 | |  |
21.08.2006, 22:04
|
#11 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Aysegul isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 15.05.2006 Yaş: 22 Mesajlar: 932 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 10 | Alıntı: | chamdali Nickli Üyeden Alıntı
Çok iddialı bir yaklaşım. Süpürücü. Bölücü. Dışlayıcı. Haksız.
| Bu sizin kendi görüşünüzdür inanç meselesi yani Alıntı: | chamdali Nickli Üyeden Alıntı
Bu üsttekinden daha korkunç bir fecaat örneği. Ayete değil mezhebe uymak.
Bu anlayışa sahip olmaktan Allah'a sığınırım.
Selamlar! | Bende peygambere , Allah tarafından kendilerine ilim verilmiş din büyüklerine ve en önemlisi onlar bilemez ben kendim okuayarak yorum yaparım demekten yani bu tarz davranışla hiç bir eğitimim olmadan eş koşmaya Allaha sığınırım
__________________ Nisa Suresi 59 Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir. | |
| |  |
21.08.2006, 22:12
|
#12 (permalink)
| | Tercübeli Üye
the okuz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 19.03.2006 Mesajlar: 279 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 4 | chamdali kardeş kesinlikle haklı bu resmen sapıklık...elbette benim de islam alimlerine sonsuz saygım ve sevgim var, onlar olmasa İslam bu denli yayılamaz gelişemezdi...ama ayşegül kardeş senin yaptığın resmen onları tanrı ilan etmektir...
__________________
"(...) Bir toplum kendinde olan durumu değiştirmedikçe, hiç şüphe yok ki, Allah da o toplumda olan hâli değiştirmez.
Allah bir toplum için de kötülük irade buyurdu mu, onu geri çevirecek kuvvet yoktur. Artık Allahın dışında onları himaye edecek kimse olamaz..."
Kur'an; Ra'd, 11
| |
| |  | |  |
21.08.2006, 22:23
|
#13 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Aysegul isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 15.05.2006 Yaş: 22 Mesajlar: 932 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 10 | Fâtır Suresi
28. İnsanlardan, (yeryüzünde) hareket eden (diğer) canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Allah’a karşı ancak; kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
Mücadele Suresi
11. Ey iman edenler! Size, “Meclislerde yer açın” denildiği zaman açın ki, Allah da size genişlik versin. Size, “Kalkın”, denildiği zaman da kalkın ki, Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
burada iki farklı kavram kullanılıyor...1-inananlar 2-kendilerine ilim verilenler
Nisa Suresi
162. Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekatı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.
yine iki kavram kullanılıyor
1-ilimde derinleşenler 2-Mü'minler
Bunun üzerine daha ne açıklama yapılabilir???
Elimde arapça türkçe kur'anı kerim var ve arapça kuranı kerim okuyabiliyorum tam karşılığı ilimde derinleşmiş ve mü'minler olarak geçiyor hiç bir ek tefsir yok...Kelimelerin tam karşılığı ayetleri sizde araştırın isterseniz
__________________ Nisa Suresi 59 Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir. | |
| |  |  | |  |
21.08.2006, 22:27
|
#14 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Aysegul isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 15.05.2006 Yaş: 22 Mesajlar: 932 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 10 | Alıntı: | the okuz Nickli Üyeden Alıntı
chamdali kardeş kesinlikle haklı bu resmen sapıklık...elbette benim de islam alimlerine sonsuz saygım ve sevgim var, onlar olmasa İslam bu denli yayılamaz gelişemezdi...ama ayşegül kardeş senin yaptığın resmen onları tanrı ilan etmektir... | Ya yemin ediyorum sana hakkımı helal etmiyorum yaaa....Diğerlerine ediyorum ama sana etmiyorum....Nerden biliyorsun sen benim alimleri tanrı edindiğimi?Ben öyle bir şeymi söyledim...Seni Allahu Tealaya havale ediyorum...Bu yazıyı okuyanlarda şahidim olsun inşallah...Ben bu kadar yazı yazmak için uğraşıyorsam bir şeye inanmışsam doğruluğuna eminsem sırf diğer kardeşleriminde istifade etmesi içindir....Sana hiç bir yorumum yok 
__________________ Nisa Suresi 59 Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir. | |
| |  |  | |  |
23.08.2006, 23:21
|
#15 (permalink)
| | Tercübeli Üye
chamdali isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 28.04.2006 Mesajlar: 551 Tesekkür Etti: 2
9 Kunu Icin 17 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 4 | Alıntı: | Aysegul Nickli Üyeden Alıntı
Fâtır Suresi
28. İnsanlardan, (yeryüzünde) hareket eden (diğer) canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Allah’a karşı ancak; kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
Mücadele Suresi
11. Ey iman edenler! Size, “Meclislerde yer açın” denildiği zaman açın ki, Allah da size genişlik versin. Size, “Kalkın”, denildiği zaman da kalkın ki, Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
burada iki farklı kavram kullanılıyor...1-inananlar 2-kendilerine ilim verilenler
Nisa Suresi
162. Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekatı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.
