Konu: Akil...
Tekil Mesaj gösterimi

Alt 08.06.2007, 11:22   #5 (permalink)
Duha
Tercübeli Üye
 
Duha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Duha isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 12.12.2006
Yaş: 37
Mesajlar: 1.836
Tesekkür Etti: 42
52 Kunu Icin 71 Tesekkür Aldı
Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)
Tecrübe Puanı: 15
Standart

Zümer 18:
onlar ki sözü dinler, sonrada en güzelini uygularlar.işte onlar Allah' ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir, işte temiz akıllılar da onlardır.
sözün en güzeline davet etmek / edilmek , bu yetmez mi?

Akıl ile nakil muaraza ettiği vakit aklı esas nakil tevil olunur. Akıl tanım olarak "kavramlar arasında bağ kurma yeteneğidir." Şu mübarek ayetin emri ile kişi önce söyelenler arasında nakili esas almak, ancak akıl ile muaraza ettiği vakit aklı esas almak ve nakli tevil etmek gerekir.
Aslında ayette Rahmet'ten gelen Hidayet'in hangi şartlarda verildiği söylenmiştir.

Birinci cümlede birinci şart verilmiş; "söz dinlemek". Söz dinlemeyen hakikatperest değildir. Hakikatperest olmayan cerbeze peşinde koşar. Cerbeze hakkı batıl batılı hak görür ve gösterir. Aldanır ve aldatır. Aldanan ve aldatan kalbi bozuk bir firavundur ki "anlama kabiliyeti alınmış mütekebbir bir zekadır.
Söz dinleyen hakikatbin bir Zattır ki kalbi hak ve hakikat için çarpar. Niyeti karıştırmak değildir. Söylenenleri dinler kalbi karnalık olmadığı için akıl feneri ile hakikati arar. Kalb ve akıl birlikte hareket eder. Cerbezeye girmez, nefisini araya katmaz. Bilmek istediğini değil gerçeği görmek ister.

Bu noktada üstüne düşeni yapmıştır. Artık Rahmeten perdesiz gelen Hidayet yada gerçeği bulmak ona nasip olur. Akılın ayete sonda zikredilmesi ise birinci derecede Adl ismi gereği insanın gerekeni yapması yani " saf ve temiz bir kalple, nefsten; tarafgirlikten, ard niyetten, kibirden azade bir vaziyette sözü dinledikten sonra akletmesi gereğini vurgu yapmak içindir. (doğrusunu Allah bilir)

Hem ayette aklın hidayetin bir sebebi olmadığını görmekteyiz. Hidayetin akıl ile değil söz dinleme ile sembolize edilen hakikat perest olma yani temiz ve kibirden azade, hakikat için nefisini aradan çıkarmış, cerbeze ve cidalden uzak bir Zata Rahmetten perdesiz ve sebesiz verilir. Zaten bu kişilerin güzel bir akıla sahip oldukları belirtilir. Bu hidayetin temiz bir kalb ve temiz bir akıl ile mukarin olduğunu , beraber geldiğini gösterir. Yani, hidayetin illeti akıl değildir. Hal böyle olunca akla güven doğru olmaz. Aklın akıl olması için kalbi temizleme ve onu söz dinler hale getirmek gerekir. Ta akıl temizlensin. Hidayet gelsin.

En müthiş maraz ve musibetimiz, cerbeze ve gurura dayanan eleştiridir. Eleştiriyi eğer insaf işletirse, hakikati bulur. Eğer gurur işletse etse, tahrip eder, parçalar.

Oysa her iki adam da akıl sahibidir.Hatta bazen gurur işleten, cerbezeli adam daha keskin bir zekaya sahip oluyor. İşte ayet birinci dereceden söz dinlemeyi ve söz dinliyenin insaflı olduğunu ima ediyor. İnsaf ise kalbidir. Akli değildir. Demek akıl esas değildir. Esas olan kalb ve aklın birlikte istihdamıdır.

Şimdilik bu kadar

Muhabbetle
__________________
Sakın, sakın, sakın! Çabuk, bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz.
  Alıntı ile Cevapla