 | “Ömrüm yeterse Musul ve Kerkük'ü geri alacağım.” Mustafa Kemal Atatürk |  |
04.11.2007, 17:21
|
#1 (permalink)
| | Üye
tevhideçağrı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 15.10.2007 Yaş: 36 Mesajlar: 177 Tesekkür Etti: 0
5 Kunu Icin 7 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 2 | “Ömrüm yeterse Musul ve Kerkük'ü geri alacağım.” Mustafa Kemal Atatürk Kerkük bir Türkmen şehri olmasına rağmen hızla kürtleştirilmeye çalışılıyor. Irak’ın zengin petrole sahip ve bir Türkmen şehri olduğunu kimse inkâr bile edemez! Ancak Kerkük Mart 2003 Irak işgalinden beri neredeyse Irak’ın sorunlu ve her an çatışmaya hazır bir bölge haline getirilmiştir.Kerkük Saddam rejiminden beri hep oyunlara sahne olmaya devam etmektedir. Kerkük daha önce Araplaştırma politikası ve şimdi de kürtleştirme politikasıyla karşı karşıya kalmıştır. Hatta kürtler tarafından K.Irak’tan getirilen kürt nüfusuyla demografisinin her türlü oyunlarla değiştirildiğini bile söyleyebiliriz. Türkmenlerin Kerkük idaresinde hiçbir söze sahip olmadıkları ortadadır.Ayrıca Kerkük idaresinde eşit bir şekilde temsili bulunmayan Türkmenlerin Kerkük’ün İl meclisinde üye bulundurmalarının bir anlamı olmadığını görmek gerekir. Ancak bugün Türkmen yörelerine baktığımızda farklı bir katliamla karşı karşıyadır. Yani Türkmenlere yönelik yapılanlar dikkatleri çekmemek için toplu bir katliam değil de; daha farklıdır... Ama sonuç olarak Türkmenleri korkutmaya ve bölgelerinden sindirilmeye yönelik olduğunu görmek mümkün. Örnek vermek gerekirse Türkmen şehri Kerkük’teki Türkmen vatandaşlarına yapılan saldırılar ve Kerkük’teki Türkmen semtlerinde neredeyse her gün meydana gelen patlamalar bize Türkmenlere karşı (Türkmenleri yok etme politikası) olduğunu göstermektedir. Ancak dikkatleri çeken husus Kerkük’te olup bitenlere gerek dünya kamuoyu gerekse Türkiye dışındaki bölge ülkeleri net bir tutum sergilemediklerini (Bekle gör politikasıyla) yetindiklerini görmekteyiz. Suriye ve İran başta olmak üzere bölge ülkeleri bu tutumlarını ne zaman bozacakları da merak konusudur. Bilindiği gibi dillerde destan olan Irak anayasasının 140.maddesi Kerkük’ü normalleştirme ve ardından da bir referandumla başka bir bölgeye bağlanması söz konusudur. Söz konusu maddenin sadece Irak ve Türkmenler için bir tehlike arz etmemekte aynı zamanda bölge ülkelerinin de toprak bütünlüğü konusunda önemli bir tehlike olduğunu görmemiz lazım. Söz konusu madde Irak halkının kâbusu haline gelmiştir. ABD’nin bugün Irak’ta sadece bir kesime bakarak hareket etmesi Irak’taki kargaşanın temelidir. Bütün tepkilere rağmen ABD kürtleri dinleyip Kerkük’te referandum yapılırsa ne olacak? Kerkük’te bir iç SAVAŞ çıkacağını herkes tarafından görülüyor. Çünkü Kerkük’ün kürtkük olmasına hiçbir onurlu TÜRK vatandaşının izin vereceğine inanmıyoruz! Kerkük’te referandum yapılırsa ve bir iç savaşla karşı karşıya kalınırsa Türkmenler kendilerini Filistinliler gibi taşla mı savunacaklar; yoksa kendilerini bir an önce her ihtimale karşı silahlandıracaklar mı? Üç Çıkar yol: 1.Irak anayasasının 140.maddesinin değiştirilmesi veya Kerkük referandumunun ertelenmesi. 2.Kerkük’te referandum yapılırsa referandumun boykot edilmesi. Ancak söz konusu referandumu sadece Türkmenler değil, Arap Sünni ve bazı Şiilerin de söz konusu referandumu boykot etmeli. Aksi takdirde Türkmenlerin boykotu başarılı bir tepki olmayabilir. 3.Kerkük’te her şeye rağmen referandum yapılırsa ve sonucu bir savaş nedeni olursa Türkmenlerin artık silaha sarılma vakti geldiğini görmek gerekir. Sonuç olarak; TÜRK halkının daha uyanık ve birlik içinde Kerkük’ün Türkmen şehri olmasına devam etmesi için çaba göstermeleri gerektiğini görmemiz gerekir... Kerkük’ün bir kürtlük olarak anılmasına hiç bir şerefli Türk’ün izin vereceğine inanmıyorum... Kerkük Türk’tür, Türk olarak kalacaktır! “Ömrüm yeterse Musul ve Kerkük'ü geri alacağım.” Mustafa Kemal Atatürk Türk Evladı Kerkük kan ağlarken oturmak yalan, uyku haram. Artık sende Uyan. Asil ırkının nefes aldığı Kerkük’e sahip çık…!! | |
| |  |  | |  |
04.11.2007, 17:35
|
#2 (permalink)
