Tekil Mesaj gösterimi

Alt 17.12.2006, 19:02   #6 (permalink)
EHLİ-SUNNET
Üye
 
EHLİ-SUNNET - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
EHLİ-SUNNET isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.09.2006
Yaş: 30
Mesajlar: 187
Tesekkür Etti: 0
3 Kunu Icin 7 Tesekkür Aldı
EHLİ-SUNNET Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 3
Standart

Bunun örneklerinden biri yüce Allâh’ın Arş’ı üzerinde istiva ettiği meselesidir. Ki bu birkaç ayette geçmektedir. Bunu tevil ederlerken yüce Allâh’ın şanına yakışacak bir şekilde yoruma ve tevile tabi tutarlar. Yoksa bunu, oturmak ve karar kılmak veya buna benzer manalarda açıklamazlar. Yani Arap dilinde kullanılan lügat manası ile, tıpkı yaratılmışların istivası anlamında ele almazlar.

Bir de bu konuda kimi Ehli Sünnet mensupları, bu ifadeler Kur’an ve Sünnette nasıl geçiyorsa, herhangi bir tayine, belirlemeye gitmeksizin aynen onunla yetinirler. Yani yüce Allâh’a yaraşacak bir mana ile, örneğin istila etmek, kahretmek-egemen olmak gibi değerlendirirler. Kimileri de bunları yorumlarken, hudus alametlerini ve cismiyeti gerektirmeyecek bir şekilde bunu tayine ve belirlemeye çalışır, öyle açıklar. Bunlardan birinci gurupta yer alanlar, icmali anlamda tevil yaparlarken, diğerleri daha detaylı bir şekilde tevil cihetine giderler.

Teşbih inancını savunanlar bu inanışları sebebiyle haktan ayrılmış oldular. Gerekçe olarak da tevil yoluna başvurmayı, tatil olarak değerlendirdiler. Yani sıfatları inkar manasında değerlendirdiler. Bu ise Ehli Sünnete bir iftiradır. Yine bu kesim hak ehlini, ayet ve hadisleri zahiri manasına yorumlamadıkları, örneğin İstiva ayeti gibi zahiri manasıyla açıklamadıkları için zem ediyorlar. Nitekim bunlardan biri, ayet ve hadisleri zahiri manalarına yorumlamayan Sünniler için şöyle demektedir: “Şu tevilciyi mi” diyerek bu ifade ile güya Sünnileri ayıplamış ve aşağılamış olmaktadır. Oysa bunu söylemelerine rağmen kendileri de bir takım ayet ve hadisleri tevil cihetine gidiyorlar. Aslında bunlar kendi kendileriyle çelişiyorlar. Fakat bunun da farkında değiller. Çünkü bunlar, kimi ayetlerde zahiri manası itibariyle yükseklik ya da yücelik cihetine mukabil kullanılan ciheti örneğin arz gibi bunları tevile gitmiyorlar. Mesela bunlar yüce Allâh’ın Hz. İbrahim hakkındaki ayetlere geldiklerinde, örneğin:

“Ben Rabbime gidiyorum,O bana doğru yolu gösterecek” (37, Saffat, 99) kavli gibi. Ki bunlar bu ayet ile murat olunan ve Hz. İbrahim (as)’in hicret ettiği yer olan ve Şam-Suriye torağı olan arz manasına hamletmiyorlar, yorumlamıyorlar. Yine bunlar: “Siz nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir.” (57, Hadid, 4) ayetine geldiklerinde bu ayeti de zahiri manasına hamletmezler. Çünkü bu ayetin zahiri manası alındığında bununla yüce Allâh’ın kullarıyla yeryüzünde, onlar nerede olurlarsa olsunlar, onlarla birlikte hep intikal halinde olduğu manası ortaya çıkar. Bunun için bunu zahiri manasında yorumlamazlar. Diğer taraftan eğer bu kimselere: “nasıl oluyor da, Arş’ın üzerine istiva etmek gibi ayetleri zahiri manasına hamlediyor da, “Ben Rabbime gidiyorum,O bana doğru yolu gösterecek” (37, Saffat, 99) ayeti ile, “Biz Ona şah damarından daha yakınız.” (50, Kaf, 16) gibi ayetleri ve benzerlerini zahiri manalarına yorumlamıyorsunuz, neden? Bu, bir tahakküm değil midir?

