Tekil Mesaj gösterimi

Devami...
Alt 06.11.2006, 18:06   #2 (permalink)
fetih
Tercübeli Üye
 
fetih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007
Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :)
Yaş: 30
Mesajlar: 2.088
Tesekkür Etti: 222
117 Kunu Icin 288 Tesekkür Aldı
fetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü biri
Tecrübe Puanı: 13
Standart Devami...

Uğurlu gün,uğurlu sayı hurafesi

Bunun bir şeyi “uğurlu veya uğursuz saymak” ile bir ilgisi yoktur.Zira mesela halk arasında dolaşan “Benim uğurlu sayım 3’tür,11’dir...”veya “Benim uğurlu günüm Çarşamba,uğurlu rengim mordur.”Gibi inanç ve kanaatler yanlıştır,çünkü uğurlu olduğu söylelen bu sayı,güm veya renklerde herhangi bir özellik bulunmaz.“Neden bunlar uğurludur?”diye bir soru sorsak,karşılığında hiçbir makul cevap alamayacağımız açıktır.



Buna mukabil Efendimiz S.A.V.’in tefe’ülünün,güzel,hayırlı anlamları olan kelimeler üzerine bina edildiğini yukarıda görmüştük.Nitekim “Tıyere’nin (uğursuzluk) aslı yoktur.Onun en iyisi faldır.“buyurmuş, fal nedir?” sorusuna da “Sizden birinin işittiği güzel sözdür.”(Buhari)buyurmuştur ki,bu durum,yukarıdan beri yaptığımız açıklamayı son derece veciz bir şekilde özetlemektedir.

Sahabe’den Hz.Talha ve Hz.Zübeyr’in(Allah ikisinden de razı olsun) onar oğlu vardı.Hz.Talha r.a. oğullarının her birine bir peygamberin,Hz.Zübeyr r.a. ise kendi oğullarının her birine bir şehidin ismini koymuştu.Hz.Talha r.a.peygamberlerin şehitlerden üstün olduğu gerekçesiyle Hz.Zübeyr’e r.a. takıldı.Hz.Zübeyr r.a. O’na şöyle karşılık verdi: “Ben çocuklarımın her birinin şehid olmasını umabilirim;ama sen çocuklarından hiç birisinin peygamber olmasını umamazsın!”(Münavi,Feyzu’l-Kadir, 2/246)



BURÇLAR



Yıldızların konum ve hareketlerinin belli bir işaret sistemi oluşturduğuna ve bu sistem sayesinde gelecek,şimdiki durum ve geçmişe dair bilgi elde etmenin mümkün olduğuna inananların iştigal sahası olarak Astroloji,Arapça’da “İlm-i Ahkam-ı Nücum veya “Tencim” olarak adlandırılır.



Gökten gelecek tahmini



İlm-i Ahkam-ı Nücum’u,“Tabii Astroloji” ve “Ahkam Astrolojisi” olmak üzere iki ana disipline ayırmak mümkündür.Tabii Astroloji,feleklerin (Gök küre) atmosfer ve gökyüzündeki dört unsura dayalı fiziki nesne ve olaylar üzerine yaptığı tesirleri inceler.Bunlardan hareketle geleceğe dair tahmin ve kehanetlerde bulunur.

Ahkam astrolojisi ise,gök cisimlerinin insan kaderi üzerinde etkili olduğu inancıyla gelecek hakkında kehanetlerde bulunur.

Günümüzde astroloji dendiğinde halk arasında genellikle Ahkam Astrolojisi anlaşılır.Bir insanın doğumu sırasında veya bir olay meydana geldiğinde astrolog/müneccim yıldızların konumuna bakar,bunu bir şema üzerinde belirler;sabit ve hareketli yıldızların yerleri arasındaki ilişkileri tesbit ederek gelecek hakkında tahminlerde bulunur.



BURÇ NEDİR?

