13.07.2007, 13:51
|
#3 (permalink)
|
| Tercübeli Üye
rusen_alp isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 11.03.2007 Bulunduğu yer: ruhlar aleminden Yaş: 26 Mesajlar: 1.444 Tesekkür Etti: 0
5 Kunu Icin 6 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 45 | Allah razı olsun , fevkalede ; özellikle aşağıdaki kısım muhteşem Alıntı: İmam Rabbani bu makamı şöyle anlatır: "Ben, Fütuhat-ı Mekkiye sahibinin uğradığı vahdet-i vücud mertebesine uğradım. Biraz kaldım ve geçtim. Aslında orası dûn bir makamdı. Evet orası kâmil bir makam ve mertebe değildir. Fakat çok zevkli olduğu ve oraya erenler her an Hâlık'ın tecellileri içinde mest ve sermest bulundukları için bu ruhani zevkten vazgeçemeyip orada kalıyorlardı." Bu ara sıra, muvakkaten de olsa çoklar için söz konusu olan bir halet-i ruhiyedir. Her mümin, bunu kendi vicdanında hisseder, hisseder de bazen dünya ve mâfihâyı görmez. O'nunla baş başa kalır. O anda ona kılıç vursalar da ihtimal duymaz. Ehlullahta bu durum temadi eder ve oldukça uzun olur. Bu esasen O'na erme, fenafillah olma halidir; fakat yine de asfiya makamına nispeten dûn bir mertebedir. Tasavvufta, Hakk'a yükselme vetiresine "seyr ilallah", seyrini ikmal etme haline "seyr fillah", sonra dönüp halka avdete ise "seyr minallah" denir. İmam Gazali, İmam Rabbani ve son asrın müceddidi gibi müceddidler, nübüvvet gölgesinde bu en son mertebenin mazharıdırlar. 13 Temmuz 2007, Cuma M.F.GÜLEN (Kürsü'den alıntıdır ) |
__________________ Bir soğuk , bir garip , bir mavi sızı...... |
|
| |