| | Tercübeli Üye
metin mete isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 28.12.2005 Bulunduğu yer: Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet Yaş: 45 Mesajlar: 2.959 Tesekkür Etti: 112
129 Kunu Icin 228 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 22 | Alıntı: tevhideçağrı Nickli Üyeden Alıntı
Kerkük bir Türkmen şehri olmasına rağmen hızla kürtleştirilmeye çalışılıyor. Irak’ın zengin petrole sahip ve bir Türkmen şehri olduğunu kimse inkâr bile edemez! Ancak Kerkük Mart 2003 Irak işgalinden beri neredeyse Irak’ın sorunlu ve her an çatışmaya hazır bir bölge haline getirilmiştir.Kerkük Saddam rejiminden beri hep oyunlara sahne olmaya devam etmektedir. Kerkük daha önce Araplaştırma politikası ve şimdi de kürtleştirme politikasıyla karşı karşıya kalmıştır. Hatta kürtler tarafından K.Irak’tan getirilen kürt nüfusuyla demografisinin her türlü oyunlarla değiştirildiğini bile söyleyebiliriz. Türkmenlerin Kerkük idaresinde hiçbir söze sahip olmadıkları ortadadır.Ayrıca Kerkük idaresinde eşit bir şekilde temsili bulunmayan Türkmenlerin Kerkük’ün İl meclisinde üye bulundurmalarının bir anlamı olmadığını görmek gerekir. Ancak bugün Türkmen yörelerine baktığımızda farklı bir katliamla karşı karşıyadır. Yani Türkmenlere yönelik yapılanlar dikkatleri çekmemek için toplu bir katliam değil de; daha farklıdır... Ama sonuç olarak Türkmenleri korkutmaya ve bölgelerinden sindirilmeye yönelik olduğunu görmek mümkün. Örnek vermek gerekirse Türkmen şehri Kerkük’teki Türkmen vatandaşlarına yapılan saldırılar ve Kerkük’teki Türkmen semtlerinde neredeyse her gün meydana gelen patlamalar bize Türkmenlere karşı (Türkmenleri yok etme politikası) olduğunu göstermektedir. Ancak dikkatleri çeken husus Kerkük’te olup bitenlere gerek dünya kamuoyu gerekse Türkiye dışındaki bölge ülkeleri net bir tutum sergilemediklerini (Bekle gör politikasıyla) yetindiklerini görmekteyiz. Suriye ve İran başta olmak üzere bölge ülkeleri bu tutumlarını ne zaman bozacakları da merak konusudur. Bilindiği gibi dillerde destan olan Irak anayasasının 140.maddesi Kerkük’ü normalleştirme ve ardından da bir referandumla başka bir bölgeye bağlanması söz konusudur. Söz konusu maddenin sadece Irak ve Türkmenler için bir tehlike arz etmemekte aynı zamanda bölge ülkelerinin de toprak bütünlüğü konusunda önemli bir tehlike olduğunu görmemiz lazım. Söz konusu madde Irak halkının kâbusu haline gelmiştir. ABD’nin bugün Irak’ta sadece bir kesime bakarak hareket etmesi Irak’taki kargaşanın temelidir. Bütün tepkilere rağmen ABD kürtleri dinleyip Kerkük’te referandum yapılırsa ne olacak? Kerkük’te bir iç SAVAŞ çıkacağını herkes tarafından görülüyor. Çünkü Kerkük’ün kürtkük olmasına hiçbir onurlu TÜRK vatandaşının izin vereceğine inanmıyoruz! Kerkük’te referandum yapılırsa ve bir iç savaşla karşı karşıya kalınırsa Türkmenler kendilerini Filistinliler gibi taşla mı savunacaklar; yoksa kendilerini bir an önce her ihtimale karşı silahlandıracaklar mı? Üç Çıkar yol: 1.Irak anayasasının 140.maddesinin değiştirilmesi veya Kerkük referandumunun ertelenmesi. 2.Kerkük’te referandum yapılırsa referandumun boykot edilmesi. Ancak söz konusu referandumu sadece Türkmenler değil, Arap Sünni ve bazı Şiilerin de söz konusu referandumu boykot etmeli. Aksi takdirde Türkmenlerin boykotu başarılı bir tepki olmayabilir. 3.Kerkük’te her şeye rağmen referandum yapılırsa ve sonucu bir savaş nedeni olursa Türkmenlerin artık silaha sarılma vakti geldiğini görmek gerekir. Sonuç olarak; TÜRK halkının daha uyanık ve birlik içinde Kerkük’ün Türkmen şehri olmasına devam etmesi için çaba göstermeleri gerektiğini görmemiz gerekir... Kerkük’ün bir kürtlük olarak anılmasına hiç bir şerefli Türk’ün izin vereceğine inanmıyorum... Kerkük Türk’tür, Türk olarak kalacaktır! “Ömrüm yeterse Musul ve Kerkük'ü geri alacağım.” Mustafa Kemal Atatürk Türk Evladı Kerkük kan ağlarken oturmak yalan, uyku haram. Artık sende Uyan. Asil ırkının nefes aldığı Kerkük’e sahip çık…!! | Tebrikler güzel bir yazi adimiz nede olsa Ülkücü biliyorsun hemde gönülden katiliyorum bu yazina..Ellerine saglik...
