Tekil Mesaj gösterimi

Alt 18.12.2006, 10:35   #8 (permalink)
EHLİ-SUNNET
Üye
 
EHLİ-SUNNET - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
EHLİ-SUNNET isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.09.2006
Yaş: 30
Mesajlar: 187
Tesekkür Etti: 0
3 Kunu Icin 7 Tesekkür Aldı
EHLİ-SUNNET Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 3
Standart

Bakalım bu sapık kitabda neler yazıyor:

Kitabın her satırı aslında suç unsurudur. Biz daha bariz olanlarını hemen her okuyucunun anlayabileceği noktaları işaret etmek istiyoruz. Sayfa 27 de bu sual çok samimi sorulmuştur, denerek İslâmiyetin her asra göre değişmesini isteyen ifadeler yer almaktadır. Halbuki Dört hak mezhep bütün asırlara kâfi gelecek şekilde hükümler koymuşlardır.

Fakat S. Kutub ne diyor?

“İslâm’ın bir asırda getirmiş olduğu nizamın o asra nisbetle değişen bir çok şartları muvacehesinde (karşısında) tevali eden (daha sonraki) asırların hepsinde aslını kaybetmeden kabili tatbik olduğuna bizleri kim temin edebilir.” İ. S. Adalet S. 27

Hemen bu cümlenin devamında şecaat arz eder gibi “bu sual çok samimi sorulmuştur.” deniyor.

Bilindiği gibi komünistler tarihî tekamüle inanırlar. Tarihî tekamül neticesinde mutlaka komünizm gelecektir, derler. Seyyid Kutub da tarihî tekamüle inanmakta ve sosyal, iktisadî ve fikrî inkılâpların, yani devrimlerin olacağına inanmaktadır. Seyyid Kutub tarihî tekamülle sosyal, iktisadî ve fikrî inkılâplar, bugünkü tabirle devrimler gelecektir diyor. 14 asır evvelki İslâm nizamının, bir bölümü olan, iktisat nizamının ve diğer nizamlarının bugün uygulanmasının kabili tatbik olmadığını zikrediyor. Asırların hepsinde kabili tatbik olduğuna bizi kim temin edebilir diyordu. Büyük harflerle yazılan paragrafı aynen şöyledir:

“İslâm: Bu kâinatı, ondaki yenilikleri ve bu yeniliklerin tarihî tekamülünü, getireceği sosyal, iktisadî ve fikrî inkılâpların neticelerini en dakik olarak hesabeden ve bunu herkesten iyi bilen Allah tarafından tesis edilmiş bir dindir.” İ.S. Adalet S. 27

Evet S. Kutub dinimizi böyle anlatmaktadır. Tarihî tekamül neticesinde sosyal inkılâpların geleceğine inanmaktadır.

S. Kutub’un, mezheplerin birleşmesinden bahseden bir cümlesi de şöyledir:

“İslâmiyet bir bütündür, ayrılan cüzleri birleşmeli, ihtilaflar ortadan kalkmalıdır.” İ. S. Adalet S. 35

S. Kutub dört hak mezhebi ihtilaf olarak kabul etmektedir. Bu ihtilaflar birleşmelidir diyor. İhtilaflardan maksadı sapık mezhepler değildir. Öyle olursa daha tehlikeli olur. Hak ile bâtılın birleşmesine zaten imkân yok. Hak mezhepleri de birleştirmek telfik oluyor ki bu da icma-i ümmet ile bâtıldır. S. Kutub hocası mason Abduh gibi mezhepleri ayrılan cüzler kabul etmekte ve birleşmesini istemektedir. Mezheplerin çıkması, ihtilafları rahmet iken, S. Kutub diğer mezhepsizler gibi bunları birleştirmek, yani kaldırmak istemektedir.