yine iki kavram kullanılıyor
1-ilimde derinleşenler 2-Mü'minler
Bunun üzerine daha ne açıklama yapılabilir???
Elimde arapça türkçe kur'anı kerim var ve arapça kuranı kerim okuyabiliyorum tam karşılığı ilimde derinleşmiş ve mü'minler olarak geçiyor hiç bir ek tefsir yok...Kelimelerin tam karşılığı ayetleri sizde araştırın isterseniz | Ayşegül o alimlerden biri de neden sen olmayasın? Kendine bunu niye çok görüyorsun? Bak ne güzel anlıyorsun ayetleri... | |
| |  |  | |  |
23.08.2006, 23:33
|
#16 (permalink)
| | Mesajlari Onaylanacak
THE_HAFIZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 14.08.2006 Mesajlar: 319 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Alıntı: | chamdali Nickli Üyeden Alıntı
Ayşegül o alimlerden biri de neden sen olmayasın? Kendine bunu niye çok görüyorsun? Bak ne güzel anlıyorsun ayetleri... | Bir kartalın yumurtası yuvarlandı ve GURK yatan ördek yumurtalarıyla karıştı. Civcivler çıktığında, hepsi perdeli ayaklı ve düz gagalıydı ama, kartal yavrusu bunlardan çok farklıydı. Bu farkı anlayamayan Kartal yavrusu, ördek gibi paltak yürüyüp, vak vak diye ötmeye alıştı. Bir gün havada özgürce uçan kartalları görünce, imrendi ve onlar gibi neden uçamadığını düşündü durdu.. Oysa, bir kez kanadını çırpsa uçacak ve belkide yukarıda uçan ana babasına eşlik edecekti ama, ördek olduğuna kendini o kadar inandırmıştı ki, hayatının sonuna kadar bir kez kanadını çırpmadan ördek olarak yaşadı ve ördek olarak can verdi.
bbilmem anlatabildim mi sevgili kardeşim, mesele ne olup ne olmadığını önce iyi bir tahlil etmekte, maalesef ayşegül kardeşimizin sıkıntısı burada. Allah yar ve yardımcımız olsun. dualarımla
__________________
[B][SIZE="2"][COLOR="Red"][COLOR="Blue"]En'am Suresi 114 [/COLOR]Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma. [/COLOR][/SIZE][/B]
| |
| |  |
23.08.2006, 23:37
|
#17 (permalink)
| | Tercübeli Üye
isimsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 09.02.2005 Yaş: 30 Mesajlar: 914 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 16 | ayşegül kardeşimiz ne sıkıntısı varmış ....pek sıkıntılı görünmyor..yoksa sizde sıkıntıyi hipnoz edip gerçekten sıkıntılı olduğunamı inandıracaksınız....
allah cümlemizin yardımcısı olsun.....
__________________
bugün ALLAH için ne yaptık?
| |
| |  | |  |
24.08.2006, 12:47
|
#18 (permalink)
| | Tercübeli Üye
chamdali isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 28.04.2006 Mesajlar: 551 Tesekkür Etti: 2
9 Kunu Icin 17 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 4 | Alıntı: | THE_HAFIZ Nickli Üyeden Alıntı
Bir kartalın yumurtası yuvarlandı ve GURK yatan ördek yumurtalarıyla karıştı. Civcivler çıktığında, hepsi perdeli ayaklı ve düz gagalıydı ama, kartal yavrusu bunlardan çok farklıydı. Bu farkı anlayamayan Kartal yavrusu, ördek gibi paltak yürüyüp, vak vak diye ötmeye alıştı. Bir gün havada özgürce uçan kartalları görünce, imrendi ve onlar gibi neden uçamadığını düşündü durdu.. Oysa, bir kez kanadını çırpsa uçacak ve belkide yukarıda uçan ana babasına eşlik edecekti ama, ördek olduğuna kendini o kadar inandırmıştı ki, hayatının sonuna kadar bir kez kanadını çırpmadan ördek olarak yaşadı ve ördek olarak can verdi.
bbilmem anlatabildim mi sevgili kardeşim, mesele ne olup ne olmadığını önce iyi bir tahlil etmekte, maalesef ayşegül kardeşimizin sıkıntısı burada. Allah yar ve yardımcımız olsun. dualarımla | Sadece Ayşegül mü?