__________________ Ma ene Min`el Müsrikin
Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun.
Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun.
Doğrudan doğruya Kuran'dan alarak ilhamı.
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı. Mahyaye ve Memati Lillah.. Hanife Müslimen... | |
| |  |  | |  |
04.11.2007, 22:59
|
#3 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Ebu Zerr isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.06.2007 Bulunduğu yer: Ankara Yaş: 29 Mesajlar: 874 Tesekkür Etti: 17
18 Kunu Icin 32 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 10 | Yurtta sulh, cihanda sulh...
Mustafa Kemal adına uydurulan hikaye çok!!!
Mesela Beni Türk hekimlerine emanet edin, hikayesi gibi... Ata’ya ‘söz’ uydurmuşlar
Tarih Kurumu’nun Ata’nın mektuplarını tahrif ettiğini söyleyen Dr. Eren Akçiçek, ‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz’ sözünün de rivayet olduğu iddiasında
AYŞEGÜL AYDOĞAN
Atatürk’e ait olduğu iddia edilen veciz sözlerin en bilinenlerinden biri ‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz’dir. Ancak, bir doktor, Eren Akçiçek, “Atatürk’ün sağlığı, hastalıkları ve ölümü" adlı doktora tezinde, işte bu ünlü sözün bir rivayetten ibaret olduğunu iddia ediyor.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı’nda 1.5 yılda hazırladığı tez çalışmasını, 10 Kasım’dan önce kitap olarak bastıracak olan Akçiçek, bu çalışması için bine yakın kaynak incelemiş.
Mektup çarpıtılmış
Tezinde Atatürk’ün karaciğer sirozunun geç teşhis edildiğini savunan Dr. Eren Akçiçek, ayrıca Mustafa Kemal’in mektuplarının da tahrif edildiğini öne sürüyor.
Dr. Akçiçek, Atatürk’ün, 14 Haziran 1938’de Savarona yatından o zaman İsviçre’de tarih eğitimi gören Prof. Afet İnan’a yazdığı mektubun bir fotokopisini İnan’ın kızı Arı İnan’dan Dr. Engin Berber aracılığıyla aldığını belirtiyor.
Akçiçek, bu mektubu Türk Tarih Kurumu’nun kitaplarında yer alanla metinle karşılaştırdığında mektubun ‘tahrif’ edildiğin tespit etmiş.
Atatürk’ün imzasını taşıyan orjinal mektupta aynen şöyle denilmektedir: “Vaziyetim şudur; Bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalığım durmamış ilerlemiştir." Ancak bu ifadenin, TTK’nın 1981 ve 1989 yıllarında iki kez bastırdığı “Prof. Dr. Afet İnan’ın Atatürk’ten mektuplar" adlı kitapta eksik verildiğini açıklayan Akçiçek şöyle konuştu:
“Atatürk’ün mektubundaki ‘Bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri nedeniyle kısmı’ çıkarılarak sadece, ‘Vaziyetim şudur; hastalık durmamış ilerlemiştir’ ibaresi verilmiştir. ‘Tarih tahrif edilemez’ diyen Atatürk’ün mirasını bıraktığı TTK’nın hangi düşüncelerle bunu yaptığını anlamak mümkün değil."
Akçiçek, ayrıca TTK’nın kitaplarında yer alan mektubun tarihinin de 14 Nisan olarak yanlış yazıldığını kaydetti.
Rivayet iddiası
Atatürk’ün, ‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz’ sözünün de delili olmadığını belirten Dr. Akçiçek, araştırmaları sırasında hiç bir kaynakta bu veciz söze rastlamadığını belirtirken şöyle konuştu:
“Bu sözün söylendiği kesin değildir, söylendiği rivayet edilir. Atatürk’ün söylev ve demeçlerinde böyle bir istek ve direktife rastlanmamıştır."
