Daha özetinde Doğruislamammi Birakildi Diye Genişletileiliir Bu Soru. Hrisitiyanlar Yahudiler Budistler Hiç Doğruyu Temsil Eetmiyormu.
Kendini Mezhepsizlik Mezhebine Adamiş Bu Kimselere Göre Elin Kanarsa şafiye Niyet Edersin O Esnada Eline Kadin Eli Deyse Hanifiye Niyet Edersin Ve Abdestin Tam Olmuş Olur Değilmi!
__________________ To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts. | |
| |
21.08.2006, 23:38
|
#6 (permalink)
| | Tercübeli Üye
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005 Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden Yaş: 24 Mesajlar: 5.925 Tesekkür Etti: 7
20 Kunu Icin 28 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 57 | Alıntı: | sunnetehli Nickli Üyeden Alıntı
Kendini Mezhepsizlik Mezhebine Adamiş Bu Kimselere Göre Elin Kanarsa şafiye Niyet Edersin O Esnada Eline Kadin Eli Deyse Hanifiye Niyet Edersin Ve Abdestin Tam Olmuş Olur Değilmi! | bunu keyfi yapamazsın , zaruri durum olması lazım oda namaz süresi çıkıcak olma durumu ve hala yaranın kanama durumunda imam-ı şafiye uyulur. ama aksi halde kanın durması beklenir...
__________________ Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ? HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63) | |
| |  | |  |
21.08.2006, 23:55
|
#7 (permalink)
| | Mesajlari Onaylanacak
THE_HAFIZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 14.08.2006 Mesajlar: 319 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Alıntı: | seyfullah putkıran Nickli Üyeden Alıntı
bunu keyfi yapamazsın , zaruri durum olması lazım oda namaz süresi çıkıcak olma durumu ve hala yaranın kanama durumunda imam-ı şafiye uyulur. ama aksi halde kanın durması beklenir... | Bu fikirleriniz aslında bir bitişin ve karmaşanın su yüzüne çıkmasıdır değil mi? Bu ne şimdi.. Yok başta hanefiye göre niyet, ortalarda şafiye kayış, inş. hanbeliye gelmeden ibadet biter de, mezheplere uyan kişinin oryantallıktan başı dönmez.. Peki, ashabı kiramın eli kanayınca hangi mezhebe göre durum belirlerlermiş.. bunuda söyleyin de rahat edelim bari.. Bunu da geçelim, eğer kan necis ve abdesti bozuyorsa, dalak ve ciğer yiyenin durumu ne olacaktır, bunları tüketenler necis mi yemiş oluyorlar.. Haa, bir de şu yatırlarda kurban kesenler var, kestikleri kurbanın kanını alınlarına sürerler, şimdi, Allah'tan başkası için boğazlanan kurban mı necis, yoksa alına sürülen kanı mı?.. Yahu, şu mezhepler illa bir olayı böyle arap saçına döndürmek için mi kurulmuştur.. sonuçlandırdıkları bir mesele olmayacak mı hiç.. hadi çık çıkabilirsen işin içinden.. Neyse, benim böyle bir derdim yok şükür, Kur'anın dediği kurallar bağlar beni, onun için, bu problemleri mezheplilere bırakıp, çekilelim aradan.. dualarımla
__________________
[B][SIZE="2"][COLOR="Red"][COLOR="Blue"]En'am Suresi 114 [/COLOR]Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma. [/COLOR][/SIZE][/B]
| |
| |  |  | |  |
21.08.2006, 23:57
|
#8 (permalink)
| | Mesajlari Onaylanacak
THE_HAFIZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 14.08.2006 Mesajlar: 319 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Alıntı: | Aysegul Nickli Üyeden Alıntı
Kelime-i Tevhid değil Kelime-i şahadetten bahsediliyor...Kelime-i şahadette muhammed a.s kulu ve resuludur deniyor...Buradaki söz işin söz kısmıdır birde bunun uygulaması vardır....sen Allah'a diyorsunki...Muhammed a.s senin kulun ve resulündür iman ettim inandım diyorsun...Ama uygulamaya geldiği zaman sünnetleri terk ederek bu sözün uygulamasını yerine getirmemiş oluyorsunki işte bu dinden çıkmak oluyor...Daha nasıl açık konuşayım bilmiyorum  |
Beni, işime gelen yazıları alıntılamak ile suçlayan hanfendi, ben sizi bu alıntınızdan dolayı suçlamıyorum, elbette herkes çapı kadar yer edinecektir, dualarımla
