| Tercübeli Üye
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007 Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :) Yaş: 30 Mesajlar: 2.088 Tesekkür Etti: 222
117 Kunu Icin 288 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | Cismâniyet âlem-i halktan olup; toprak, su, hava, ateşten müteşekkil bir buhar-ı zülmânidir. Karın boşluğunda bulunur, kumandası secde mahallidir, bütün vücuda oradan kumanda etmek ister, Âlem-i emir ise; kalp, ruh, sır, hâfâ ve ahfâdan müteşekkildir.
Demek ki insan cismâniyet ve ruhâniyetten müteşekkil oluyormuş.
Âlem-i halktan olan lâtifelerin temizlenmesine tezkiye, âlem-i emirden olan lâtifelerin temizlenmesine ise tasfiye denir.
•
Mürşid-i Kâmil Cenab-ı Hakk’ın ona izin verdiği kadar ruhâniyeti alır ve onu Hakk’a hakikate götürmeye gayret eder.
Mürşid-i kâmil’i bulmak ilâhî bir lütuf ve bağış, büyük bir kolaylıktır.
Mürşid “Yürü!” der, Mürşid-i Kâmil ise bizzat Hazret-i Allah’ın tasarrufu ile, ihsanı ile yürütür. Fakat şunu unutmamalı ki, Mürşid-i hakiki Hazret-i Allah’tır. Bu noktayı biraz daha açalım. Mürşid-i Kâmil Hazret-i Allah ve Resul’ünde tamamen fânî olduğu için Hazret-i Allah’ın lütfuyla yürütür. Hazret-i Allah’ın lütfuyla yürüttüğü için halkı Hakk’a davet eder. En kestirme yol ile, en az sözle Hakk’a ulaştırmaya gayret eder.
Mürşid-i kâmil’i Hazret-i Allah ileriye sürdüğü için, ona o makamı verdiği için; o çok iyi bilir ki kendisi hükümsüz bir resimden ibarettir. Allah-u Teâlâ onun varlığını almıştır, kendi varlığını duyurmuştur.
Mürşid-i Kâmil Hazret-i Allah’ın malını pazara koyar, onun gönlündedir Hazret-i Allah.
Mürşid ise oraya eremediği için, Hakk’ta fani olamadığı için, hep kendini görür, kendi malını pazara koyar, onun ağzındadır Hazret-i Allah.
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri Âyet-i kerime’sinde:
“Sâdıklarla beraber olunuz.” diye emir buyuruyor. (Tevbe: 119)
Niçin? O sâdık kul kendisinin zerre bir hakir olduğunu çok iyi bilir, kendisini kendi gözü ile görür. Üzerindeki bütün âsâr Hazret-i Allah’ındır, Allah namına iş görür.
Bunun içindir ki Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretlerimiz “Dünyaya gelmekten murad mürşid-i kâmili bulmaktan ibarettir.” buyururlar. Mürşid-i kâmil’i buldun Hakk’ı buldun, bulamazsan Hakk’ı nasıl bulacaksın?
Mürşid aramak çok mühimdir. Bir Mürşid-i kâmil vardır irşad eder, bir mürşid vardır ifsad eder. Çünkü onun seyri Hakk’adır, şeyhliği şeytandan gelir, nefis putuyla ortaya çıkar, kendisini de etrafını da helâk eder.
Bunun içindir ki Allah-u Teâlâ “Sadıklarla beraber olunuz.” buyuruyor. Şeytanla, şeytanlaşmış şeyhlerle değil.
Bu nasıl ayırt edilecek? Onu ancak hakikat ehli ahkâm ölçüsü ile ayırt eder.
Mürşid-i kâmil’in vasıfları: İstikamet, nasihat, şefkat ve merhamettir.
İstikamet: Hazret-i Kur’an’ı ve sünnet-i seniyye’yi yaşaması lazımdır.
Hazret-i Aişe -radiyallahu anha- vâlidemiz:
“Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in ahlâkı Kur’an’dır.” buyurmuşlardır. (Müslim)
Yani Kur’an-ı kerim’deki bütün hükümlerin tatbiki onun yaşayışında görülmektedir. Bu bakımdan o Hazret-i Kur’an’dır.
Mürşid bu olacak. Bu olmazsa, bir tek vasfı noksan olursa o Mürşid-i kâmil değildir. İşte size ölçü, işte size tartı.
İkinci vasıf nasihat: Kişiyi müşkül durumdan kurtarmak, en az sözle en kestirme yolla en doğruyu tarif etmek ve onu Hakk’a yöneltmek, Hakk’a ulaştırmak.
Üçüncü vasıf şefkat: Tanıdığına tanımadığına sırf Allah rızası için elinden gelen yardımı esirgememek. Bu insana olduğu gibi hayvana da şâmildir.
Dördüncü vasıf ise merhamet: Kişinin ulaşamadığı nimeti gönül hoşluğu ile, elinde bu mevcutsa, ona o nimeti ulaştırmak. Bunun mânâsı çok derindir.
Tasavvur buyurun ki Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ne kadar merhametliydi, ne kadar şefkatliydi. Bu kuvve-i beşeriyenin haricindedir. Onun vekiline de bu geçmiştir.
Binaenaleyh bu vasıflar tecelli etmedikçe o Mürşid-i kâmil değildir. Bu ölçüler elinizde oldukça hayatta şaşmazsınız.
Mümin-i kâmil demek insan-ı kâmil demektir. Bu kalp yalnız onlara mahsustur, başkalarına şâmil değildir.
