Tekil Mesaj gösterimi

Alt 04.07.2007, 23:08   #6 (permalink)
metin mete
Tercübeli Üye
 
metin mete - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
metin mete isimli Üye şuanda online konumundadır
Üyelik tarihi: 28.12.2005
Bulunduğu yer: Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
Yaş: 45
Mesajlar: 2.961
Tesekkür Etti: 112
131 Kunu Icin 232 Tesekkür Aldı
metin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekasımetin mete Gelecegin keskin Zekası
Tecrübe Puanı: 22
Standart

Sünnet bugün kavramsallaştırıldığının aksine ilk dönemde hadisle eşanlamlı bir kullanıma sahip değildi. Hatta bugün anlaşıldığı anlamıyla “Sünnet” kavramı da çok sonraları sistemleştirilmiştir. Örneğin erkendönem müelliflerinden olan İmam Malik’in “Sünnet” tanımlamasının bugün anlaşıldığı şekilde “hadislerin uygulanması” anlamına gelmediğini söyleyebiliriz. Fıkhi Hadisler bağlamında İmam Malik’in sünnet anlayışını analiz eden Doç. Dr. M. Emin Özafşar şunları söylemektedir: “İslam Fıkhının sistematize edildiği hicri ikinci asırda, hadîs-sünnet ilişkisine dair zihniyetin kendisinde kristalleştiği Mâlik’ten, bir diğer ifadeyle el-Muvatta’dan aktarılan örnekler çerçevesinde şu tespiti yapmak mümkündür; Her şeyden önce Mâlik’in düşüncesinde sünnet, fakihin kural kabul ettiği fıkhi muhtevanın adı olarak gözükmektedir. Hadîs ise bu sünnetin elde edilmesinde kaynaklık eden önemli bir rivayet malzemesi olarak değer bulmaktadır. Yani, el-Muvatta’da hadis ile sünnet aynı şey değildir; hadîs, sünnetin elde edildiği kaynaklardan birisidir; ancak yegane kaynağı da değildir….Hatta Sünnetin kaynağı bir rivayet olmak zorunda da değildir. Bazen süregelen uygulama, bazen toplumun veya ulemanın ittifakı, bazen kişisel yorum, bazen de kıyas ve içtihad sünnetin dayanağı olabilmektedir. Bu da Malik’in kullanımında sünnetin sabit, değişmez espri olmaktan çok, esnek ve her zaman üretebilen canlı bir fıkıh düşüncesi olduğu anlamına gelir; kaynağını ise, en genel anlamda dinî bilginin kaynağını temsil eden materyaller ile, onların uygulama alanı olan hayatın pratiğinden ve bu ikisi arasında kurulan dengeden alır.”[6]
Ebû Yusuf ve Şeybanî’nin de sünnet anlayışlarının Malik’le paralellik arzettiğini söyleyen Özafşar Ebu Yusuf’un algısını yansıtan şu alıntıyı nakleder: “Kur’an ve ma’ruf sünneti kendine rehber edin, ona tabi ol; Kur’an ve sünnette açıklanmamış konuları da onlara kıyas et.”[7] Bu alıntıda dikkate değer şey “maruf sünnet” kullanımında Ebu Yusuf’un kalıplara dökülmüş ve hadislerle şekillendirilmiş bir sünnet algısına sahip olmadığı Ebu Hanife ve onun usulünü[8] takip ettiğinden anlaşılabilir. Sünnet yaşam şartları içinde değişebilen değiştikçe içtihadi boyutta evrimleşen, halde halde giren Kur’an’ın temel ilkelerinin yaşamlaştırılması çabasıdır. Maalesef Şafii’nin “Sünnet=Hadis” olarak yeni bir kavramsallaştırma yapmasından sonra sünnet olarak ehl-i hadisin topladığı ve mutlaklaştırdığı rivayet külliyatının kendisi anlaşılmıştır. Oysa sünnet değişen koşullara göre Kur’an’ın ilkelerine bağlı kalarak içtihad etmek ve dini yaşanılır kılmak anlamına gelmektedir.[9]
__________________
Ma ene Min`el Müsrikin

Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun.
Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun.

Doğrudan doğruya Kuran'dan alarak ilhamı.
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı
.

Mahyaye ve Memati Lillah..


Hanife Müslimen...
  Alıntı ile Cevapla