__________________
[B][SIZE="2"][COLOR="Red"][COLOR="Blue"]En'am Suresi 114 [/COLOR]Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma. [/COLOR][/SIZE][/B]
| |
| |  |  | |  |
22.08.2006, 00:46
|
#9 (permalink)
| | Tercübeli Üye
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005 Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden Yaş: 24 Mesajlar: 5.925 Tesekkür Etti: 7
20 Kunu Icin 28 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 57 | Alıntı: | THE_HAFIZ Nickli Üyeden Alıntı
Bu fikirleriniz aslında bir bitişin ve karmaşanın su yüzüne çıkmasıdır değil mi? Bu ne şimdi.. Yok başta hanefiye göre niyet, ortalarda şafiye kayış, inş. hanbeliye gelmeden ibadet biter de, mezheplere uyan kişinin oryantallıktan başı dönmez.. Peki, ashabı kiramın eli kanayınca hangi mezhebe göre durum belirlerlermiş.. bunuda söyleyin de rahat edelim bari.. Bunu da geçelim, eğer kan necis ve abdesti bozuyorsa, dalak ve ciğer yiyenin durumu ne olacaktır, bunları tüketenler necis mi yemiş oluyorlar.. Haa, bir de şu yatırlarda kurban kesenler var, kestikleri kurbanın kanını alınlarına sürerler, şimdi, Allah'tan başkası için boğazlanan kurban mı necis, yoksa alına sürülen kanı mı?.. Yahu, şu mezhepler illa bir olayı böyle arap saçına döndürmek için mi kurulmuştur.. sonuçlandırdıkları bir mesele olmayacak mı hiç.. hadi çık çıkabilirsen işin içinden.. Neyse, benim böyle bir derdim yok şükür, Kur'anın dediği kurallar bağlar beni, onun için, bu problemleri mezheplilere bırakıp, çekilelim aradan.. dualarımla | bu işte karmaşa yok, ,maı hanefiye uyan kişi zaten hanefi ictihadını benimser ve bu icdihat üzerine ibadet eder, aynısı diğer mücdehitlere uyanlar içinde geçerli, ama zarurui diye bir durum var o durularda müslüman kişi ne yapıcağını bilmediği durumlarda danışır ve konuşudur açıklık getirelim, imam-ı azam , efendimizin kan sebebiyle abdest alınması hükümne varmıştır bunu hadis ve ayet ışığında yapmıştır, ama kanı sürekli akan bir durumda olan kişi namzaz suresi geçme durumunda başka yapabilicğei kalmadığından namaz çıkmaması için imam-ı şafinin icdihatını kabul eder çünkü aksi halde namaz kazaya kalır. bu durum zaruri kabul edilir, ve böyle bir hüküm verilmiştir, kan necis kabul edilir kan içmekte haramdır.
gelelim dalak böbrek konusuna bu nasıl mantık hatasıdır anlamadım konumuzun dalakla, böbrekle ne alaksı var siz kanlı kanlı mı pişiriyosunuz yiyosunuz? ozaman siz işkembe de yemiyosunuzdur? nede olsa içinde ki necistir. öyle mi? ama dikkatli temziledniği sürece yenilmesinde sakınca yoktur. ama şunuda söylim dalağıda olsun diğer organlarıda tam tezmilemedne yemek mantıklı değil...
__________________ Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ? HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63) | |
| |  |  | |  |
22.08.2006, 05:53
|
#10 (permalink)
| | Tercübeli Üye
ibrahimonur isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 26.04.2006 Mesajlar: 375 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 3 | Alıntı: | Aysegul Nickli Üyeden Alıntı
Bir kimsenin bir mezhebe uyması demek, o kişinin şöyle düşünmesi demektir: "Benim, dinimin emir ve yasaklarını dinin dört kaynağından çıkartmam mümkün değildir. (Meselâ, Hanefî mezhebinde olan bir kimse) Ben İmâm-ı a'zam hazretlerinin ilminin üstünlüğüne inanıyorum. O'nun bildirdiği bütün hükümlerin, Kur'ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uygun olduğuna itimat ediyorum. Bunun için de İmâm-ı a'zam hazretlerini kendime rehber ediniyorum, dinde ne bildirdiyse doğru kabûl ediyorum."
Zaten ibâdetlerini, i'tikâdını belli bir mezhebe göre yapmıyanın îmânını muhafaza etmesi çok zordur. Uçurumun hemen kenarındaki insan gibidir. En ufak bir rüzgârla kendini uçurumun dibinde bulur. Çünkü, kişinin kendi başına dinin bütün emir ve yasaklarını Kur'ân-ı kerîmden çıkartması mümkün değildir.
