Tekil Mesaj gösterimi

Alt 24.07.2007, 13:52   #2 (permalink)
metin mete
Tercübeli Üye
 
metin mete - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
metin mete isimli Üye şuanda online konumundadır
Üyelik tarihi: 28.12.2005
Bulunduğu yer: Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
Yaş: 45
Mesajlar: 3.073
Tesekkür Etti: 131
163 Kunu Icin 297 Tesekkür Aldı
metin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekası
Tecrübe Puanı: 25
Standart

Alıntı:
Ebu Zerr Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
1) “Ebu Hureyre (ra)’den rivayet edildiğine göre, Resul-i Ekrem (sav) Efendimiz Aziz ve Celil olan Allahu Teala’dan şu kudsi hadisi naklediyor:

Allahu Teala: “Ben Fatiha’yı benim ile kulum arasında ikiye böldüm. (Yarısı benim ve yarısı kulumundur) Kulumun istediği hakkıdır, verilecektir” buyurdu.

(Aleyhisalatü vesselam efendimiz bunu şöyle beyan ediyor: )

Bir kul “El hamdu lillahi Rabbil Alemin”
-bütün hamd ü sena alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur- dediği zaman,

Allahu Teala: Kulum bana hamd etti der.

Kul: “er Rahman ir Rahim” dediğinde,

Allah: “Kulum beni umumi ve hususi merhametle andı, bana sena etti, der.

Kul: “Maliki yevmiddin” –hesap ve ceza gününün sahibi ve hakimidir- dediğinde,

Cenab-ı Hakk: “Kulum beni tazim etti” der.

Namaz kılan: “İyyake na’budu ve iyyake nastain” –İlahi ! Biz yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz- deyince,

Allahu Teala: “Bu iş benim ile kulum arasındadır. Kulumun istediği verilecektir, der.

Namaz Kılan Kul: “İhdinas sıratal mustegım. Sıratallezine enamte aleyhim ğayril mağdubi aleyhim veladdallin” –Bizi doğru yola kılavuzla, nimetine eren ve gadabına uğramıyan, azıp sapmıyanların dodoğru yoluna kavuştur Ya Rabbi ! dediğinde,

Cenab-ı Hakk: “Bu dilek kula aittir. Ona istediği verilecektir” buyurdu.

(Bu hadisi Buhari’den maada Kütüb-i Sitte sahipleri ve Ahmed İbn-i Hanbel rivayet etmilerdir.)

Bu kudsi hadis hem fatiha’nın, hem de Fatiha okuyan kulun faziletine delalet etmektedir. Cenab-ı Hakk onu “benim kulum” demekle kendi zatına izafe kılmış, bu izafetle ona büyük bir şeref bahşetmiştir.

Fatiha suresini iyi anlayan muhakkak namazını hakiki bir teveccüh ile kılar. Çünkü o sura Kuran’dan başka hiçbir semavi kitapta bulunmayan bir suredir. Ümmül kitap olan Fatiha’da ilahi esrar başka bir surette tecelli etmiştir.

İmam Buhari’nin, sahih’inde, Resul-i Ekrem Efendimiz: “Kuran’daki surelerin en büyüğü namazda tekrarlanan ve yedi ayetten ibaret olan Fatiha suresidir” buyurmuştur.

(Kaynak: Kırk Kudsi Hadis, Aliyyul Kari, Tercüme Hasan Hüsnü Erdem, DİB yayınları:3)

KUDSÎ HADÎSLER

İslam Düşüncesinde Sünnet, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu. S. 281-299.
Sünnet'in vahiy ürünü olup olmadığı konusundaki tartışmalarla yakından ilgili bir başka konu da 'Kudsî Hadisler' meselesidir.

İlahî Hadisler veya Rabbânî Hadisler de denilen bu hadis türü hakkında kapsamlı bir araştırma yapılmış değildir. Bu bakımdan hadislerin Kudsî olan ve olmayan şeklinde tasnifi görüşünün ilk defa ne zaman ve kimin tarafından ortaya atıldığı ve 'Kudsî Hadis' kavramının ne gibi bir tarihi gelişim süreci izlediği sorularına tatminkâr cevaplar vermek zordur.