Astroloji ile yakından ilgili bir diğer konu da “Burçlar”dır.Güneşin bir yılda takip ettiği düşünülen yörüngenin içlerinden geçtiği,belli bir sembollerle gösterilen on iki takım yıldızdan her biri bir burcu teşkil eder.Gökteki sabit yıldızlar küresinin ve özellikle burçlar kuşağındaki farazi şekillerin milattan önce 3 binli yıllardan beri bilindiği tahmin edilmektedir.(Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,6/422)



Cinler için bir dönemin sonu



İmam Ahmed b.Hanbel tarafından nakledildiği halde yukarıdaki tercümeye almadığımız Bir inceliği,üzerinde ayrıca durmak için burada zikredelim:

Rivayeti aktaran ravilerden Ma’mer,Zühri’ye “Cahiliye döneminde de böyle yıldız kayarmıymış? Diye sorduğunda,”Evet ancak Rasulullah S.A.V peygamber olarak gönderilince bu daha çok kuvvetlendirildi.” Cevabını verir. Zühri’nin bu cevabı,Sahabe’den gelen rivayetlere dayanmaktadır ve son derece yerindedir. (Bu rivayetlerin topluca zikri için bkz.Kurtubi Tefsiri,19/14)

Nitekim Müslim,Tirmizi ve Nesai’nin yer verdiği bir rivayette Abdullah b.Abbas r.a.şöyle demiştir:

“Rasulullah s.z.v (Mekke döneminde) ashabından bir cemaatle Ukaz panayırına gitmek üzere yola çıkmış.O tarihlerde (cinni) şeytanlar gökten haber almaktan men edilmiş, üzerlerine gök taşları atılmış,bunun üzerine şeytanlar kavimlerinin yanlarına dönmüşler. Kavimleri onlara,’Size ne oldu?’ diye sorunca ,’Gökten haber almaktan men edildik.;üzerimize gök taşları gönderildi.’diye cevap vermişler. Kavimleri, ‘Bu mutlaka Yeni zuhur etmiş bir şeyden olacak.Hemen yeryüzünün doğusunu-batısını dolaşarak bakın bakalım,gökten haber almanıza mani olan şu hadise nedir?’demişler.Bunun üzerine şeytanlar Yeryüzünün doğusunu-batısını dolaşmışlar.Tihame tarafına giden şeytan grubu,Ukaz panayırına gitmekte olan Rasulullah s.a.v. Efendimiz,Nahle denen yerde ashabına sabah namazı kıldırırken O’nun yanına uğramış.(Rasulullah s.a.v.Efendimizin okuduğu) Kur’an-ı İşitince kendi aralarında,’Gökten haber almamıza mani olan işte budur!’ diye konuşmuşlar. Sonrada kavimlerine dönerek,’Ey kavmimiz!Biz,doğru yolu gösteren şaşılacak bir kıraat dinledik ve ona iman ettik.Bundan sonra Rabbimize asla hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.’ Demişler.



Eğer bilselerdi...



Bu rivayet açıkça gösteriyor ki,cinlerin bütün marifeti,göğün bazı yerlerine gizlenerek meleklerin konuşmalarına kulak hırsızlığı yapmaktan ibaretti.Ancak Efendimiz s.z.v.’in peygamber olarak gönderilmesinden sonra bu kapı da onlara kapatılmıştır. Dolayısıyle cinlerin gaybı bilen varlıklar olduğunu,kendilerinin de cinlerle irtibat kurarak Gelecekten haber verdiklerini söyleyen kimseleri tasdik etmenin İslami bir temeli,dayanağı yoktur. Kur’an’da Hz.Süleyman a.s.’dan bahseden ayetlerde şöyle buyurulur:

“Onun ölümüne hükmettiğimiz zaman,ölümünü onlara ancak değneğini yiyen canlı(kurt) fark ettirdi.(Süleyman)yere düşünce ortaya çıktı ki,eğer onlar gaybı bilslerdi,alçaltıcı azap içinde kalmazlardı.”(Sebe;14)

Tefsir kaynaklarında bu ayetin tefsiri sadedinde çeşitli şeyler nakledilmiştir.Özeti şudur:

“Hz Süleyman a.s.eceli gelip de vefat ettikten sonra aradan uzun bir süre geçmişti.Emrinde Çalıştırdığı cinler ve insanlar,O’nun asasını yiyen kurt sayesinde vefat ettiğini anladılar.