Allah-u Teâlâ kulları için takdir buyurduğu rızıkları madde âleminin arşına emanet ettiği gibi; mânevi ve ruhânî feyizleri de “Kâmil müminin kalbi”nden ibaret bulunan mânevî arşa tevdî etmiştir.
Cenâb-ı Hakk’ın sâdık kullarının kalbine aktarılmış bulunan mânevî lezzet ve ledünnî faydaların hepsi; in’ikas yoluyla şerefli bir kalbin ve lâtif bir nurun dostluğunun eseridir.
Bunlar Hazret-i Allah ile o kulun arasındaki gizli işlerdir. Bu noktaya melek dahi giremez. Bazı melek girer, her melek dahi giremez.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyururlar:
“Allah-u Teâlâ benim göğsüme ne döktüyse, ben de onu olduğu gibi Ebu Bekir’in göğsüne boşalttım.”
“Ebu Bekir sizi orucunun ve namazının çokluğu ile değil, ancak kalbine dökülen bir şeyle geçmiştir.”
Kalpten kalbe dökülen ilâhi emanetullah kıyamete kadar devam eder.
Bu nur kaynağının devam ettiğine dair Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyururlar ki:
“Ümmetim yağmur gibidir. Evvelkiler mi daha hayırlıdır, yoksa sonrakiler mi daha hayırlıdır bilinmez.” (Tirmizi)
Bunlar nâdiren gelenlerdir, yüz senede bir defa gelirler.
Hadis-i şerif’te:
“Her asırda benim ümmetimden sâbikun yani öncüler vardır.” buyuruluyor. (Nevadir-ül usûl)
Bunlar Resulullah Aleyhisselâm’ın vekilidir. Hazret-i Allah onu seçmiş ve sevmiş, o dostuna akıtmış.
Akıtılan bu mânevi ve ruhanî feyizlerle kalbinin diriltilmesini arzu edenler, kalplerini evliyaullahın rûhâniyetinin teveccühüne arzetmelidirler.
Mürşidle beraberliğin bir kısmı cismânî olduğu gibi bir kısmı da ruhânîdir. Bu şerefli kalpten, kişinin kendi kalbine akıtması da râbıta ve murakaba sayesinde mümkün olur.
Hazret-i Allah’a ait olan ilâhi feyiz, Hâlik’ın deryasından mânevî kanal vasıtası ile Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-inin deryâsına gelir. Oradan da zamanın mürşidinin deryasına gelir. Oradan da nasibdar olan kimselerin kalblerine gelir. Râbıta ile öyle bir merbudiyet husule gelir ki Mürşid-i kâmil’deki bütün hasletleri bir mürid üzerine geçirebiliyor. Kalbindeki muhabbet bağı ile onun boyasına giriyor. An be an onun gibi oluyor, ondan akseden nurlar ile nurlanıyor.
Her peygamber efdaldir, fakat Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz en efdaldir.
Âyet-i kerime’de:
“Biz o peygamberlerden kimini kiminden üstün kıldık.” buyuruluyor. (Bakara: 253)
Her ümmet efdaldir, fakat Ümmet-i Muhammed hepsinden efdaldir.
Âyet-i kerime’de:
“Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız ve Allah’a inanırsınız.” buyuruluyor. (Âl-i imran: 110)
Her mürşid efdaldir, fakat Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-inin vekili hepsinden efdaldir. Niçin? “Kalbül-mümin arşur-rahman” olduğu için, emânât-ı ilâhi’ye mazhar olduğu için, Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-inin vekili olduğu için...
O bir maskeden ibarettir. Bir düşün, eğer bu şifreyi çözebilirsen:
“Allah göklerin ve yerin nurudur.” (Nur: 35)
Âyet-i kerime’sinin de sırrına mazhar olmuş olursun.
Bu sırrı kavramaya imkân yok. Kavramak için oraya çıkmak lâzım.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyor:
“Allah var idi ve Allah’tan başka bir şey mevcut değildi.” (Buhârî)
Mürşid-i hakiki Hazret-i Allah’tır, Mürşid-i kâmil bir paçavradır. Allah-u Teâlâ bir kimsenin gönlünü silmeyi murad ederse, o paçavrayı kullanır, onunla kişinin gönlünü siler. Asıl budur, bu işin hakikatı budur. Ben bunu gözümle görüyorum.
Yani Mürşid-i hakiki Hazret-i Allah’tır, Mürşid-i kâmil ise bir paçavradan ibarettir. Amma bunlar Hakk’ın paçavrasıdır.
Hakk’ın destek verdiği kullar Fenâfillah’a vardırılmış olan Mürşid-i kâmillerdir. Onlar şöyle derler.
Buradaki mahviyeti size anlatabilmek için Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretlerimiz’in bir beyitini arzedeceğim:
“Ne ilm-ü marifet verdin, ne de câh-ı menkıbet yâ Rab!
Bihamdillah ki bir zerre medâr-ı iftiharım yok
Benim nev-i beşer resminde ancak bir heyulâ var.”
Paçavra olan gerçek Mürşid-i kâmiller işte bunlardır. İşte râbıta ancak bunlara yapılır, başkasına şâmil değildir.
“Âlem Hazret-i Allah’ı bilir, âlim nefsini bilir, yazar da cebini bilir.” demiştik. Bütün bunlar bu sırların içindedir.
Hidayeti bahşeden, iman şerefi ile müşerref eden, Hazret-i Allah’a ve Resul’ü -sallallahu aleyhi ve sellem-ine varmak için yol tarif eden, ulaşmak için vâsıtalar halk eden, bize iyi ve kötüyü duyuran ve en güzel surette halk eden Hazret-i Allah’a şükretmemiz lâzım.
__________________ HizmeT NimettiR... Gavs-ı Sani... |