Tekil Mesaj gösterimi

Alt 18.12.2006, 10:33   #4 (permalink)
EHLİ-SUNNET
Üye
 
EHLİ-SUNNET - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
EHLİ-SUNNET isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.09.2006
Yaş: 30
Mesajlar: 187
Tesekkür Etti: 0
3 Kunu Icin 7 Tesekkür Aldı
EHLİ-SUNNET Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 3
Standart

Seyyid Kutub, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin kâfirlerle yaptığı anlaşmaları unutarak şöyle demektedir:

“İslâm, yeryüzünde zulmeden hiçbir kuvvetle mütareke yapmaz, yapmamakla mükelleftir.” C. Sulhu S. 165

Şu kâfirlerle ittifak edeyim de öbür kâfiri yeneyim. Bilâhire bu kâfiri de yenmeye çalışırım demek, Seyyid Kutub’a göre caiz değildir. Hatta yakında Türkiye’ye gelen Muhammed Kutub, İslâmî olan bir partinin gayrî İslâmî olan partilerle koalisyon yapması caiz değildir diye fetva verip gitmiş. Kutublar gibi sosyalist ve mezhepsiz kargaları kılavuz yapanların burunları pislikten kurtulmaları mümkün mü?

Seyyid Kutub da diğer mezhepsizler gibi kitaplarının çeşitli yerlerinde İslâm düşüncesi tâbirini kullanmaktadır. Meselâ C. Sulhu’nun 167. sayfasında da bu tâbiri kullanmaktadır.

Dikkat edilmişse bütün mezhepsizler, İslâm düşüncesi, İslâm nazariyesi, İslâm teorisi, faiz nazariyesi gibi tabirler kullanmakta ve kitaplar yazmaktadırlar.

İbn-i Teymiyyeyi büyük bir âlim olarak gören Diyanet Reisi bile Kur’an’da evrim teorisinden bahsetmektedir.

Düşünce, nazariye, teori gibi ifadeler şüpheyi gerektirir. Mutlak bir hükmü belirtmez. İslâm ise kesin hükümdür. Faiz nazariyesi değil, faiz hükmü denir. İslâm düşüncesi denilmez, İslâm şeriatı gibi kesin bir ifade kullanmak gerekir.

Mezhepsizlerin tesiri altında kalan birçok müslüman gazetecilerimiz bile İslâmî görüş tabirini kullanmaktadırlar. İslâm’da görüş yoktur. İslâm’da hakikat vardır, kesin hüküm vardır.

Seyyid Kutub, C. Sulhu kitabının 179. sayfasında şer kuvvetlerle karşılaşınca tek başına bunlarla savaşmak gerektiğini yazmaktadır. Hep mi savaşacağız? HENDEK harbinde olduğu gibi hiç mi siperlenmiyeceğiz? Yenilmiyeceği oldukça belli olan bir şer kuvvetin üstüne gitmek, kendini tehlikeye atmak demek değil midir? Âyet-i kerime ile bu yasak edilmemiş midir? Bir kişisin, bin kişinin üzerine git, öldürüldükten sonra da bu ahmağa şehit ünvanını ver, hangi kitapta var bunun yeri?

Seyyid Kutub, maalesef bunu yapmıştır. Filizlenen islâmî hareketin tamamen söndürülmesine sebep olmuştur. Mısır’a gidenler bunun acı izlerini görmüşlerdir.

Hadîs-i şeriflerde şöyle buyuruldu:

“Fitne uykudadır, uyandırana lânet olsun.”

“Zâlimin zulmünü değiştiremeyen, oradan hicret etsin.”

Fitne çıkarmaya cihad demek, hicrete ise firar demek, mezhepsizlerin taktiğidir. Fitne çıkarmanın adam öldürmekten daha büyük günah olduğu Kur’ân-ı kerîm’le sabittir. Hicret ise sünnettir. Sünneti küçümseyen ise kâfirdir.

Seyyid Kutub bu sapık fikirlerini sadece C. Sulhunda değil, bütün kitaplarında yazmaktadır. Şu anda elimizde İslâmî Etüdler isimli bir kitabı var. Hasan Beşer isimli birisi tarafından tercüme edilmiş, ikinci baskısından bazı pasajlar verelim:

“Diktatörlerin ve taşkınların yüzüne durarak haykırmayanlar, ya bir büyük günah işliyorlar, ya münafık oldukları için böyle davranıyorlar.” İ. Etüdler S. 34

Zaman ve zemin icabı zalim bir hükümdara haykırmamanın büyük bir günah olduğu veya münafıklık olduğu hangi muteber kitapta yazılıdır?