İhtilaflar ortadan kalkmalıdır cümlesinin hemen arkasından şöyle demektedir:

“Aralarındaki farklı mezhepler (doktrinler) birbirlerine yardımcı olmalıdırlar ki emniyet ve salâh için tabiat kuvvetlerinden elbirliği ile istifade mümkün olsun.” İ. S. Adalet S.35

S. Kutub bu cümlesi ile mezheplerden maksadı hak mezhepler midir yoksa sapık mezhepler midir? Hak mezhepler ise onlar zaten icma-i ümmet ile bir rahmet olarak çıkmışlar, birbirlerine yardımcı olmalıdır gibi bir ifade kullanılamaz. Eğer sapık mezheplerin birbirine yardımcı olmasını istiyorsa bu daha kötüdür.

S. Kutub sosyalizmin tesiri altında kaldığı için tabiat kuvvetleri diye bir kuvvetten bahsetmektedir. Hani şu İbrahim aleyhisselâmı yakamıyan ateş gibi tabiat kuvvetlerinden (!) tabiat kuvvetleri diye bir şey yoktur, hepsi ilâhi kuvvetlerdir. Sosyalist kültürle beyni yıkananlar böyle zırvalar işte.

Bilindiği gibi en kıymetli ibadetlerden birisi de Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, düşmanlık etmektir. Allah dostlarını sevmek mecburiyetinde olduğumuz gibi, Allah düşmanlarına da düşmanlık beslemek mecburiyetindeyiz. Cihad bu bakımdan kıymetli ibadetlerden biridir. Fakat S. Kutub hümanist kültürüne dayanarak şöyle demektedir:

“İslâm nazarında hayat, anlaşarak yardımlaşmadır. Harb ve düşmanlık değildir.” İ. S. Adalet S.42

Halbuki dinimizde dostluk gösterilmesi gerekene dostluk göstermek, düşmanlık gösterilmesi gerekene düşmanlık göstermek lâzımdır.

Diğer mezhepsizler gibi Seyyid Kutub da mutlak eşitlikten, insanî eşitlikten bahsediyor. Şöyle diyor:

“İslâm nazarında ise adalet, insanî müsavattır.” İ. S. Adalet S. 43

Halbuki dinimizde adalet vardır, eşitlik yoktur. Bunu evvelki sayılarımızda açıklamışsak da birkaç satır da burada yazalım. Dinimizde ücret eşitliği de yoktur. Kâfir –müslüman eşitliği de yoktur. Hattâ mûttaki- fâsık eşitliği de yoktur. İslâm’da adalet vardır. Her eşitlik adalet değildir, fakat adalet bazan eşitlik olabilir. Adalet bazan eşitlik oldu diye dinimizde mutlak eşitlik olduğundan, insanî bir eşitlik bulunduğundan bahsetmek yersizdir. Dinimizde insan yaptığı işe göre ücret alır.Tahsil ve kıdem aranmaz. İcabında tahsilsiz bir insan üniversite mezunundan daha fazla ücret alabilir. Burada adalet vardır, eşitlik yoktur. Kanun nazarında da herkes eşit değildir. Fakat kanun adaletle hükmedilmesini emreder. Namaz kılmayan bir mümin cezalandırıldığı halde, namaz kılmayan zimmî cezalandırılmaz. Kısacası eşitlik yok, adalet vardır. Zimmîden, kâfirden hâkim olmaz. Yani insanlara eşit muamele yapılmaz. Dinin emrettiği şekilde adaletle muamele edilir.

S. Kutub İslâm şeriatı tabirini kullanmaktan çekinerek hep İslâm’ın görüşü tabirini kullanmaktadır. Bilindiği gibi görüş insanların düşünce mahsulüdür. Dinin zamana göre değişeceğinden bahsetmesi de İslâm’ın insan düşüncesi olduğunu, bir görüş olduğunu belgelemektedir. Evet şöyle diyor:

“İnsanlık hakkındaki İslâm’ın görüşü ile yapılan bu fikrî hamlenin bir eşini henüz tarih kaydetmemiştir.” İ. S. Adalet S. 69

Seyyid Kutub böylece İslâm’ın görüşü ile fikrî hamlede bulunduktan sonra feminist bir zihniyet içinde kadın-erkek eşitliğinden bile bahsederek diyor ki:

