Tekil Mesaj gösterimi

Alt 18.03.2007, 08:13   #9 (permalink)
sinang
Tercübeli Üye
 
sinang isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2006
Yaş: 31
Mesajlar: 937
Tesekkür Etti: 0
2 Kunu Icin 4 Tesekkür Aldı
sinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 29
Standart

İslamın cahiliyyeye karşı takındığı tavır her zaman ve tüm mekanlarda böyledir. Cahiliyyenin dünü ile bugünü arasında hiçbir fark yoktur. İslam ve cahiliyye arasında ise aşılması mümkün olmayan üzerine hiçbir köprünün atılamayacağı geniş uçurumlar vardır. Aralarında barışı mümkün olmayan bir savaş vardır.

Öyleyse cahiliyyeden ayrılış bir zorunluluktur. Değişik ana hatların, ortaya çıkması için...

Tevhid ve şirk...

Birbirinden ayrı, uyuşması mümkün olmayan iki sistemin adıdır. Tevhid insanı bir Allah'a yönelten sistemin adıdır. Öyle bir Allah ki tüm kainatı yaratan ve ortağı olmayan, insanın inanç esaslarını, yasa ve hükümlerini, hayat metodunu, ölçülerini, edep ve ahlakını, hayata ilişkin düşünce sistemini nereden alabileceğini belirleyen bir sistem...

Ve mü'min tüm bunları sadece ve sadece Allah'tan alır. Gizli ve açık hiçbir şekilde şirk unsurları bulaşmadan tüm hayatı bu esasa dayanması ve bu esas üzerinde cereyan etmesi gerekmektedir. İşte böyle bir ayrılığın gerçekleşmesi hem davetci açısından hem de davet edilenler açısından bir zorunluluktur.

Şu çok iyi bir şekilde bilinmelidir ki cahiliyye tüm tabiatı ile yine eski cahiliyyedir. İslam'da öyle...

Aralarında uçurum büyüktür. O zaman tek çare cahiliyyeden tamamen bir ayrılış ve bütün kirlerden arınmış olarak İslama giriş. Cahiliyyeyi bırakıp İslama hicret işte yolun ilk adımı budur. Davetçinin ilk adımı cahiliyyeden kopuş ve tamamen bu kopmuşluğun şuurunun taşınması. Davetçinin düşünce yapısıyla, hayat metodu ve günlük fiilleri ile cahiliyyeden ayrılmasıdır. İşte bu ayrılış gerçekleştiği zaman orta yolda anlaşmaya, yardımlaşmaya imkan yoktur. Bu ayrılış cahiliyye mensuplarının, mensup oldukları düzenlerini tamamen terkedip İslam saflarına katılacakları güne kadar sürecek bir ayrılıştır.

Şu halde orta yol çözümlerine başvurmak, yolun bir yerinde buluşmak veya cahiliyyeye bir yama olmak yoktur. Cahiliyye İslam kılıfına bürünsede...

Cahiliyyeden ayrılmak ve bunu bilinç altına yerleştirmek davetçinin ilk adımı ve mihenk taşıdır. Çünkü o kendisinin tüm bu cahileyye insanlarından uzak olduğunu bilmek zorundadır. Bunu bilinç altına iyice yerleştirmek zorundadır. Onların dini onlara, kendi dini kendinedir. Onların yolu onlara kendi yolu kendinedir. Bir tek adım dahi olsa onların yolunda yürüyemez. Çünkü davetçinin görevi, yaranmaya kalkışmadan yolundan küçük veya büyük hiçbir şekilde ödün vermeden onları yolları ile başbaşa bırakmaktır. Çünkü tam bir soyutlanma, tam bir ayrılış ve apaçık bir kararlılık sözkonusudur.

İslam davetcileri bugün böyle bir ayrılış ve kararlılığa ne kadar muhtaçdırlar. Tamamen sapmış bir cahiliyyenin içerisinde, Allah'ın dinini daha önce tanıyıp da zamanla bu dinin gerçeklerinden uzaklaşmış insanların arasında, İslamı yeniden hayata geçirme şuuruna ne kadar da muhtaçdırlar. Akide ile bir zamanlar tanışdıkları halde:

"Kalpleri katılaşan ve pek çoklarıda fasık olan" (Hadid Sûresi, 53/16)

İnsanların arasında bu bilince ne kadar da muhtaçdırlar.

Öyleyse orta yol çözümlerine başvurmak yolun bir yerinde buluşmak yoktur. Cahiliyyenin hatalarını ıslah etmek, ona yama olmak ...

Bunların hiçbiri yoktur. Olması gereken tek şey davettir. Tıpkı ilk günkü davet gibi. Cahili bir ortamda, ama cahiliyyeden tamamen ayrılmış şekilde bir davet.

"Sizin dininiz size benim dinim banadır"

Bu ayrılış gerçekleşmediği sürece aldanmak, cahiliyyeye yama olmak devam edecektir.

Sonuç olarak yukarıda sözkonusu ettiğimiz ana esaslara dayalı olmayan bir İslam çağrısı, sönük ve güçsüz olmaya mahkumdur. Çünkü bu çağrının dayandığı tek nokta kararlı olmaktır. Açıklık, belirlilik ve cesarettir. İşte ilk çağrının kullandığı yolda buydu.

"Sizin dininiz size benimde dinim banadır."

"Öyleyse kâfirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihad ver."
  Alıntı ile Cevapla