Atatürk’ün tedavisini Türk doktorların yanı sıra altı yabancı doktorun yürüttüğünü anımsatan Akçiçek, Prof. Cemalettin Öner’in de bu sözün gerçek olmadığını yazdığını söyledi.
‘Raporlar ortada yok’
Halen Ege Üniversitesi’nde Gastroenteroloji uzmanı olarak çalışan Dr. Eren Akçiçek, Atatürk’ün teşhis konulana kadar geçen dört ay boyunca hastalığını bilmeden yaşadığını belirtti. 28 Şubat 1938’de Türk hekimlerinin, 12 Mart 1938 günü Alman Dr. Erich Frank ve 28 Mart 1938’de Prof. Dr. Noel Fiessinger’in yaptığı muayene raporlarını Cumhurbaşkanlığı arşivlerinde bulamadığını söyleyen Akçiçek, Dr. Mehmet Kamil Berk’in tuttuğu günlüğün de “ortada olmadığını" ifade etti.
Geç teşhis
Atatürk’e ilk teşhisin 22 Ocak 1938’de konulduğunu ancak 17 Ekim’e kadar dile getirilmediğini belirten Akçiçek, “O günlerde tıpta modern imkanlar yoktu. Ancak klinik olarak bir karaciğer hastalığının düşünülmesi gerekirdi. Uzun süre alkol kullanan bir kişide halsizlik, güçsüzlük, soğuğa direnç azalması, renginde değişiklik, kaşıntı, burun kanamaları gibi karaciğer yetmezliği belirtilerine niçin dikkat edilmediğini anlamak mümkün değildir" diye konuştu.
Atatürk, ölmeden yaklaşık 7 ay önce yazdığı mektubunda da, sağlığının tüm müdahalelere karşın bozulduğunu, kendi el yazısıyla şöyle anlatıyor:
İstanbul Savarona Yatı, 14.4.1938
H. R. Soyak ile benden mektup beklediğini bildirmiştim. Arzun her gün hatırımdadır. Şifahen Celal’e telefonla bildirmek üzre söylemekteyim. Ancak henüz kendim bir şey tespit edemedim.
Vaziyetim şudur; hastalık durmamış, ilerlemiştir. Vakitsiz ayağa kalkmak, yürümek, hususile burundan yapılan atuşman üzerine gelen kusma neticesi; yapılan istirahatları hiçe indirmiştir. İstanbul’a gelince, hükümet reyimi almağa dahi lüzum görmeksizin, Fissenje’yi getirtti. Yeniden tetkik, muayene yapıldı. Karaciğeri eski halinden farksız ve karnı birkaç kiloluk müterakim su ve gaz dolayısiyle şişkin ve defigüre bir halde buldular. Şimdilik Temmuz on beşe kadar yeni tretman ve yeni rejim tahtında repo apsolüyü zaruri buldular. Bunun esası da yatak ve şezlong istirahitidir. Bu müddet sonunda Fissenje tekrar gelecektir. Ahvali umumiyem eyidir. Tamamen iadeyi afiyet ümit ve vaadi kuvvetlidir. Senin için asla mucibi merak ve endişe olmamalıdır. Serin kanlılıkla imtihanlarını vererek muvaffakiyetle avdetini bekler ve muhabbetle gözlerinden öperim.
İkamet için Savarona’yı tercih ettiler. Yat şimdilik saray karşısında demirlidir.
Malumun olan devlet işleri için Başbakan ve diğer bakanlar sık, sık gelip yatta misafir olmaktadırlar.
Nutkunu Şükrü Kaya Türkçeye çevirmektedir. Matbuata verilecektir.