“İslâm, (iki cins arasında) erkekle beraber kadın için tam bir eşitliği teminat altına almıştır.” İ. S. Adalet S. 75

Hemen aşağıda da her iki cinsin dinen ve manen birbirine eşit olduğundan bahsediyor. Halbuki bilindiği gibi kadın erkekle hiçbir zaman eşit değildir. Nikâhta eşit değildir. Erkek karısına boş ol dedi mi kadın boş olur. Kadın boş ol dese bir şey gerekmez. Şahitlikte iki kadın bir erkektir. Kadın hâkim ve devlet reisi olamaz. Mirasta erkeğin aldığı hisseyi alamaz. Bütün bunlar eşitlik değildir, fakat adalettir.

S. Kutub, “Erkekler kadınlar üzerine hakimdirler.” âyet-i kerîmesini açıklarken şöyle diyor:

“Bu hâkimiyet, erkeğin kabiliyeti, ihtisas ve hayatta yüklendiği mes’uliyet gibi hususa taalluk eder. Erkek analık mükellefiyetinden kurtulduğu ve uzun müddet hayatın çeşitli sosyal meseleleri içinde kaldığı için fikri gelişme sağlar.” İ. S. Adalet S.76

Diyelim ki S. Kutub’un dediği gibidir, yani erkek ,sosyal meseleler içinde yoğrulduğu için kadınla erkek eşit değildir ve erkek kadına hâkimdir. Hangi sebeple olursa olsun erkek, kadına hâkimdir. Bu âyet-i kerîme ile de belirtilmiştir. Hâlâ kadın erkek eşitliğinden bahsetmekle hangi feministe yaranacak ki? S. Kutub’un zihniyetine göre, S. Kutub’un cümlesini aynen yazıyoruz, erkek yerine kadın kelimesini koyarak yazıyoruz. “Kadın analık mükellefiyetinden kurtulduğu ve uzun müddet hayatın çeşitli sosyal meseleleri içinde kaldığı için fikri gelişme sağlar.” Peki kadın fikri gelişme sağlarsa erkekle eşit olur mu? Tersine iki kadın şahit yerine bir kadın şahit, bir erkek şahit yerine iki erkek şahit mi lâzım olur? Boşanma hakkı kadından erkeğe mi geçer? Kadı ve devlet reisi kadından mı olur? S. Kutub demek istiyor ki, erkek kültürlü olduğu için kadından üstündür. Yok kadın kültürlü olursa erkekten üstün olur. Bu bakımdan kadın ve erkek birbirine eşittir. Allahü teâlâ erkek kadına hâkimdir, buyuruyor. S. Kutub ise kadın-erkek eşitliğinden bahsediyor. S. Kutub böylece kendi kafasına göre yeni bir din meydana çıkarıyor.
__________________
Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd, ümmî peygamber Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashabına salât ve selâm olsun. Allâhu Teãlâ şöyle buyuruyor:
1 كنتم خيرَ أُمَّةٍ أُخرِجَتْ للنَّاسَِ تأمُرونَ بالمعروفِ وتَنْهَوْنَ عنِ المُنْكَرِ وتُؤْمِنونَ بِاللهِ

Manası: Ümmetlerin içinde en hayırlı ümmet Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetidir. O iyiliği emreder ve kötülüğü nehyeder yasaklar.
Peygamber Efendimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
حتى متى ترعُون عن ذكرِ الفاجِرِ اذكرُوهُ بما فيهِ حتَّى يحذَرَه النَّاسُ 2
Manası: “Ne zamana kadar facirin fasığın hakkında konuşmaya korkacaksınız.
Yaptıklarını insanlara anlatınız ki, ondan sakınsınlar.”
Bu ayet ve hadise dayanarak, dalâlet sapıklık üzerinde olan bazı insanların yaptıklarını zikrederek, Müslümanları bunlara karşı uyarıyoruz.
  Alıntı ile Cevapla