Tekil Mesaj gösterimi

Alt 14.12.2006, 18:59   #2 (permalink)
cangenç
Yeni Üye
 
cangenç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 06.09.2006
Mesajlar: 12
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
cangenç İslenmemis bir mücevhercangenç İslenmemis bir mücevhercangenç İslenmemis bir mücevhercangenç İslenmemis bir mücevhercangenç İslenmemis bir mücevhercangenç İslenmemis bir mücevher
Tecrübe Puanı: 0
Standart

Şeytan ve şeytanlaşmış insanlar döndü dedi:
"Kur'an insan sözüne benziyor; onların konuşması tarzındadır. Demek insan sözüdür. Eğer Allah'ın sözü olsa, Ona yakışacak, her yönde harikulade bir tarzı olacaktı. Onun san'atı nasıl insan san'atına benzemiyor(deniyor); sözüde da benzememeli."
Cevab ;
Nasıl ki Peygamberimiz (a.s.m.), mucizelerinden ve özelliklerinden başka, fiil hal ve tavrında insan olup, insan gibi İlahi adete ve kainatta koyduğu kanunlara itaat etmiş ve söz dinlemiş. O da soğuk çeker, acı çeker, ve hakeza... Herbir hali ve tavrında harikulade bir vaziyet verilmemiş-ta ki ümmetine hareket ve fiileri ile imam olsun, tavırı ile rehber olsun, bütün hareketleri ile ders versin. Eğer her tavrında harikulade olsaydı, bizzat her yönde imam olamazdı, herkese tam ve gerektiği gibi bir mürşid olamazdı, bütün halleri ile rahmeten li'l-alemin olamazdı.
Aynen öyle de, Kur'an-ı Hakim, şuur sahiplerine bir imamdır, cin ve inse mürşiddir, kemal sahiplerine rehberdir, hakikati istiyenlere öğretmendir. Öyleyse, insan konuşması ve üslubu tarzında olmak, mecburen ve kesindir. Çünkü, cin ve ins niyazını ondan alıyor, duasını ondan öğreniyor, meselelerini onun lisanıyla zikrediyor, insanlar arasındaki ilişkileri ondan talim ediyor, ve hakeza, herkes onu başvuru kaynağı yapıyor. Öyleyse, eğer Hazret-i Musa Aleyhisselamın Tur-i Sina'da işittiği kelamullah tarzında olsaydı, insan bunu dinlemekte ve işitmekte tahammül edemezdi ve başvuru kaynağı edemezdi. Hazret-i Musâ Aleyhisselam gibi bir ulül'azm, ancak birkaç sözü işitmeye tahammül etmiştir. Musa Aleyhisselam demiş: " Senin kelamın böyle midir?' Allah buyurdu: 'Ben bütün lisanların kuvvetine sahibim. Süyuti, ed-Dürrü'l-Mensur, 3:536. düsturundan titrer.
Ve ikinci olarak: Bir insan kendi başına böyle yapması-Kur'an'ı yazması- ve başarması hiçbir açıdan mümkün değildir, belki yüz derece imkansızdır. Çünkü birbirine yakın kişiler birbirini taklit edebilirler. Bir cinsten olanlar birbirinin görüntüsüne girebilirler. Mertebece birbirine yakın olanlar birbirinin makamlarını taklit edebilirler,geçici olarak insanları iğfal ederler; fakat daimi iğfal edemezler. Çünkü, dikkatli kişilerin gözünden, ister istemez, tavır ve hali içindeki yapmacıklıklar ve zorlamalar sahtekarlığını gösterecek, hilesi devam etmeyecek.
Eğer sahtekarlıkla taklide çalışan, ötekinden gayet uzaksa, mesela adi bir adam İbn-i Sina gibi bir dahiyi ilimde taklit etmek istese ve bir çoban bir padişahın vaziyetini takınsa, elbette hiç kimseyi aldatamayacak, belki kendi maskara olacak. Herbir hali bağıracak ki, "Bu sahtekardır!"
İşte - haşa, yüz bin defa haşa - Kur'an insan sözü farz edildiği vakit, nasıl ki bir yıldız böceği bin sene zorlanmadan, hakiki bir yıldız olarak rasathaneye görünsün? Hem bir sinek, bir sene tamamen tavus kuşu suretini yapmacıksız ona hoşlanarak bakanlara göstersin? Hem sahtekar, sıradan bir asker, ünlü, yüce bir generalin tavrını takınsın, makamında otursun, çok zaman öyle kalsın, hilesini hissettirmesin? Hem iftiracı, yalancı, itikadsız bir adam, ömrü boyunca daima en sadık, en emin, en itikatlı bir kişinin kalitesini ve vaziyetini en dikkatli bakışlara karşı telaşsız göstersin, dahilerin bulunduğu bir cemaatin bakışlarından yapmacıklığını saklansın? Bu ise yüz derece imkansızdır; ona hiçbir akıllı mümkün diyemez. Ve öyle de farz etmek, apaçık bir muhali olabilir farz etmek gibi bir hezeyandır,saçmalıktır.
  Alıntı ile Cevapla