Ancak sadece bir fikir verebilmek için bazı hususları hatırlatmak da faydadan hali olmayacaktır. Dikkati çeken husus Kudsî Hadisler konusunun genelde muahhar sayılabilecek birtakım kaynaklarda ele alınmış olması; (55) ilk dönem kaynaklarında bu konuya hemen hiç temas edilmemesidir.

Hatta Kudsî Hadislere dair yapılan derleme çalışmalarında başvurulan hadislerin büyük bir kısmının 'Kütüb-i Sitte'den alındığı, ancak bu eserlerin müelliflerinin
bu hadisleri Kudsî Hadisler şeklinde nitelendirdiklerini gösteren herhangi bir açıklamaya rastlanmadığı göze çarpmaktadır.

Bu ise, Kütüb-i Sitte müelliflerinin zihinlerinde 'Kudsî Hadisler' kavramının bulunmadığını gösteren bir ipucu olarak değerlendirilebilir. Hatta Hadis Usûlüne dair yazılmış eserlerde -özellikle klasik olanlarında- dahi bu konunun yeterince ele alınmamış veya tamamen sükûtla geçiştirilmiş olması da oldukça manidardır.

Bütün bu hususları aslında, 'Kudsî Hadis' kavramı ortaya çıkmadan önce, Hz. Peygamberin bazı sözleri Allah'a izafe ettiğine dâir rivayetler ile kendi sözleri arasında herhangi bir fark görülmediği şeklinde yorumlamak mümkündür.

Şurası muhakkaktır ki, 'Kudsî Hadis' kavramının vahy-i metluv ve vahy-i gayr-i metluv ayrımıyla yakın bir ilgisi bulunmaktadır.
Diğer bir ifade ile 'Kudsî Hadis' kavramı, Sünnet'i vahiy ürünü olduğu görüşünün bir uzantısı olarak ortaya çıkmış olmalıdır.;

'Kudsî Hadis' kavramının özellikle Sünnet'in de vahiy ürünü olduğu görüşünü benimseyen ilim çevrelerince ele alınıp geliştirildiği kuşkusuzdur. Bu görüşte olanlar 'Kudsî Hadis' kavramını temellendirmek ve onu vahiy olgusu içersinde bir yere oturtmak amacıyla vahiy türleri konusunda birtakım sınıflandırmalara da gitmişlerdir. Konunun daha iyi anlaşılması için önce bu husus üzerinde durmakta yarar yardır.

'Kudsî Hadis' kavramını kabul edenler, vahyi şu şekilde üçe ayırmaktadırlar:

l- Vahyin en üstün derecesidir ki, bu 'Kur'an'dır. Bu vahyin özellikleri 'mu'ciz' olması, tahrif ve değişiklikten korunmuş olması, ona abdestsiz dokunmanın ve cünüp olan tarafından okunmasının, mânâ ile rivayet edilmesinin, haram olması; namazda okunması, 'Kur'an' adı verilmesi, her harfinin okunmasına on sevap verilmesi; -Ahmed b. Hanbel'den bir rivayete göre- satımının haram olması, bölüm veya cümlelerine âyet veya sûre adı verilmesi gibi hususlardır. Diğer Mukaddes Kitaplar ile Kudsî Hadislerde bu özellik yoktur. Bunlara abdestsiz veya cünüp dokunmak, onları okumak, mânâ ile rivayet etmek caizdir. Namazda okunması kıraat yerine geçmez, hatta namazı geçersiz kılar. Bunlara 'Kur'an' adı verilmez, okuyana da her harfi karşılığında on sevap verilmez; satımı yasak değildir, bölüm veya cümlelerine âyet veya sûre adı verilmez.

2- Peygamberlerin, tahrif edilmeden önceki Mukaddes Kitapları.

3- Geriye kalan ise Kudsî Hadislerdir. Bunları Hz. Peygamber Allah'a (c.c.) nisbet etmekle birlikte, isnad açısından Âhâd haberlerdendir. Bu tür (Kudsî) hadisler Allah'ın kelamıdır ve -çoğunlukla- O'na izafe edilmiştir. Bu durum da O'na izafe edilmesi 'konuşma veya söz'ün O'na ait olması' açısındandır, zira
ilk olarak bu sözleri söylemiş olan O'dur. Bu hadisler bazen Hz.Peygamber'e de izafe edilir; çünkü Allah'tan bu sözü alıp nakleden odur. Kur'an ise böyle olmayıp, Allah'tan başkasına izafe edilmez.

