Tekil Mesaj gösterimi

Alt 02.04.2007, 15:13   #2 (permalink)
alptraum
Tercübeli Üye
 
alptraum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
alptraum isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 01.01.2005
Bulunduğu yer: Aşk`dan
Yaş: 23
Mesajlar: 2.966
Tesekkür Etti: 19
50 Kunu Icin 79 Tesekkür Aldı
alptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 63
Standart

4- Nurlarda Hz. Ali ( r.a )' ın asıl şiası ve dostlarının , Ehl-i sünnet olduğu da şu ifadelerle ortaya konmaktadır:

Hadîsçe Hazret-i Ali'nin (r.a) şîası hakkındaki Peygamberimizin övgüsü , Ehl-i Sünnete aittir. Çünkü istikametli muhabbetle Hazret-i Ali'nin (r.a) şîaları (dost), ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaattir. Çünkü , Şiiler Hazret-i Ali'yi (r.a) fevkalâde sevmek davasında oldukları halde eksik görüyorlar ve kötü ahlâkta bulunduğunu onların mezhepleri iktiza ediyor. Çünkü diyorlar ki: "Hazret-i Sıddık ile Hazret-i Ömer (r.a) haksız oldukları halde Hazret-i Ali (r.a) onlara takiyye etmiş; yani onlardan korkmuş, riyakârlık etmiş. " Acaba böyle İslâm kahramanı ve "Allah'ın Aslanı" unvanını kazanan ve sıddıkların kumandanı ve rehberi olan bir zâtı, riyakâr ve korkaklık ile ve sevmediği zâtlara görünürde muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyade korku altında takiyye etmekle haksızlara tabi olmayı kabul etmekle vasıflandırmak, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Ali (r.a) uzaktır. İşte Ehl-i hakkın mezhebi hiçbir cihetle Hazret-i Ali'yi (r.a) eksiltmez, kötü ahlâk ile ittiham etmez. Hazret-i İsa (a.s)'a karşı fazla muhabbet, Hıristiyanlar için tehlikeli olduğu gibi; Hazret-i Ali (r.a) hakkında da o tarzdaki aşırı muhabbet, sahih bir hadîste tehlikeli olduğu beyan edilmiş.” ( Lem'alar, 25)

5- Bediüzzaman Said Nursi, Şiilerin Hz. Ali (r.a)'ı aşırı sevmekten dolayı tehlikede olduklarını aşağıdaki hadis-i şerife dayandırmaktadır:

Hz. Peygamber (a.s.m) İmam-ı Ali'ye (r.a) demiş: Sende Hazret-i İsa (a.s) gibi iki kısım insan helâke gider. Birisi, aşırı muhabbetle; diğeri, aşırı düşmanlıkla. Hıristiyanlar Hazret-i İsa'ya muhabbetlerinden dolayı, meşru çizgi aşmak ile hâşâ "Allah'ın oğlu" dediler. Yahudiler ise, düşmanlıklarından çok sıkıntı verdiler, nübüvvetini ve kemalini inkâr ettiler. Senin hakkında da bir kısım insanlar, meşru olan muhabbet sınırı aşacak, seni sevmekten helâke gidecektir. “Onların bir lakabı var ki, onlara Rafızi denilir” demiş.
Bir kısım insanlar ise, sana düşmanlıkta çok ileri gidecekler, onlar da Haricilerdir ve Emevîlerin ileri gelen bir kısım taraftarlarıdır ki, onlara Nasibe denilir.”
(Mektubat, 107; Müsned, 1:160; Müstedrek, 3:103)

6- Şiiler ve Aleviler, Ehl-i sünneti “Yezidin zulmüne taraftardırlar” diye suçlamalarına karşı, Bediüzzaman şunları söylemektedir:

Haccac-ı Zâlim , Yezid ve Velid gibi heriflere, İlm-i Kelâmın büyük allâmesi olan Sâdeddin-i Teftezanî "Yezid'e lânet caizdir" demiş; fakat, "Lânet vacibdir" dememiş; hayırdır ve sevabı vardır dememiş.” ( Tarihçe-i Hayat, 502 ) Bu ifadelerden de anlaşılacağı gibi, Ehl-i Sünnet ve Cemaat bu gibi zalim insanların yaptıklarına değil taraftar olmak, bazı alimler onlara laneti bile caiz görmüşlerdir. Bu nedenle, Alevilerin bu noktadan da Ehl-i sünneti tenkit etmelerinde hakları yoktur.

