Ders:2
Allah hacim değildir, cisim değildir ve tüm bunlardan münezzehtir.Beşer sıfatlarının tümünden münezzehtir.Allah hareket etmekten ve sukûn etmekten münezzehtir.Hareket etmek ve durmak mahlûka mahsustur.Şu an burada bir pervane olsa, o pervane hareket ettiği sürece şu perde sallanır. Pervane durduğu zaman, oda durur.İşte bu mahlûkat (yaratılmış) sıfatıdır.Allah ise durmak ve hareket etmekle vasfedilemez.Mahlûkatın iki çeşidi vardır.Birine cevher denir, diğerine araz denir.Cevher bizzat kendi kendine bir yerde bulunandır.Mesela şu dolap bir cevherdir.Fakat onda ki renk arazdır.Onun var olması cevhere kaimdir.Yani tahta cevherdir, ondaki renk arazdır.
Bir örnek daha: hareket arazdır, hareket eden cisim ise cevherdir.Yani hareket ve durgunluk arazdır.Hareket eden cisimler ise cevherdirler.Demek ki vasıflar arazdır.Araz bizatihi kendiliğinde kaim değildir, cevher de kaimdir.Kelime itibarı ile ise bir an gelir bir an gider manasına gelmektedir.Araz gelip geçici olabilen bir şeydir.Hareket gelince durgunluk gider.Durgunluk gelince ise hareket gider.Renk bu renk iken, şu renk olabilir.Fakat rengin üzerinde bulunduğu o cisim hâlâ mevcuttur, çünkü kendi zatında kaimdir.Fakat o cevherin araz hali değişebilir.
Dolayısıyla yaratılmışlar iki çeşittir: cevher ve araz.Allah ise her ikisinden de münezzehtir, hiçbirine benzemez.Bunların hepsini O yarattı.Demek ki aklımıza ne gelirse gelsin; kesinlikle o Allah değildir.Çünkü Allah tasavvur edilemez.O akıl ve fikirle tasavvur edilmekten münezzehtir.O haliktir (yaratandır), bizleri yaratmıştır ve sınırlar vermiştir.Bir insanın görmesinin bir sınırı vardır; bu sınırdan ötesini göremez.Kulağımızın işitmesinin de bir sınırı vardır, o da yine bundan ötesini duyamaz.Bunlar gibi aklımızın da bir sınırı vardır.Evham, tasavvur, tefekkür ve düşüncenin de bir sınırı vardır.Tüm bunları Allah sınırlı kılmıştır.
Allah El En’am Suresinin 103.Âyetinde buyuruyor: لاتُدْرِكُهُ الاَبْصَارُ
Meâli:O’na gözler erişemez.
Ve Âlimler de “Allah’ın hakıkatını Allah’tan başka kimse bilemez” demiştirler.Akıl bundan acizdir.Fakat biz ne ile mükellefiz?Allah’ın kendisini vasfettiği gibi bilmekle mükellefiz.Allah başlangıçsız ve sonsuz olarak vardır.Her şeyi yoktan var etmiştir, yaratandır.Şeriki, ortağı yoktur.Allah-u Teâla kudret sahibidir, ilim sahibidir ve kelâm sahibidir.Görendir ve işitendir fakat bizim gibi değil.Allah organlardan münezzehtir.Biz Allah’ın zatını ve sıfatlarını tefekkür edemeyiz.
“Nasıldır?” diyemeyiz.Bu bize yasaklanmıştır.Allah kendisini bizlere nasıl tanıtmışsa, öylece inanır, iman ederiz.Bu kadar kolay.Şeytandan gelen evhamlar geldiğinde ise uyanık olup, onu derhal kovmalıyız.Çünkü Allah fikir ile kuşatılamaz.Kuşatılabilen zaten mahlûktur.Eğer bu inançta birisi varsa, o zaten Allah tanımıyor, O’na ibadet etmiyor.O, hayalında canlandırmış olduğu varlığa ibadet ediyor, ona tapıyor, onu Allah biliyor.Böylelikle de Allah’a şirk koşmuş oluyor.Allah’ın hakıkatı bilinmez.O’nu vasfettiği, kemal sıfatlarıyla biliriz.Bu şekilde iman ederiz; bu bizim için yeterlidir.
Bir örnek daha verir Âlimler.”Bu duvar Âlim midir câhil mi?”diye sorulur mu?Sorulmaz.Her ikisi de değil diye cevap verilir.Nasıl ki duvar için bu soruları sormak akıl dışı ise, Allah’a da sukûn (durgunluk) ve hareket isnat edilmez.Bunu düşünmek de akıl kârı değildir.Ağaç için Âlim mi cahil mi sorusu sorulmadığı gibi(çünkü bu özellikler ağacın özelliklerinden değildir);Allah için de böyle akıl dışı sorular sorulmaz.Allah ne mekândadır, ne cihettedir, altı cihetten hiç birinde değildir, hareket veya sukûn halinde değildir, kâinatın içindemidir, dışındamıdır denmez.Bunlar Allah ile ilgili şeyler değildir.Hiçbir şey yokken Allah vardı.Onları yarattıktan sonra da yine değişmeksizin vardır.
Allah el En’am Suresinin 1. Âyetinde buyuruyor: اَلْحَمْدُ لِلّهِ الَّذى خَلَقَ السَّموَاتِ وَالاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ
Meâli: Hamd olsun -O gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden- Allah'a.
Bizler karanlığa ve aydınlığa alışığız.Allah-u Teâla ise karanlığı ve aydınlığı yaratanın kendisi olduğunu bildiriyor.Düşünün karanlığın ve aydınlığın henüz yaratılmamış olduğu bir zaman vardı. Bunu hiç kimse tefekkür edebilir mi?Sizleri bunu düşünmeye davet ediyorum.Biz alışık olduğumuz şeyleri düşünebiliyoruz; aydınlık ve karanlığın olmadığı bir zamanı düşünemiyoruz bile.Herşey zıttıyla anlaşılır olur.Karanlığın zıttı aydınlıktır.Fakat bir de ikisinin olmadığını düşünün.Her ikisinin olamayışıyla nasıl bir hâlin var olduğunu akıl kavrayamaz.Akıl bundan acizdir.Akıl mahlûk olanları idrak etmekten acizken, Yaratanı idrak etmekten elbette ki acizdir.Eğer bunu yapmaya kalkarsa, küfür cinayetini işlemiş olur.
__________________ Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd, ümmî peygamber Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashabına salât ve selâm olsun. Allâhu Teãlâ şöyle buyuruyor:
1 كنتم خيرَ أُمَّةٍ أُخرِجَتْ للنَّاسَِ تأمُرونَ بالمعروفِ وتَنْهَوْنَ عنِ المُنْكَرِ وتُؤْمِنونَ بِاللهِ
Manası: Ümmetlerin içinde en hayırlı ümmet Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetidir. O iyiliği emreder ve kötülüğü nehyeder yasaklar.
Peygamber Efendimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
حتى متى ترعُون عن ذكرِ الفاجِرِ اذكرُوهُ بما فيهِ حتَّى يحذَرَه النَّاسُ 2
Manası: “Ne zamana kadar facirin fasığın hakkında konuşmaya korkacaksınız.
Yaptıklarını insanlara anlatınız ki, ondan sakınsınlar.”
Bu ayet ve hadise dayanarak, dalâlet sapıklık üzerinde olan bazı insanların yaptıklarını zikrederek, Müslümanları bunlara karşı uyarıyoruz. |