Kudsî Hadisler dışındaki Hadislere gelince, bunların da hepsi vahiy ürünü müdür, değil midir? Bu hususta ihtilaf edilmiştir. 'O hevasından konuşmamaktadır' (53, en-Necm, 4) âyeti birinci görüşü doğrulamaktadır. Bu sebeple Hz. Peygamber 'İyi bilin ki, bana Kur'an ile birlikte bir de onun eşi, dengi, misli verildi.' buyurmuştur. Kudsî Hadislerin belli bir vahyediliş biçimi yoktur. Vahiy yollarından herhangi biriyle gelebilir, mesela rü'yada, kalbine ilkâ edilmekle, meleğin getirmesiyle olabilir.' (56)

Bu ayrımın doğru olup olmadığını tartışmaya geçmeden önce, bu ayrımı temellendirmek için öne sürülen gerekçelere de kısaca bir göz atmak gerekir.

Kur'an'ı Kur'an yapan özellikler arasında onun, benzerini insanların meydana getiremeyeceğini ve tahrif edilmesinin sözkonusu olamayacağını zikretmekle isabet edilmektedir; zira bu özellikler Kur'an'ın bizzat kendisinden kaynaklanan özelliklerdir. Fakat ona abdestsiz ve cünüp olarak dokunulmamasını,
her harfinin okunmasına karşılık on sevap verilmesini, satımının haram kılınmasını, namazlarda okunması vb. hususları, Kur'an'ı diğer vahiylerden ayıran birer özellik olarak takdim etmek anlaşılır gibi değildir. Herşeyden önce bu zikredilenler dinin kesin gerçeklerinden değildir.

Çünkü Kur'an'a abdestsiz dokunulabileceğini, okunabileceğini söyleyen Sahabîler ve İslam âlimleri; yine mushaf alım-satımının caiz olduğunu söyleyen İslam âlimleri de vardır. Hele günümüzde mushaf alım-satımının haram olduğunu söylemek kadar abes birşey olamaz, nerede kaldı ki bu husus Kur'an'ın ayırıcı bir özelliği olsun, öte yandan 'Tahiyyat', 'Subhaneke', 'Kunut' gibi hadislerle sabit olan duaları da namazlarda -Kur'an olmadıkları halde- okumaktayız. Bu hususlan -İbn Hacer el-Heytemî gibi bir İslam âliminden naklen- el-Kasımî gibi bir çağdaş İslam âliminin kendi eserine aldığını görmek, inanılır gibi değildir.

Burada Sünnet'in tamamının vahiy ürünü olduğunu savunan görüşün, Kudsî Hadisler konusuyla ilgili olarak karşı karşıya bulundukları bir probleme de işaret etmeliyiz. Çünkü bu görüşte olanların Kudsî Hadis meselesini izah etmeleri hayli güç görünmektedir. Zira yaygın olarak, Kur'an ile Kudsî Hadis arasındaki farkın şu şekilde formüle edildiğini biliyoruz:

Kur'an'ın hem lafzı hem mânâsı açık bir vahiy ile Allah'tandır; Kudsî Hadisler'in mânâsı ilham veya rüya yoluyla Allah'tan gelir; lafzı ise Hz. Peygamber'e aittir. (57)

Kur'an ile Kudsî Hadis arasındaki farkın diğer bir formüle ediliş şekli de şudur;

Kur'an'ın lafzı mu'cizdir (benzeri meydana getirilemez): Cebrail aracılığıyla indirilmiştir; Kudsî Hadis ise mu'ciz değildir ve vasıtasız vahyedilmişlir. (58)

et-Tîbi’den (ö. 743/1342) ise bu konuda şu formül nakledilmiştir:
__________________
Ma ene Min`el Müsrikin

Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun.
Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun.

Doğrudan doğruya Kuran'dan alarak ilhamı.
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı
.

Mahyaye ve Memati Lillah..


Hanife Müslimen...
  Alıntı ile Cevapla