İslâmiyet ne değilmiş, bakalım Seyyid Kutub ne diyor:

“Dualar mırıldanmak, tesbih tanelerini şıkırdatmak, Aman Allah’ım sen koru, sözlerine dayanmak, gökten hayır, doğruluk, hürriyet ve adalet yağacağına güvenmektir.” İ. Etütler S. 35

Tekrar edelim, neler İslâmiyet değilmiş:

1- Dua etmek 2- Tesbih çekmek 3- Aman Allahım sen koru sözlerine dayanmak 4- Yapılan dua vasıtası ile gökten hayır vesaire yağacağına güvenmek.

1- Allahü teâlâ ve Peygamber aleyhisselâm duayı emrediyor. Seyyid Kutub bunlarla alay ediyor. Halbuki dua mü’minin silâhıdır. Dua hakkında dinimizin emri şudur:

“İslâm âlimlerinin çoğuna göre duayı inkâr eden kâfir olur.” Feteva-i Fıkhiyye S.149

2- Âyeti kerime ve hadîs-i şerîflerle tesbih çekmek hem emrediliyor, hem de övülüyor. Tesbih söylemek için çekilen tesbih aleti ise sünnettir. Şıkırdatmak tabirini kullanarak, sünnet olan tesbihle alay ediyor S. Kutub. Halbuki sünnetle alay küfür değil midir?

3- Aman Allah’ım sen koru sözlerine dayanmak Allahü teâlâ’nın emridir. Allahü teâlâ’nın emri ile alay etmek küfürdür.

4- Yapılan dua vasıtası ile gökten hayır yağacağına güvenmek, tevekkül etmek müslümanlık değilmiş. Allahü teâlâ dilerse gökten rızık da yağdırır, hayır da yağdırır, mezhepsizlerin başına taş da yağdırır. Asıl mutlaka yağmayacağına (Allahü teâlâ’nın yağdıramayacağına) inanmak küfürdür.

Seyyid Kutub, diyor ki, duayı falan bırakın, şöyle tedbir alın, böyle çalışın, işte o zaman mücadeleyi kazanırsınız. Tedbir almak, öyle çalışmak, sebeplere yapışmak dinimizin emridir.Ancak bunları kâfirler de yapmaktadır. Biz müslüman olarak hem tedbir alacağız, sebeplere yapışacağız, hem de dua ve tevekkül edeceğiz. Dua eden bir kimsenin tevekküle inanan şahsın tedbir almayacağını söylemek ahmaklıktır. Dua edip de hiç sebeplere yapışmayan olur mu?

Kırkyedinci sayfada ise İslâmiyetin, cemiyetin fertleri arasında hiçbir fark gözetmeden hepsine aynı eşit hakkı teminat altına almasını emrettiğini yazıyor. Daha önce de yazdığımız gibi İslâm herkese aynı gözle bakmaz. Müslümana baktığı gibi kâfire bakmaz.

İctimaî ahlâk eğitiminde yüce ve ilgi çekici idealin ne olduğunu sorduktan sonra şöyle diyor:

“Bazıları bunu milliyetçilik onuru, bazıları da insanî kardeşlik olmasını düşünürler. Her ikisi de saygı değer yüce idealistlerdir.” (i. Etütler S. 61)

Acaba milliyetçilik onuru Seyyid Kutub’un dediği gibi yüce bir ideal midir? İnsanî kardeşlik mi yoksa İslâmî kardeşlik mi? Yazının devamında ben şu ideali tercih ederim diyor. O sevginin ne olduğuna baktık.Allah uğrunda sevgi imiş. Allah uğrundaki sevgi ne ile mukayese kabul eder ki? Ben ikinciyi tercih ederim diyor.

Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı kerîm’inde Hak dinin, doğru dinin ancak İslâm dini olduğunu beyan ederken içtimaî tesanüdün tahakkuku için diğer dinleri de İslâm dîni seviyesine çıkarmaktadır:
__________________
Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd, ümmî peygamber Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashabına salât ve selâm olsun. Allâhu Teãlâ şöyle buyuruyor:
1 كنتم خيرَ أُمَّةٍ أُخرِجَتْ للنَّاسَِ تأمُرونَ بالمعروفِ وتَنْهَوْنَ عنِ المُنْكَرِ وتُؤْمِنونَ بِاللهِ

Manası: Ümmetlerin içinde en hayırlı ümmet Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetidir. O iyiliği emreder ve kötülüğü nehyeder yasaklar.
Peygamber Efendimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
حتى متى ترعُون عن ذكرِ الفاجِرِ اذكرُوهُ بما فيهِ حتَّى يحذَرَه النَّاسُ 2
Manası: “Ne zamana kadar facirin fasığın hakkında konuşmaya korkacaksınız.
Yaptıklarını insanlara anlatınız ki, ondan sakınsınlar.”
Bu ayet ve hadise dayanarak, dalâlet sapıklık üzerinde olan bazı insanların yaptıklarını zikrederek, Müslümanları bunlara karşı uyarıyoruz.
  Alıntı ile Cevapla