__________________
Müslümanım, müslümanlardanım demek kadar insanı özgür kılan bir söz yoktur ve olamazda. Bu söz, Rabbimizin vahyinden bizim dillerimize ve gönüllerimize nakş olan yüce bir anlam. Bu sözün anlamlandırılmış hali insan. Bu söz ile insan yaratılmışlar arasında seçkin bir vaziyet alıyor. Ahsen-i takvim makamından nakkaşlık vazifesini icra ediyor. Vahyi nakş ediyor muzdarip gönüllere. (Ahi Evran)
| |
| |  |  | |  |
06.11.2007, 08:08
|
#4 (permalink)
| | Üye
tevhideçağrı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 15.10.2007 Yaş: 36 Mesajlar: 177 Tesekkür Etti: 0
5 Kunu Icin 7 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 2 | Rahmetli Özal 1990 1.körfez savaşında baba buşhu ikna etmişti.genelkurmay başkanı necip torumtaya paşam osmanlı musul kerküğe binlerce altın ödemiş orayı almak için ingilizler altınların üstüne yatmışlar vede ıraka vermişler.lozan anlaşmasına göre musul kerküğün petrol gelirlerinin %10 u Türkiyeye verilmesi gerekiyordu.saddam bu zamana kadar 5 kuruş vermedi.30.000 türkmen vatandaşımız zulum altında 3.sınıf insan muamelesi görüyor.genelkuramay başkanı ne yaptı biliyormusunuz? Vay sen savaş istiyorsun diye istifa etti.Demirelde Özalın siyasi yıldızı yükselmesin diye sert muhalefete tutuşdu.Basın falan derken Türkiyeye 100 senede bir gelecek fırsat gitti.Mısır,sudi arabistan gibi bazı devletler abd.yanında yer aldı.mısır sadece 40 ahçı asker gönderdi.7 milyar dış borcunu sildirdi.biz zamanında bomboş olan yerleri a.b.d bize altın tepsiyle sundu almadık çiller zamanında dağlara trilyonlar bomba attık.şimdide 5 dağa trilyonlar yatıracağız.300 milyar dolar para gitti.Binlerce vatan evladı şehid oldu.Ve musul kerkük bizim misaki milli sınırlarımızdı | |
| |  |
10.11.2007, 12:39
|
#5 (permalink)
| | Tercübeli Üye
the okuz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 19.03.2006 Mesajlar: 279 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 4 | ya ben bir türlü anlayamıyorum neden hedefimiz sadece Musul ve Kerkük? Tamam onlar Türkmen şehri olabilir ve gerçekten bizim için değerli olabilirler, ama neden hedefimizi bu kadar küçük tutalım ki? Neden Osmanlı'nın sınırlarına ulaşmak, hatta o sınırları geçmek gibi bir hedefimiz olmasın?
Demek istediğim hemen önümüzdeki 100 yıl ve civarında bu toprakları almamız gerektiği değildir, aksine herşey zamanla olur fakat asıl önemli olan biz Müslümanların neyi hedeflediğidir.
__________________
"(...) Bir toplum kendinde olan durumu değiştirmedikçe, hiç şüphe yok ki, Allah da o toplumda olan hâli değiştirmez.
Allah bir toplum için de kötülük irade buyurdu mu, onu geri çevirecek kuvvet yoktur. Artık Allahın dışında onları himaye edecek kimse olamaz..."
Kur'an; Ra'd, 11
| |
| |
10.11.2007, 13:17
|
#6 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Duha isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 12.12.2006 Yaş: 37 Mesajlar: 2.098 Tesekkür Etti: 147
160 Kunu Icin 260 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 20 | Bu ne ya İslam Forum'da emperyalist söylemler
Fesübhanallah.
Ne dense Atatürkçüler "Yurtta Sulh dünyada sulh sözüne" önce kendi itibar etmiyor. SAvaş tamtamı çalıyor.
Tüm dünyanın saltanatı bir Müslümanın bir damla kanı etmez.
Kendinize gelin!
__________________
Sakın, sakın, sakın! Çabuk, bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz.
| |
| |  | |  |
10.11.2007, 14:31
|
#7 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Duha isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 12.12.2006 Yaş: 37 Mesajlar: 2.098 Tesekkür Etti: 147
160 Kunu Icin 260 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 20 | Allah razı olsun İslamcı kardeşim;
Çok önemli bir hususu arz edeyim.
İslam'da bir ülkeye savaş açmak ancak, o ülkede mevcut olan zulmü ortadan kaldırmak veya bir ülkenin o ülkeye muhtelif tarzlarda savaş açması ile mümkünüdür.
İslam asla tecavüz ve işgale taraftar olmamaz. Saltanat için veya zenginlik için savaşı asla caiz görmez.
Bir ülkenin her etnik ve-veya din milleti yaşadığı ülkenin anayasasını kabul eder. Şayet anayasa adil değilse ve zalimse kabul etmez. Etmediği takdirde zulme uğrarsa ve mukabele edecek gücü yoksa başka bir ülkeden yardım isteyebilir. Endonezyanın Osmanlıdan yardım istemesi gibi. Yada Kürtlerin Saddama karşı Amerikalılardan yardım istemesi gibi.
Her ikisi arasındaki fark şudur. ABD Saddama Kürtler zulm yapması için teşvik etmiş ve hatta Irak'ın başına Saddam'ı kendi getirmiş. Nitekim sonra Sadamın zülmünü bahane ederek Irak'ı iltihak değil ilhak etmiştir; İşgal etmiştir.
Oysa Osmanlı gerçek ve sorumlu olmadığı bir zulmu ortadan kaldırmak için sefer yapmış. Zalimeri mağlup etmiş ve değil ilhak Endonezya halkının iltihak teklifini red ederek Endonezyayı Endonezyalılara bırakmıştır.
