Tekil Mesaj gösterimi

Alt 14.12.2006, 19:22   #4 (permalink)
ÇAPANOĞLU
Tercübeli Üye
 
ÇAPANOĞLU - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ÇAPANOĞLU isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.10.2006
Mesajlar: 811
Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
ÇAPANOĞLU İtibar onun göbek adıÇAPANOĞLU İtibar onun göbek adıÇAPANOĞLU İtibar onun göbek adıÇAPANOĞLU İtibar onun göbek adıÇAPANOĞLU İtibar onun göbek adıÇAPANOĞLU İtibar onun göbek adıÇAPANOĞLU İtibar onun göbek adıÇAPANOĞLU İtibar onun göbek adı
Tecrübe Puanı: 6
Standart

Ölümün sarhoşluğu gerçekten / hakk ile gelmiştir de: -"(Ey insan!) İşte bu, senin kaçıp durduğun şeydir."-
Ve Sur da üflenmiştir. -"İşte bu, korkutulan gündür."-
Ve herkes, kendisiyle beraber bir saik (sürücü) ve bir şahit bulunarak geldi. Ve onun karini (yaşıtı olan arkadaşı) dedi ki: "İşte yanımdaki hazır."


22. ayet, 1. ayetteki kasem cümlesinin cevabını teşkil etmesi sebebiyle, bize göre aslında bulunması gereken yerde değerlendirildiğinden, ölüm sarhoşluğundan başlayıp haşr ile yüz yüze gelişin ve hesap gününün dehşetinin anlatıldığı bu pasajın içine konulmamıştır.

19. ayette üçüncü şahıstan ikinci şahısa dönülerek İltifat sanatı yapılmış ve anlatım muhataba yöneltilmiştir. Bu da bize bu muhatabın özel olduğunu anlatmaktadır. Yani buradaki insan, genel anlamdaki insan değil, sadece inkârcı, yalanlayıcı insandır. Zaten pasajın bütünündeki olaylar (İblis ile olan tartışması ve cehenneme atılması), bu insanın inkârcı, yalanlayıcı olduğunu göstermektedir.

Ölüm sarhoşluğu


"السّكر Sükr" sözcüğü genelde "içkinin verdiği sarhoşluk, zihin bulanıklığı" olarak biliniyorsa da de aslında "sükr"; insanın herhangi bir sebeple zihinsel melekelerini tam olarak kullanamadığı her türlü zihinsel uyuşukluk durumunu ifade eder. Yani, normal muhakemenin şaştığı veya ortadan kalktığı her türlü durum, "sükr" hâlidir.

Konumuz olan ayetteki "sükr" ise, bundan önceki Kariah ve Kıyamet surelerinde de tasvir edildiği gibi, ölüm sarhoşluğunu; ölümle yüz yüze gelindiğinde meydana gelecek şoku ifade etmektedir.

"Sükr" sözcüğü Kur`an`da, bu anlamı dışında, "gözlerin sihir ile bulanması" anlamında Hicr suresinin 14 ve 15., "şehvetten gözü dönmüşlük" anlamında Hicr suresinin 72. ve "kıyamet korkusu" anlamında Hacc suresinin 1 ve 2. ayetlerinde geçmektedir.

Ölümün sarhoşluğunun hakk ile gelmesi


Bu ifade ile ölümün canı söküp aldığı başlangıç safhası kastedilmiştir. Bu sahfa, daha evvel peygamber ve gönderilmiş kitap aracılığı ile verilmiş olan kıyamete dair bilgi ve haberlerin gerçekleşerek insanın gözünün önüne geldiği safhadır. Bu safhada insan, ahiretin tamamen hakk olduğunu ve hayatın bu ikinci safhasına mutlu olarak mı, yoksa bedbaht olarak mı giriyor olduğunu yaşayacaktır.

Kıyamet; 13-19: O gün, o insan, önden yolladığı şeyler ve geriye bıraktığı şeyler ile haberlenir.

Aslında insan kendi aleyhine iyi bir gözetmendir.

Tüm mazeretlerini koysa bile de / Tüm perdelerini koysa bile de.

Onu çabuklaştırman için dilini ona hareket ettirme!

Kuşkusuz onun (yaptıklarının-yapmadıklarının) birleştirilmesi ve toplanması yalnızca Bizim üzerimizedir.

O hâlde Biz onu (yaptıklarını-yapmadıklarını) topladığımız zaman sen onun toplanmasını izle!

Sonra, onun (yaptıklarının-yapmadıklarının) beyanı (kanıtlarıyla ortaya konması) da sadece bizim üzerimizedir.

Korkutulan gün

İnançsız insan bu dünyada tabiri caizse başıboş bir sığır gibi gezip dolaşmak istemekte, öldükten sonra bu dünyada yaptıklarının karşılığını göreceği başka bir hayatın olmasını ise istememektedir. Bu yüzden ahiret düşüncesinden âdeta kaçmakta ve böyle bir âlemin olacağını kabul etmeye asla yanaşmamaktadır. Ama ölüm sarhoşluğunun hakk ile geldiği o gün, gözler önüne serilen işte o ikinci âlemin ilk safhasıdır. Yani o anda, inançsızın inanmaktan kaçtığı âlem, inançsız için gerçekten korkunç olan hakikat başlamıştır.