Bunun için âkıl ve bâlig olan müslüman evlâdının, önce "Kelime-i şehâdet" söylemesi ve bunun ma'nâsını öğrenip, inanması lâzımdır. Sonra da Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılı olan i'tikâd, yâni îmân edilmesi lâzım olan bilgileri öğrenip, bunlara inanması lâzımdır.
Sonra da, Ehl-i sünnetin dört mezhebinden birinin kitaplarında yazılı olan fıkıh bilgilerini, yâni islâmın beş şartını ve helâl, harâm olan şeyleri öğrenmesi, bunlara inanması ve uygun yaşaması lâzımdır.
Bunları öğrenmek ve uymak lâzım olduğuna inanmıyan, önem vermiyen "mürted" olur. Yâni Kelime-i şehâdet getirerek müslüman olduktan sonra, tekrar kâfir olur.
Dört mezhebin i'tikâdı birbirinin aynıdır. Dört mezhebten birinin îmân ve fıkıh bilgilerine tâbi olan uyan bir müslümana "Ehl-i sünnet" veya "Sünnî" denir.
Dört mezhebin, Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş olan emir ve yasaklara uymakta, zaten hiç ayrılıkları yoktur. Yalnız, açıkça bildirilmiyenleri anlamakta ayrılmışlardır.
Şöyle bir benzetme yapacak olursak, hacıların, biri hava yolu ile, diğeri kara yolu ile, bir diğeri de deniz yolu ile Kâ'be-i şerîfe götürülmesi gibidir. Neticede her biri aynı yere gitmektedir ve hedef aynıdır. Hepsi aynı yerde buluşmaktadır. Ayrılık şekildedir. Aslında ayrılık yoktur. Biri Kâ'beye diğerleri başka yere gitmemektedir.
Bu kadarcık ayrılıklar da, Allahü teâlânın müslümanlara rahmetidir. Sağlıkları, çalıştıkları ve yaşadıkları yerler başka başka olan insanlara hangi mezhebe uymak kolay gelirse, onun "Fıkıh" kitaplarına göre ibâdet ederler.
Tek bir mezheb olsaydı, herkes buna uymağa mecbur olurdu. Bu da, çok kimseye güç gelirdi. Hattâ imkânsız olurdu. Dört mezhebin herhangi birine uyan müslümanlar, birbirlerini kardeş bilirler. Bunların tarih boyunca, dövüştükleri hiç görülmemiştir. Mezhebcilik yapmazlar. Yâni diğer üç mezhebi kötülemezler. Dördünün de Cennete götüren yol olduğuna inanırlar.
İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe, hergün sabah namazını câmide kılıp, öğleye kadar suallere cevap verirdi. Öğleden önce, oturduğu yerde (Kaylûle) yapardı. Güneş zevâle, tepeye yaklaşınca kaylûle yapmak, yâni biraz uyumak sünnettir.
Öğle namazından sonra, yatsıya kadar, talebeye ilim öğretirdi. Yatsıdan sonra evine gelip, biraz dinlenir, sonra câmiye gider, sabah namazına kadar ibâdet ederdi. Bu hâli, sözlerine güvenilir birçok kıymetli kimse haber vermiştir.
Bu dört mezhebin müctehidleri imâm-ı a'zam hazretlerinin, talebeleri, çocukları gibidir. Hepsinin üstadı o'dur.
Harama, helâle, hatta şüphelilere çok dikkat ederdi. Kûfe şehrinin köylerini haydutlar basıp, koyunları kaçırmışlardı. Bu çalınan koyunlar şehirde kesilip, halka satılabilir düşüncesi ile, o günden sonra yedi sene, Kûfe'de koyun eti alıp yemedi. Çünkü, bir koyunun, en çok yedi yıl yaşayacağını öğrenmişti. Harâmdan bu derece korkar, her hareketinde dinin emir ve yasaklarını gözetirdi.
huzuradoğrunun sitesinden alıntıdır |
zaten mezzhepler insana kolaylık sağlanması açısından ortaya çıkmıştır çok zor bir durumdan insan bir kaç defaya mahsus olarak başkalarının mezhebine uyabilir diyebiliyorum | |
| |  | | Seçenekler | | | | Stil | Normal |
Yetkileriniz
| Konu Acma Yetkiniz Yok Cevap Yazma Yetkiniz Yok Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok HTML-Kodu Kapalı | | | | WEZ Format +2. Şuan Saat: 19:24. | | |