İşte Osmanlı hiç bir zaman keyfi ve saltanatın bekası için lazım olan servetine servet katmak için ilhak, yani, işgal yapmamış, bilakis o zamanın siyasi ve içtimai yapısı incelendiğinde hak verilecek iltihaklarda bulunmuştur. Her iltihak ettiği ülke vatandaşları Osmanlının adil anaysasını kabul ederek meşru dairede bir iltihak gerçekleştirmiştir.
Bir ülkenin dinin değiştirmek ve oradaki zulm yapmayan kafirleri ortadan kaldırmak için savaş açması mümkün değilken, nasıl olurda saltanat, zenginlik için savaş açmayı caiz görsün. Bu arzu nasıl Kur'ani olabilir? Nasıl insani olabilir? Hem de "benim hakkım" demek sureti ile kendini haksız sahip ilan edercesine. Gerçi Musul- Kerkük önceden Osmanlı toprakları idi. Sonra Irak'a terk edildi. Zahirde bir hak söz konusu olabilir. Ancak, İslam'da esas olan Musul ve Kerkük halkının arzusudur. O halk Irak zulmünden bıkıp Türkiyeye müracat etse hakılıdır. Ancak ozaman dahi işgal edemez. Ancak zülmü ortadan kaldırı. Eğer Musul- Kerkük halkı hür iradesi ile Türkiye topraklarına iltihak etmek isterse o başka.
İşte Musul ve Kerkük orda yaşayan halklarındır. Ancak, orda bazı siyasi olaylar ile Musul ve Kerkük halkı asıl sahiplerinden alınıp başkalaştırılmakta, yani; Kürtleştirilmektedir. Bu amaçla Musul ve Kerkükün gerçek sahiplerine zulüm yapılmakta ve topraklarını zorla terk etmek zorunda bırakılmaktadır. Bu noktada Türkiye'nin müdahale etmesi aslında dini bir zorunluluktur. Ancak, işgal amacı ile değil zulmü ortadan kaldırmak amacı ile.
Oysa Musul ve Kerkükü istiyenler oradaki zulme karşı tepkisiz kalıp amaçları doğrultusunda kullanıyorlar. Niyet zulum değil, Türkiyenin orayı işgal etmesi murad ediliyor. Bu ise zulümdür. Musul ve Kerkükü asıl sahiplerinden çalma arzusudur. Asıl sahipleri hangi topraklarda yaşamak istiyorsa orda yaşarlar. Kimse bu topraklar önceden benim topraklarıma aitti diyemez. Her ülkenin toprakları o yerde yaşayan halka aittir. Halk ise o ülkenin anayasasına uyar. Anayasa zalim değilse isyan edemez. Etse dayağa müstehak olur. Şu an Musul ve Kerkük halkı Irak anayasasının ümmetidirler. Irak anaysası zalimse Musul Kerkük halkına topraklarına rahat yaşamasına olanak vermiyorsa ve eğer başka bir üllkeden yardım istemişse, o yardım istenen ülke gider önce o zülmü ortadan kaldırır. İşgal etmez. Sonra o halka sorar "Irak'ta mı kalmak istersin bizimle mi? Halkın hür tercihine karışılmaz. Tercihinden dolayı zulm edilmez.
İşte adil olan, hak ve hakikat olan budur.
Yoksa Musul- Kerkük bizmidir. Osmanlıyı yine ihya edelim gibi sözler emperyalist sözlerdir ki, ABD'nin yaptığı ile aynıdır.
Selametle
__________________
Sakın, sakın, sakın! Çabuk, bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz.
| |
| |  |  | |  |
10.11.2007, 15:04
|
#8 (permalink)
| | Tercübeli Üye
rusen_alp isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 11.03.2007 Bulunduğu yer: ruhlar aleminden Yaş: 26 Mesajlar: 1.444 Tesekkür Etti: 0
5 Kunu Icin 6 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 45 | Alıntı: Duha Nickli Üyeden Alıntı
Allah razı olsun İslamcı kardeşim;
Çok önemli bir hususu arz edeyim.
İslam'da bir ülkeye savaş açmak ancak, o ülkede mevcut olan zulmü ortadan kaldırmak veya bir ülkenin o ülkeye muhtelif tarzlarda savaş açması ile mümkünüdür.
İslam asla tecavüz ve işgale taraftar olmamaz. Saltanat için veya zenginlik için savaşı asla caiz görmez.
Bir ülkenin her etnik ve-veya din milleti yaşadığı ülkenin anayasasını kabul eder. Şayet anayasa adil değilse ve zalimse kabul etmez. Etmediği takdirde zulme uğrarsa ve mukabele edecek gücü yoksa başka bir ülkeden yardım isteyebilir. Endonezyanın Osmanlıdan yardım istemesi gibi. Yada Kürtlerin Saddama karşı Amerikalılardan yardım istemesi gibi.