Bonzai ağaçlarına yapılanların daha kötüsü insanımıza yapılmıyor mu? - Hiç bonzai ağacı gördün mü?
- Şu Japonların yetiştirdiği bodur ağacı demek istiyorsunuz.
- Evet, o ağaçları.
- O ağaçlar hakkında pek bir bilgim yok.
- Benim de yok. Bildiğim şu ki, o ağaçlar fidanken sistematik bir şekilde budanıyor ve bu özel budanma biçimi içinde biçimlerini koruyorlar ama gelişip dallanıp budaklanıp ulu bir ağaç olamıyorlar.
- Biz insanlar kafese konmuş aslan ya da budanan ağaç gibi miyiz?
İşte bizim insanımız da kendini buduyor. Nice alim potansiyeli, alimlerin gölgesinde kalarak kendini boşveriyor.
Selamlar! | |
| |  |  | |  |
24.08.2006, 15:19
|
#19 (permalink)
| | Yeni Üye
mihr2004 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.08.2006 Mesajlar: 71 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 3 | Umarım yukarıdaki geçen alimleri İlahiyat profesörleri olarak görmüyorsunuzdur. Çünkü bunların bir kısmı magazin programlarından bir kısmı ise parti faaliyetleriyle uğraşmaktan din'e zaman ayıramıyorlar.Zavallıların kendilerine hayırları yokki kaldıki bize fayydaları olsun.Buradaki Alimler olsa olsa Allah'ın Veli Kullarıdır. Alimin uykusu cahilin ibadetinden hahyırlıdır, sözünü hatırlayalım. Nasıl oluyor acaba ?Birisi uyuyor birisi ibadet ediyor. Çünkü sevgili Kardeşlerim burada bahsi geçen alimler Allah'ın Velileridir ve Nisa Suresinin 103. ayeti kerimesi gereği yatarken ,ayaktayken ve oturrurken (başka bir hal söz konusu değil) hep kalplerinden Allah'ın ismini zikretmektedrler. Cahill ise ibadet ederken örneğin namaz kılarken vücudu seccadenin üzerindedir ve namaz kılıyor ancak aklı tahsil edeceği fautaralarda veya namazdan sonra yapacağı işlerdedir. Bu yüzden Alim(Veli) in 1 saatlik uykusu Cahilin 70 yıllık amelinden daha hayırlıdır.Sayygıalrrımla. | |
| |  |  | |  |
25.08.2006, 09:16
|
#20 (permalink)
| | Tercübeli Üye
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005 Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden Yaş: 24 Mesajlar: 5.925 Tesekkür Etti: 7
20 Kunu Icin 28 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 57 | PEYGAMBER VARİSLERİ İLE HUZURDA BULUNMA EDEBİ
Feyzin gelişi bunu bağlıdır. Bu da iki kısımdır; biri zàhiren, biri de bâtınendir.
Bihasebiz-zàhir huzur edebi odur ki, mürid mürşidinin yüzüne bakmayarak, huzurunda boynunu büküp şöyle durmalıdır: Sanki sultandan kaçan bir köle tutulup sultanın huzuruna getirildiği vakitteki gibi. Ve o dâimâ huzû ve huşû üzere ola ve mürşidin emri ve izni olmadıkça oturmaya ve iktizà-yı şer'î veya tarîkatte bir müşkülü olsa bile, mürşidin izni olmadıkça kendiliğinden söze başlamaya, cevap vermeye, kalkmaya ve huzur-u mürşidde hazır olanlarla tekellüm etmeye... Her ne kadar ihtiyar ise de, tekellümden son derece sakına.
Vay vay bu ahir zaman dervişlerine! Ne edeb, ne de saygı var!.. Bazan ıslık çalacak kadar cür'etkârlarına rastlanıyor. Huzur-u şeyhte lâubâli konuşmalar, seslerini yükseltmeler, tenkitler, gıybetler, hattâ tahakkümler de görülen hallerdendir. Aman yâ Rab!..
