Tekil Mesaj gösterimi

Marifetullah Ehli
Alt 23.12.2006, 09:35   #1 (permalink)
fetih
Tercübeli Üye
 
fetih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007
Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :)
Yaş: 30
Mesajlar: 2.088
Tesekkür Etti: 222
117 Kunu Icin 288 Tesekkür Aldı
fetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü biri
Tecrübe Puanı: 13
Standart Marifetullah Ehli

Bir de kullarının içinde öyleleri vardır ki onlar halkı Hakk’a iletirler ve onlar Hakk ile hüküm verirler.

Hazret-i Allah zâhiri ilimlerin öğrenilmesi için yeryüzünden âlimleri eksik etmediği gibi bâtınî ilimleri öğretmek için tarikat ehlini de eksik etmemiştir. Her zaman için mürşid-i kâmil bulundurmaktan aciz değildir.

Bu tertemiz vazife manevî bir miras olarak nebîlerden âlimlere intikal etmiştir. Buradaki âlimlerden murad, kibâr-ı evliyaullahtır.

Tasavvuf bir ilim-irfan mektebidir, ehli üç kısma ayrılır:

Mükemmel, Kemâl, Mukallid.

Mükemmel: Bunları Allah-u Teâlâ yüz senede bir gönderir. Bozulmaya yüz tutan dini tazelemek için bunlar kemâlleri yetiştirir.

Mükemmel de üç kısma ayrılır:

1. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in sehm-i nübüvvetine vâris olanlar.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Yarattıklarımızdan öyle bir topluluk da vardır ki, onlar Hakk’a iletirler ve Hakk ile hüküm verirler.” (A’raf: 181)

İrşad memurlarından murad, kibâr-ı evliyâullahtan olan mürşid-i kâmillerdir.

2. Sehm-i velâyetine vâris olanlar.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Eğer bilmiyorsanız dini müşküllerinizi ehl–i zikirden sual ediniz.” (Nahl: 43)

Ehl-i zikirden murad evliyâullah hazeratıdır.

3. Sehm-i nübüvvet ve sehm-i velâyetinden nasip alanlar.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Allah’tan korkar, takvâ sahibi olursanız mualliminiz Allah olur.” (Bakara: 282)

Burada size üç Âyet-i kerime arzedilmiş oluyor. Hazret-i Allah buyuruyor ve duyuruyor ki, bu işin ehli bunlardır.

Mürşid-i hakiki Hazret-i Allah’tır. Mürşid-i kâmil bir korkuluğa benzer, kargalar taneleri toplamasın diye... Mürşid-i kâmil aynı zamanda bir berzahtır, hakikat ile dalâlet karışmasın diye...

Kemâl: Gayrıya tecavüz etmez, ahkam hudutları içinde bulunur. Asla menfaata meyletmez. Yedirir yemez, giydirir giymez. Allah-u Teâlâ’nın her türlü hudutlarını muhafaza ettiği için kadınlarla da iştigal etmez. Ancak helâli müstesna. Siyasetle de katiyetle ilgileri olmaz.

Yol tarif eder, fakat mürid götürmeye sahib-i salâhiyet değildir. Allah-u Teâlâ’nın izniyle alıp götürmeye sahib-i salâhiyet olanları az önce üç Âyet-i kerime ile size arzettik.

Mukallid olanlara gelince,

Bugün ortalığı bütünüyle istila etmişlerdir. Dini dünyaya alet ederler, nefsâni şeytâni işlerde bulunurlar. Allah ve Resulü’nün partisinden çıktıkları için 73 fırkadan 72’sinin birer fırkasına daldılar. Artık o mukallid hepten sapar ve saptırmaya çalışır.

Artık o saptırıcı olmuştur.

Halkın içinde bunları tefrik edenler de pek azdır. Servete, şöhrete aldanıyor. Hakikat ehli ise zaten dünyada azdır. Bunlara irşad memuru denir.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun. Onlar doğru yoldadırlar.” buyuruyor. (Yasin: 21)

Bu Âyet-i kerime hakikat ile dalâletin berzahıdır. Birisi yalnız Allah-u Teâlâ’nın rızasını gözetler, nasıl kazanacağına ihlas ile en inceliklerine kadar dikkat eder ve riayet eder. Ehl-i dalâlet ise madde, makam, şöhret peşindedir. Onların şeyhi zaten şeytandır. Bütün iş ve icraatları Allah-u Teâlâ’nın ahkamına terstir. Ama hakikat ehli arzedildiği gibi dünyada azdır ve nadirdir. Mukallid dalâlet ehline gelince onlar dinden çıkalı çok oldu. Dinden çıktılar, imandan soyuldular, Âyet ve Hadis’e bakmaz oldular. Ama Cenâb-ı Hakk insanlar hüsrandadır buyuruyor:

“Asra yemin olsun ki, insan gerçekten hüsran içindedir. Ancak iman edip amel-i salih işleyenler, birbirlerine Hakk’ı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnâ.” (Asr: 1-3)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz “Bütün insanlar helâk olmuşlardır.” buyurmuştu. Burada da Allah-u Teâlâ yemin ederek insanların gerçekten hüsran içinde olduklarını beyan buyuruyor. Bu bizim için ne büyük âfât! Allah’ım iyilerin yüzü suyu hürmetine bizi bağışlasın.

Burada görülüyor ki bütün insanlar hüsran içindedirler, ancak iman edenler kurtuluyor.

Ve fakat Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

“Ümmetim benden sonra yetmişüç fırkaya ayrılacak, bir fırka müstesna, diğerleri hep ateştedir.

– Onlar kimlerdir Yâ Resulellah?

Benim ve Ashabımın yolunda olanlardır.” (Ebû Davud)

İnsanların helâk olduğunu belirten Hadis-i şerif umuma âit, bu Hadis-i şerif ise hususa yani Resulullah Aleyhisselâm’ın ümmetine aittir.

Yetmişiki fırka cehenneme giriyor. Acaba biz hangi fırkadanız? Bir düşün!

İşte şu bölücüler var ya, paramparça ettiler hem dini hem vatanı.

Âyet-i kerime’sinde Allah-u Teâlâ buyurur ki:

“Sen ne kadar yürekten istersen iste, insanların çoğu inanmazlar.” (Yusuf: 103)

İşte bu bölücülere, her ne kadar gerçekten Hakk’ı söylesen de, hakikatı ibraz etsen de, ne Hakk’ı tanırlar, ne de hakikatı kabul ederler.

Ve böylece yetmişiki fırka cehennemlik oldu.

Şimdi bizim duracağımız bir fırka kaldı. Zâhirî, bâtınî, ledünî dediğimiz bütün bu mevzu o bir fırkaya aittir.

Diğer bir Âyet-i kerime’de ise şöyle buyuruluyor:

“İnsanların çoğu bilmezler.” (Mümin: 57)

Neyi bilemedi bunlar? Hakikatı bilemedi, hakikatı bilemediği için Hakk’ı bulamadı, din kurucuları ile beraber oldu, böylece helâkine vesile oldu.

Bunlar cehennemde ayılacaklar ve azabın şiddetinden bayılacaklar.


__________________
HizmeT NimettiR...

Gavs-ı Sani...
  Alıntı ile Cevapla