Her ikisi arasındaki fark şudur. ABD Saddama Kürtler zulm yapması için teşvik etmiş ve hatta Irak'ın başına Saddam'ı kendi getirmiş. Nitekim sonra Sadamın zülmünü bahane ederek Irak'ı iltihak değil ilhak etmiştir; İşgal etmiştir.
Oysa Osmanlı gerçek ve sorumlu olmadığı bir zulmu ortadan kaldırmak için sefer yapmış. Zalimeri mağlup etmiş ve değil ilhak Endonezya halkının iltihak teklifini red ederek Endonezyayı Endonezyalılara bırakmıştır.
İşte Osmanlı hiç bir zaman keyfi ve saltanatın bekası için lazım olan servetine servet katmak için ilhak, yani, işgal yapmamış, bilakis o zamanın siyasi ve içtimai yapısı incelendiğinde hak verilecek iltihaklarda bulunmuştur. Her iltihak ettiği ülke vatandaşları Osmanlının adil anaysasını kabul ederek meşru dairede bir iltihak gerçekleştirmiştir.
Bir ülkenin dinin değiştirmek ve oradaki zulm yapmayan kafirleri ortadan kaldırmak için savaş açması mümkün değilken, nasıl olurda saltanat, zenginlik için savaş açmayı caiz görsün. Bu arzu nasıl Kur'ani olabilir? Nasıl insani olabilir? Hem de "benim hakkım" demek sureti ile kendini haksız sahip ilan edercesine. Gerçi Musul- Kerkük önceden Osmanlı toprakları idi. Sonra Irak'a terk edildi. Zahirde bir hak söz konusu olabilir. Ancak, İslam'da esas olan Musul ve Kerkük halkının arzusudur. O halk Irak zulmünden bıkıp Türkiyeye müracat etse hakılıdır. Ancak ozaman dahi işgal edemez. Ancak zülmü ortadan kaldırı. Eğer Musul- Kerkük halkı hür iradesi ile Türkiye topraklarına iltihak etmek isterse o başka.
İşte Musul ve Kerkük orda yaşayan halklarındır. Ancak, orda bazı siyasi olaylar ile Musul ve Kerkük halkı asıl sahiplerinden alınıp başkalaştırılmakta, yani; Kürtleştirilmektedir. Bu amaçla Musul ve Kerkükün gerçek sahiplerine zulüm yapılmakta ve topraklarını zorla terk etmek zorunda bırakılmaktadır. Bu noktada Türkiye'nin müdahale etmesi aslında dini bir zorunluluktur. Ancak, işgal amacı ile değil zulmü ortadan kaldırmak amacı ile.
Oysa Musul ve Kerkükü istiyenler oradaki zulme karşı tepkisiz kalıp amaçları doğrultusunda kullanıyorlar. Niyet zulum değil, Türkiyenin orayı işgal etmesi murad ediliyor. Bu ise zulümdür. Musul ve Kerkükü asıl sahiplerinden çalma arzusudur. Asıl sahipleri hangi topraklarda yaşamak istiyorsa orda yaşarlar. Kimse bu topraklar önceden benim topraklarıma aitti diyemez. Her ülkenin toprakları o yerde yaşayan halka aittir. Halk ise o ülkenin anayasasına uyar. Anayasa zalim değilse isyan edemez. Etse dayağa müstehak olur. Şu an Musul ve Kerkük halkı Irak anayasasının ümmetidirler. Irak anaysası zalimse Musul Kerkük halkına topraklarına rahat yaşamasına olanak vermiyorsa ve eğer başka bir üllkeden yardım istemişse, o yardım istenen ülke gider önce o zülmü ortadan kaldırır. İşgal etmez. Sonra o halka sorar "Irak'ta mı kalmak istersin bizimle mi? Halkın hür tercihine karışılmaz. Tercihinden dolayı zulm edilmez.
İşte adil olan, hak ve hakikat olan budur.
Yoksa Musul- Kerkük bizmidir. Osmanlıyı yine ihya edelim gibi sözler emperyalist sözlerdir ki, ABD'nin yaptığı ile aynıdır.
Selametle |
Kimin malını kime veriyorsunuz sorusuna cevap bulmak gerekiyor, o toprakların asıl sahibi biziz yani oraların Tapusu Türk Milletinedir, 1920 li yıllara kadar bizde olmuş, 1000 yıldan daha uzun bir süre Türk Toprakları içinde kalan bir yerde elbette hak iddia edebiliriz, şu an bu yerler Kuzey Irak sınırları içinde , bir kısmı da refarandum sonucunu bekliyor, biz onlardan çok daha fazla hak sahibiyiz.