Aşık olan kimse mâşukunun gayriden müstağni olduğu halde nasıl durursa, öylece durup mecliste olanlara kat'iyyen iltifat etmeye... Zira müridin mürşidine taaşşuk ve tâzimi, Hak Teàlâ için olduğundan, ona taaşşuk ve tâzim hakîkatte Hazret-i Allah Celle ve A'lâya'dır.
Ve dahi sâkit ve sâkin gözlerini yummak sûretiyle, feyz alabilmek için tazarrû ve niyazla, mürşidin bâtınına müteveccih ola... Vel-hàsıl mürşidini Rasûlüllah SAS'in nâibi ve hükm ü tasarrufta sultan addeyleye ve mürşidine olan muamelesi Rasûlüllah SAS'e veya sultana, padişaha, reisicumhura olan muamelesi gibi ola.
Heyhàt kendisini dervişim diye aldatan zavallılara!.. Zira hadis-i şeriflerde Efendimiz SAS: (El-ulemâü veresetül-enbiyâ') [Alimler peygamberlerin varisleridir.] (El-àlimü fî kavmihî ken-nebiyyi fî ümmetihî) [Alim kavmi içinde, ümmeti içindeki peygamber gibidir.] (Ulemâü ümmetî ke-enbiyâi benî isrâil) [Ümmetimin alimleri Benî İsrâil'in peygamberleri gibidir.] buyurmuşlardır.
Ebâb-ı tahkîk indinde bu hadisin hakîkatı odur ki; ulemâ zâhir alimleri değil, ilmiyle âmil olan àrif-i billâhlardır. İlmiyle âmil olmayan alimleri ise, kitap taşıyan merkeplere benzetmişlerdir. O halde âmil olan alim ile, âmil olmayan alim arasında çok büyük bir fark meydana çıkmaktadır. Bundan dolayı ikincilerden arslandan kaçar gibi kaçmak lâzımdır. Bu hususta vârid olan hadis-i şerifler pek çoktur, pek de acıdır. Hattâ ehl-i cehennemin bunlardan Allah Celle ve A'lâ'ya sığınacakları bildirilmiştir. Cenâb-ı Hak cümlemizi bu fenâ akıbete düşmekten emin buyursun... Âmîn, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm.
Ammâ bihasebil-bâtın huzur edebi odur ki; mürşid huzuruna vardıkta kalbi gàfil olmaya, veyahut kalbinde çeşitli hatıralar, vesveseler veya imtihan, itiraz, nefsinde muhabbetsizlik gibi kerih bir şey bulunmaya... Zira bunlardan birisi veya hepsi, kalb-i mürşidin müridden nefretini mucib ve mürşid nazarından sükûtunu, gözden düşmesini müntic olur. Çünkü her müridin mürşidin kalbinde yeri vardır. Ve dahi denilmiştir ki: "--Mürşidin gözünden düşmek, yedi kat gökten yere düşmekten daha beterdir. Yâni gökten düşmek, mürşidin gözünden düşmekten daha hayırlıdır." denilmiştir.
Ehlullah nazarından sâkıt olmak, Hakk'ın gözünden düşmeğe sebep olur. Öyle ise huzur-u mürşidde gafletten uzak olarak, vukûf-u kalbîyi muhafaza ile bâtınından feyzi tàlib olarak, kalbini mürşidinin kalbine muhabbet ve tazarru ile rabt edip, onun teveccüh ve iltifatına muntazır ola... Güneşin ziyasının bütün alemi kapladığı gibi, mürşidin feyzinin de bütün ufku doldurduğuna yakînen itikad ederek, müridin talebine muntazır olduğunu idrak etmesi lâzımdır.
Her ne kadar feyzi idrak etmese dahi, yine itikadı bozulmaya. Zira şart olarak müridin mücerred itikadı ve vüsûl-ü feyze hüsn-ü zannı kâfîdir.
Ehl-i dünyanın huzur-u mürşidde dünyadan bahisleri müride zarar vermez. Huzur-u mürşidde oturmağı uzatmamalı; zira mürşidin kalbinde nefret ve usanç uyandırabilir. (Eazenallàhu teàlâ an zâlik.)