Sur`un üflenmesi


"Sur`un üflenmesi" ifadesi, tıpkı eski devirlerde kullanılan, toplanmayı veya tehlikeyi haber vermek için genellikle büyükbaş hayvan boynuzundan yapılma bir borunun öttürülmesi gibi, o gün de sanki bir içtima borusunun veya sirenin çalınacağını düşündürmekte ya da bir hakemin oyunu başlatan veya bitiren düdüğünü veya bir okulda dersin başladığını, bittiğini bildiren zili çağrıştırmaktadır.

Sur`un birinci defa üflenmesi ile bütün canlılar ölecek, ikinci defa üflenen Sur ile de ölmüşler canlandırılarak kabirlerinden kaldırılacak ve Yüce Divan`da toplanmaya sevk edilecektir.

Sur`un üflenmesi konusu Kur`an`da bir çok yerde geçmektedir:





Zümer; 68: Ve Sur`a üflenmiştir. Allah`ın dilediği hariç göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkılıvermiştir. Sonra ona başka bir daha üflenmiştir. Bir de bakarsın onlar kalkmışlar karşıda bakıyorlardır.

Bu ayetden başka Müminun; 101, Hakkah; 13, En`âm; 73, Ta Ha; 102, Neml; 87, Nebe; 18 ayetleri de sura üfürülmesinden bahsetmektedir.


Saik ve Şehid

Klâsik eserlerde "saik"in, insanı önce mahşer meydanına oradan da hak ettiği yere sevk edip götüren melek; "şehid"in de, amelleri yazan melek olduğu yönünde açıklamalar yapılmıştır. Ancak bu yöndeki açıklamalar hem dayanaksızdır hem de Kur`an`daki tanıtıma uymamaktadır.

Saik ve Şehid, yukarıda 17. ayette bahsedilen iki tespitçi olup, bize göre bunlar İblis ile insanın hafızasıdır. Bizim İblis dediğimiz saik, burada ve 27. ayette "karin" olarak nitelenmiştir. Biz de bununla ilgili daha ayrıntılı açıklamayı aşağıda "Karin" başlığı altında sizlere sunuyoruz:

Karin

"قرين Karin" sözcüğü; "yakın, hısım, akraba, arkadaş ve yaşıt (aynı yaşta olan arkadaş)" anlamlarına gelir. Türkçedeki "akran" sözcüğü de buradan gelmiştir.

Sözcüğün ayete göre en uygun anlamı "yaşıt" anlamıdır. Çünkü bu "karin", Rabbimizin emri ile Yüce Divan`da o kişi aleyhinde tanıklık yaptığına göre, ayrılmaz parça denecek kadar o kişiye yakın olmalıdır. Ayrılmaz parça konumundaki yakınlık ise, o kişi ile birlikte doğup onunla yaşamayı ve onunla birlikte ölmeyi, yani o kişi ile yaşıt olmayı ifade etmektedir.

Bize göre bu "karin"; İblis`tir. Her kişi İblis`i ile doğar, yaşar ve ölür. Nitekim İblis de mahşere kadar, yani kişi ile birlikte huzura çıkıp aleyhteki tanıklığını yapıncaya kadar Rabbimizden izinlidir.

"Karin" sözcüğü Kur`an`da, yedisi tekil biri de çoğul hâlde olmak üzere toplam sekiz kez geçmektedir. Hem "karin"i hem de "İblis"i daha iyi anlayabilmek için bu surede geçen iki ayet dışındaki ayetlere de bakmakta yarar görüyoruz:

Saffat; 51: Onlardan bir sözcü der ki: "Gerçekten benim için karin (yaşıt, yakın arkadaş) vardı.


Zühruf; 36-38: Ve her kim Rahman`ın zikrinden yüz çevirirse Biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o onun için karindir (yaşıt, yakın arkadaştır);

Ve şüphesiz ki onlar, onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

Nihayet Bize gelince: "Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklık olsaydı." der. -Öyleyse bu ne kötü bir karindir (yaşıt, yakın arkadaştır).-


Örnek olarak verdiğimiz yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi, bu dünyadaki yaşamında kişiyi yoldan çıkaran karin (İblis), mahşerde yine devreye girecek ve neredeyse inançsız kişinin kendisini suçlamasına bile meydan vermeyecek şekilde "İşte yanımdaki hazır!" diyecektir. İnançsızın son bir çırpınışla, yaptıklarının asıl suçlusu olarak İblis`i göstermesi karşısında da bir çok ayette anlatıldığı gibi kendini savunacaktır:

İbrahim; 22: Ve iş olup bitince şeytan onlara şöyle diyecek: "Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vaat etmişti, ben ise size vaat ettim, ama sonra caydım! Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi çağırdım, siz de hemen geldiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın! Ben sizi kurtaramam siz de beni kurtaramazsınız! Ben, önceden beni Allah`a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim." Şüphesiz zalimlere, onlar için acı bir azap vardır!
  Alıntı ile Cevapla