__________________ Bir soğuk , bir garip , bir mavi sızı...... | |
| |  |
10.11.2007, 15:07
|
#9 (permalink)
| | Tercübeli Üye
rusen_alp isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 11.03.2007 Bulunduğu yer: ruhlar aleminden Yaş: 26 Mesajlar: 1.444 Tesekkür Etti: 0
5 Kunu Icin 6 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 45 | Alıntı: islamci Nickli Üyeden Alıntı
o dünya hayatı sizin için bayağı değer kazanmış. gözü aç ve savaş isteyenler senin gibi söz sarfedebilir. aynı amerikanın yaptığı gibi. onların dediği şu 'neden diğer topraklar bizim mandamız olmasın.neden bize muhtaç olmasınlarki' demesi gibi. | evet dünya hayatının da hayatımızda önemli bir yeri var, onun için dünyaya da mesai harcamak gerekiyor,bu zaten olağan bir şey , gözüm aç da değil , savaş da istemiyorum, sadece misak-ı milli sınırları içinde kalmış olan her toprak namus borcudur, bu topraklar için geekirse her şey yapılabilir , fakat her şeyin bir zamanı olduğunu düşünüyorum.
__________________ Bir soğuk , bir garip , bir mavi sızı...... | |
| |  | |  |
10.11.2007, 15:35
|
#10 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Duha isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 12.12.2006 Yaş: 37 Mesajlar: 2.098 Tesekkür Etti: 147
160 Kunu Icin 260 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 20 | Alıntı: rusen_alp Nickli Üyeden Alıntı
Kimin malını kime veriyorsunuz sorusuna cevap bulmak gerekiyor, o toprakların asıl sahibi biziz yani oraların Tapusu Türk Milletinedir, 1920 li yıllara kadar bizde olmuş, 1000 yıldan daha uzun bir süre Türk Toprakları içinde kalan bir yerde elbette hak iddia edebiliriz, şu an bu yerler Kuzey Irak sınırları içinde , bir kısmı da refarandum sonucunu bekliyor, biz onlardan çok daha fazla hak sahibiyiz. | Sen siyasi ben İslami yazıyorum.
Elbete Misak-ı Milli vardı. O zamanın könjekteründe hak olan oydu ve belki Musul ve Kerkük halkı Türkiye topraklarında yaşamak istiyordu. Ama bir takım oyunlar ve bazı Türk devlet adamlarının kabiliyetsiziliği ile Irak'a terk edildi. Hem Misak-ı Milli vahiy değildir. İslam kaidelerinin önüne konulamaz.
Şimdi mesele şudur; Musul ve Kerkük halkı Irak anayasaında yaşamak istiyor mu istemiyor mu? İstemiyor ve istememe sebebi ordaki zulüm ise elbette Türkiye zulmü ortadan kaldırmak için müdahale etmesi hem insanen hem dinen mecburdur.
Ama ortada hiç bir sebep yoksa , Misak-ı Milli bahanesi ile Musul ve Kerkükü istemek ve bunu için savaş açmak, işgaldir ki, ne insani ne de Kur'ani bir metodtur. Zira, böyle bir fiilin tek amacı oradaki zenginliklerdir. Yani, dünya malıdır. Dünya malı için savaş caiz midir? Yada Musul ve Kerkük halkının zulüm görmesine şimdiye kadar seyirci kalınıp oradaki otorite boşluğundan faydalanmayı niyet ederek Türkiyenin Musul ve Kerkükü almasını istiyenlerin hak ve insanlık namına konuşmaya hakkı yoktur. Eğer Musul ve Kerkükte olan zulum için oraya girilecek olsa Filistine girmek dah öncedir. Zira, orda tam bir insanlık dramı yaşanıyor.
Düşünü Musul ve Kerkük Türkiyeye gelir getirecek bir konumda olmasa "Bizim topraklarımız diyerek sahiplenilecek mi? Musul ve Kerkükün işgalini isteyenler "evet tabiki isterdik" diyeceklerdir. Hatta derler "Oradaki halka zulm ediyorlar."Ama yalan olacaktır. Zira, aynı kişiler dünyanın muhtelif yerlerinde zulumlere kulak kapıyorlar. Eğer dense "Ama oradaki Türk soydaşlarımız zulm görüyor" Şöyle demem icab eder. "Türklerin zulm çekmesi reva değilde başka bir milletin zulm çekmesi reva mıdır?"
Bırakalım dünya gerçeklerini. Biz İslami gerçeklerden bahsediyoruz.
Selametle
__________________
Sakın, sakın, sakın! Çabuk, bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz.
| |
| |  | | Seçenekler | | | | Stil | Normal |
Yetkileriniz
| Konu Acma Yetkiniz Yok Cevap Yazma Yetkiniz Yok Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok HTML-Kodu Kapalı | | | |