7- Bediüzzaman , Şiilerin kabul etmedikleri ve tenkit ettikleri ilk üç halifeye, Hz. Ali (r.a )'ın kendi iradesi ve isteği ile tabi olduğunu ve onları haklı gördüğünü şu tespitlerle ortaya koymaktadır.

“Ehl-i hak olan Ehl-i Sünnetin mezhebi derler ki: "Hazret-i Ali (r.a), ilk üç halifeyi hak görmeseydi, bir dakika tanımaz ve itaat etmezdi. Demek ki onları haklı ve üstün gördüğü için, gayret ve şecaatini hakperestlik yoluna teslim etmiş." ( Lem'alar, 26)

8- Said Nursi, bazı Harici ve Vehhabî zihniyetli insanların Hz. Ali ( r.a)'ı tenkit etmelerinden, Ehl-i sünnetin mesul tutulmamaları gerektiğini de aşağıdaki ifadelerle savunmaktadır:

“Herşeyin ifrat ve tefriti iyi değildir. İstikamet ise orta yoldur ki Ehl-i Sünnet Ve Cemaat onu ihtiyar etmiş. Fakat maatteessüf Ehl-i Sünnet Ve Cemaat perdesi altına Vehhabîlik ve Haricîlik fikri kısmen girdiği gibi, siyasi düşünenler ve bir kısım mülhidler, Hazret-i Ali'yi (r.a) tenkid ediyorlar. Hâşâ, siyaseti bilmediğinden hilafete tam liyakat göstermemiş, idare edememiş diyorlar. İşte bunların bu haksız ithamlarından Alevîler, Ehl-i Sünnete karşı küsmek vaziyetini alıyorlar. Halbuki Ehl-i Sünnetin düsturları ve esas mezhepleri, bu fikirleri iktiza etmediği gibi aksini ispat ediyorlar. Haricîlerin tarafından gelen böyle fikirler ile Ehl-i Sünnet mahkûm olamaz. Belki Ehl-i Sünnet, Alevîlerden ziyade Hazret-i Ali'nin (r.a) taraftarıdırlar. Bütün hutbelerinde, dualarında Hazret-i Ali'yi (r.a) lâyık olduğu sena ile zikrediyorlar. Özellikle çoğunluğu Ehl-i Sünnet Ve Cemaat mezhebinde olan evliya ve asfiya, O'nu mürşit ve şah-ı velayet biliyorlar.” ( Lem'alar, 26)

9- Bediüzzaman Said Nursi, Alevilerin kendilerini kurtarmaları için ne yapmaları gerektiği hususunda şunları kaydeder:

Hazret-i Ali (r.a)'ın yirmi sene hürmet ettiği ve onlara şeyhülislâm mertebesinde onların hükmünü kabul ettiği Ebu Bekir , Ömer, Osman (Radıyallahü Anhüm)e ilişmeseler, Hazret-i Ali (r.a) o üç halifeye hürmet ettiği gibi, onlar da hürmet etseler, farz namazını kılsalar yeter.” ( Emirdağ Lahikası I, 80)

10-
Risale-i Nur'da, Ehl-i sünnetin ve Alevilerin aynı dinin mensupları, aynı ağacın dalları ve aynı vücudun azaları hükmünde olduklarını ve birbirlerine sıkıntı vermeleri değil, birbirlerine yardım etmeleri gerektiğini, şu ifadelerle yer verilmiştir.

Ey Ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu manasız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan anlaşmazlığı aranızdan kaldırınız. Yoksa şimdiki kuvvetli bir surette hükmeden dinsizlik cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip ezmesinde istimal edecek.
Bunu mağlup ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz bir tek İlahı kabul ettiğinizden kardeşliği ve birliği emreden yüzer esaslı kudsi bağlar aranızda varken, ayrılığa sebebiyet veren ehemmiyetsiz meseleleri bırakmak elzemdir.” ( Lem'alar, 27)
__________________
İmtisali cahidu fillah olubtur niyetim,
Dini islamın mücerred gayretidir gayretim.
Fazlı Hak ve hikmeti cündü ricalullah ile,
Ehl-i küfrü serteser kahreylemektir niyetim.
Embiyau evliyaya istinadım var benim,
Lütfü Haktandır hemen ümidi fethu ve nusratım.
Nefsim ve malımla nola kılsam cihanda içtihad,
Hamdülillah var gazaya sad hazaran rağbetim.
Ey Muhammed! Mucizatın Ahmedi muhtar ile,
Umarım galib ola Edayı dine devletim!
  Alıntı ile Cevapla