Ve mürşidinin bâtınından gàfil olup, zâhiri ile meşgul olmaya... Çünkü mürşidin zâhiri ehl-i zâhir, bâtını da ehl-i bâtın içindir. Mürşidin başka kimselerle meşgul olmasına bakıp da, "Benden gàfildir, benimle alâkalanmadı; ben ondan nasıl istifâde ve istifâza edebilirim?.." dememeli ve bunu hatırına bile getirmemelidir. Çünkü mürşidin halk ile meşguliyeti, kendini Hak'tan alıkoymaz ve bütün müridleri onun kalbinde birer hardal misâlidir.
Ve şeyhini emsâlsiz bilip, "Şeyhim olmasa, beni Rabbime îsâl edecek yeryüzünde kimse bulunmaz!" demelidir. Kimsenin ta'n ve levminden korkmaya ve mürşidinden son derece korku üzere ola... İnâyet ve himmetinden ümidini kesmeye.
Müridin mal ve evlâdından, hattâ ruhundan ziyade şeyhine muhabbet eylemesi lâzımdır. Kendi saadet ve selâmeti mürşidinin rızasında; şekàvet ve felâketi de şeyhinin gadabından olduğunu bilmelidir. Ve hattâ mürşidini, mürşidinin şeyhi üzerine takdim etmelidir. Şeyhinin gözünden düşmek, şeyhinin şeyhinin... de ve müteselsilen Rasûlüllah SAS'e kadar bütün sâdâtın gözünden düşmesini mûcib olur. Ve dolayısıyla Cenâb-ı Hakk'ın gözünden de düşmesine sebep olur.
Gerek mürşidinin huzurunda, gerek gıyabında, yâni olmadığı zamanda dahi, onun kahır ve satvetinden sakınmak ve uyanık bulunmak gerektir. Zira ehlullah, cevâsîs-i kulûb'durlar; Hak Teàlâ onları müridlerinin bütün ef'al ve hareketlerine ve hatıralarına muttalî kılar. Gerçi müridlerine söylemeleri nâdir olur ama, müridin her hali ona mâlûmdur.
Mürşidin gülmesine ve zâhirde hüsn-ü muamelede olmasına aldanmamalı ve kendisinden zâhir muamelesinin kesilmesini rica etmelidir ve mürşidden tâzim ve hürmet beklememelidir. Zîrâ mürşidin tâzimi müride semm-i katildir, yâni çabuk öldüren bir zehirdir. Bu hal müridi yabancı bilmesinden ileri gelir.
Mürşidin müridi tahkiri, onu terbiye içindir; tahammül ve sabretmek gerektir. Zîrâ müridler bütün hallerinde imtihandan hàlî olmazlar. Hattâ hikâye olunur ki, bir şeyh müridine yatak ve misafir odasını hazırlamasını ve kadınlar arasında bulunan filanca hanımı çağırıp, odada onları bir saat yalnız bırakmasını ve kapıda bekleyip başkalarının girmesine mânî olmasını tenbih eder.
Bunun üzerine mürid hiç itiraz etmeden vazifesini yapmış, feyzine de hiçbir zarar gelmemiş; ve odadan çıktıkları zaman, o hanımın şeyhin kızkardeşi olduğunu anlamıştır. Şeyh efendi müridine demiş ki:
"--Benim fiilimi gördün, bundan sonra sende bir şey kaldı mı?.."
Mürid cevap vermiş:
"--Evet, ben eskisi gibi feyz buluyorum ve itikad ederim ki, sizin fiiliniz hikmet ve maslahattan hâlî değildir ve buna her an şahidim vardır." demiş. Müridin bu sebatını gören şeyh efendi, onu tahsin edip:
"--Aferin oğlum! Git o hanıma sor ki, bana bir karâbeti filân var mıdır?.." demiş. Mürid kat'iyyen böyle bir şeye cesaret edemeyeceği ricasında bulunmuşsa da, şeyh efendi:
"--Hakîkatı bilmeniz için sormanız lâzımdır." deyince, mürid bil-mecbûriyye gidip hàtuna sormuş. O da:
"--Hazretin hemşiresiyim, uzaklardan ziyareti için geldim. İçeri girmeye fırsat bekliyordum." demiş ve hakîkat da meydana çıkmış.
İhvân-ı din, şeyhin kendisinde görülen bu gibi hàlâta hemen itiraz etmemeli, sû-i zan etmişse der-àkab tevbe ve istiğfar etmelidir. Zîrâ bu gibi havâtır zehirdir.
Ehlullaha itiraz kapılarını açanların, sû-i hàtime ile ahirete göçtükleri erbâb-ı keşif ve ehl-i hakîkat tarafından bildirilmiştir.