Buna verdikleri cevap şöyledir: Zahir manaları itibariyle yüce Allâh için uluv manası yani Arş, Sema gibi yücelik ifade eden ayetleri bu manalarıyla yorumlarken, yüce Allâh hakkında Kemal manasını kabul ettiğimizden ve bu manasıyla Kemal anlamı sabit olduğundan ötürü böyle yorumluyoruz. Ancak zahiri manası itibariyle yüce Allâh hakkında kemal manasını değil de daha aşağılarda-altlarda bir cihet sözkonusu ise, biz bu gibi ayetleri zahiri manasına yorumlamıyoruz. Çünkü daha altta ya da aşağıda olan bir cihet Kemal’in zıddıdır ve bu, yüce Allâh hakkında bir eksikliktir.
Hak ehli de diyor ki: Asıl mesele cihetin uluvvu meselesi değildir. Aksine asıl mesele, kadrinin yüceliği meselesidir. Arap dilinde fevkiyet yani üstte ya da yukarıda oluş, iki manaya gelir. Bunlardan biri mekan ve cihet itibariyle olan yükseklik veya yüceliktir. Diğeri de, Kadr yani değer itibariyle olan yüceliktir. Yüce Allâh Firavun’dan haber verirken şöyle buyuruyor:
“Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz.” (7, A’raf, 127)
Yani biz üstünlük açısından güç ve kuvvet, hakimiyet bakımından onların üstündeyiz, onları ezecek her güce sahibiz, demektir. Bu ayette Firavun, İsrail oğullarının üzerinde yücelik yani uluv açısından bir üstünlüğe sahip olduğunu anlatıyor, demek doğru olmaz. Bura asıl demek istenen gerçek şudur. Firavun İsrail oğulları üzerinde ezici bir güce, kuvvete sahiptir, onlar bu gücün altında yenil düşmüşlerdir, demektir. Çünkü burada Firavun’un demek istediği budur.
Özetleyecek olursak kısaca deriz ki, sanki bu gurup ne söylediğini bilmez durumundadır. Ancak sözkonusu ayetleri zahiri manalarına göre yorumlamayan hak ehline gelince, yani bu ayetlerden uluv cihetini vehmettirecek olanlar ile bunlardan alt cihetini vehmettirecek ayetleri yorumlamayanlara gelince, bunlar tahakkümden taraftarıdırlar. Yani bu delili olmayan bir davadır. Ancak sözkonusu ayetlerden ve hadislerden kimisini tevil edip kimisini de etmeyen yani kimisini zahiri manalarına göre ele alan ve kimisini de almayan guruba gelince, bunlar da tahakküm etmiş oldular. Bunlar gerçekten Müşebbihedirler. Gerçi bunlar her ne kadar kendileri için böyle bir isimlendirmeyi hoş karşılamasalar da böyledirler. Bunlar adetleri gereği bir takım kamuflaj ifadelerle halkı yanıltırlar ve: “Allâh’ın Arşı istivası keyfiyetsizdir, yani nasıl olduğu bilinemez” diye bir takım yaldızlı sözlerle aldatırlar. Ya da: “O buna layık olan bir istiva ile Arşını istiva etmiştir” gibisinden yanıltıcı ifadeler kullanırlar. Oysa bunlar yüce Allâh hakkında keyfiyete inanıyorlar. Halbuki selef bunu reddetmiş, kabul etmemiştir. Gafil olan kimseler onların bu yaldızlı sözlerinden uzak dursunlar. Çünkü Allâh, bunların söyleye geldiklerinden yücedir, beridir.
__________________
Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd, ümmî peygamber Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashabına salât ve selâm olsun. Allâhu Teãlâ şöyle buyuruyor:
1 كنتم خيرَ أُمَّةٍ أُخرِجَتْ للنَّاسَِ تأمُرونَ بالمعروفِ وتَنْهَوْنَ عنِ المُنْكَرِ وتُؤْمِنونَ بِاللهِ

Manası: Ümmetlerin içinde en hayırlı ümmet Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetidir. O iyiliği emreder ve kötülüğü nehyeder yasaklar.
Peygamber Efendimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
حتى متى ترعُون عن ذكرِ الفاجِرِ اذكرُوهُ بما فيهِ حتَّى يحذَرَه النَّاسُ 2
Manası: “Ne zamana kadar facirin fasığın hakkında konuşmaya korkacaksınız.
Yaptıklarını insanlara anlatınız ki, ondan sakınsınlar.”
Bu ayet ve hadise dayanarak, dalâlet sapıklık üzerinde olan bazı insanların yaptıklarını zikrederek, Müslümanları bunlara karşı uyarıyoruz.
  Alıntı ile Cevapla