Ehlullaha itiraz eden kimselerin muhakkak küfr üzerine ölecekleri bazı kitaplarda yazılmıştır Allah-u Teàlâ cümlemizi nefsin ve şeytanın şerlerinden emin eylesin...
Eğer mürid şeyhinde zâhiren şeriata muhalif bazı şeyler görürse, Hazret-i Mûsâ AS ile Hızır AS arasında vâkî muameleyi hatırlaması gerektir; çocuğun katli ve geminin delinmesi gibi. Bu onun ma'sıyetten kurtulmasına sebep olur. Çünkü velîlik için ma'sıyetten halâs şart değildir. İsmet ancak peygamberlerle büyük velîlere mahsustur. Velîlikte ma'sûmiyyetin şart olmadığına delil, ashàb-ı kiramdan bazıları hakkında hudûd-u şer'iyyenin icrâ edildiği ve bâhusus, ashàb-ı kiramın ednâsı dahi velîlerin a'lâsına fâik olduğudur.
Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri'ne, "Şeyh zinâya giriftar olur mu?" diye sormuşlar da; "Evet." demiş. Yalnız günaha ısrardan mahfuzdurlar, derhal tevbe ve istiğfar ederler. Ve bazan ma'sıyet sebebiyle çok tazarru ve niyâz edip nedâmet ve pişmanlıkla beraber çok ağlarlar. Bu sûrette hem ücub (kendi amellerini beğenip güvenmek) felâketinden kurtulur, hem de derecelerini arttırırlar. İbn-i Atâ, Hikem'de demiş ki:
(Ma'sıyyetün evreset züllen venkisâren hayrun min tàatin evreset izzen vestikbâren) "Zillet ve inkisâr-ı kalbe sebep olan bazı ma'sıyetler, izzet ve büyüklük getiren tàatlerden hayırlıdır." Zîrâ:
(El-ucübü hicâbüt-tevfîk) "Kendini beğenme, gurur ve büyüklenme gibi haller, insanın tevfîkàt-ı ilâhiyyeye mazhariyetine mânî olur." buyrulmuştur. Bu sebepten, tevbekâr velî ma'sum olan velîden efdaldir, eğer sıfat ve amellerde müsâvî olursa...
Lâkin bugün insanlar, sàhibüt-tasarruf olan ve âsârı dâimâ görülegelen bir mürşidi, leziz yemekler yediği, soğuk su ve şerbetler içtiği, güzel elbiseler giydiği için, derhal itiraz edip inkâr yollarına saparlar. Ama bugünün mürşid geçinenleri, ekseriyetle şeyh taslakları kimseler olup, bunlar serap gibidir; kendileri de, etrafına toplananlar da susuzluktan mahvolurlar.
Bunlar idrakten aciz oldukları için, kendi kendilerine şeyh oluverirler. Halbuki bu gibiler mürid bile olamazlarken, zaman bunları bu hale sokmuştur. Riya, ücub, kibir ve gurur her taraflarını sarmış, kendilerinin bile tutacak tarafları kalmamıştır. Sırf çenelerinin kuvveti ve sözlerinin câzibesine kapılan zavallılara ne demek lâzımdır, bilmem. Kendileri bu halde olan kimseler şarâb-ı hakîkîyi nasıl verebilirler?..
Netice, hakîkî mürşide itiraz ve inkâr, kendi reyine itimaddan ve "Böyle velî olur mu?" diye aklıyla riyâzet sahibi velî icad etmekten neş'et eder. Halbuki evliyâullahın avâma ve adete muhalif halleri olsa da zarar vermez. Belki günah ve yasakları terkedip, ferâizle iktifâsı velîliğine münâfî değildir. Zîrâ İmam Müslim'in rivayet ettiği bir hadis-i Peygamberîde, Nu'man ibn-i Kavfel'in,
"--Menhiyattan ictinâb, yâni terk edilmesi lâzım olan şeyleri terk ile, ferâize iktısâr eylesem cennete dahil olur muyum?" diye sualine;
"--Evet, dahil olursun." buyurmuşlardır.
__________________ Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ? HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63) | |
| |  | | Seçenekler | | | | Stil | Normal |
Yetkileriniz
| Konu Acma Yetkiniz Yok Cevap Yazma Yetkiniz Yok Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok HTML-Kodu Kapalı | | | | WEZ Format +2. Şuan Saat: 17:11. | | |