Dayandığı asayı kurdun kemirmesi üzerine desteksiz kalan cansız bedeni yere düştü.Bunun üzerine O’nun uzun bir süre önce vefat ettiği anlaşıldı.”(Bkz.İbn Kesir,3/529 vd.)



Kehaneti Tasdik Etmek



Falcıların her sözünün yalan/yanlış olmadığı,söyledikleri sözlerin ve verdikleri haberlerinin bir kısmının gerçek çıktığı tecrübe ile sabitken,acaba dinimizin bizi onların söylediklerini Tasdik etmekten men etmesinin hikmeti ne olabilir?

Hz.Aişe r.a.validemiz şöyle diyor:Bazı kimseler Rasulullah s.a.v. Efendimiz’e gelerek kahinler hakkında soru sordular.
Rasulullah s.a.v.:

Onlar hiçbir şey değildir,buyurdu.

Soruyu soranlar.

-Ey Allah’ın Rasulü! Onlar bazen bize bir şey söylüyor ve söyledikleri doğru çıkıyor,deyince

şöyle buyurdu:

-O söz (kahinin) cinden (öğrendiklerinden)dir.Cin onu (gökten) kapar da tavuğun gıdaklaması gibi dostunun (kahinin) kulağına gıdaklar,Bu suretle ona yüz yalandan daha fazlasını karıştırırlar.”(Müslim)
Burada akla şöyle bir soru gelebilir:

Yukarıda, Efendimiz s.a.v.’in bi’setiyle birlikte cimnlerin gök kapılarından dinledikleri haber-leri yeryüzündeki dotlarına (kahinlere) aktarma imkanından mahrum kılındıkları belirtilmişti.

Oysa bu rivayette kahinlerin bazı şeyleri gerçek olarak söyleyebilecekleri zikredilmektedir.Burada bir çelişki yok mudur?

Biraz şeytan işi,biraz maharet



Bu sorunun cevabını ulema çeşitli şekillerde vermiştir ki,bunları üç madde halinde toparlayabiliriz:

1. Efendimiz s.a.v.’in bi’setinden sonra gök kapılarını dinlemek cinler için eskisi kadar kolay olmadığından,cinlerden birisi ender de olsa orada konuşulanlardan kırık dökük bazı şeyler kapabilir.Ancak kendisini izleyen alev huzmesi sebebiyle,zaten tamamını dinleyemediği sözü,bir diğer cine,bir o kadar daha eksik aktarır.Allah bilir,kahinin kulağına –Efendimiz s.a.v.’in tabiriyle-“tavuk gıdaklaması”gibi aktarılan şey işte bu bölük pörçük sözdür ki,aşağıdaki maddelerde zikredeceğimiz hususlar da işin içine katılınca,kahinin söylediği bazen gerçeğe isabet edebilir.
2. Cinin kahine haber verdiği husus,insanların genellikle bilgi sahibi olamadığı veya Hadisenin yakınında olanlar bilebilirken,uzağındakilere gizli kalan husular olabilir. Çalıntı bir eşyanın yerinin söylenmesi bu türdendir.
3. Hüner sahibi kahinler genellikle keskin zekalı,bilgi ve tecrübe sahibi kiseler olduklarından,bazen kendilerine getirilen problemler konusunda zan tahmin veya akıl yürütme yoluyla da doğruya isabet edebilirler.(İbn Hacer,Fethu’l-Bari,10/217)


Sağlam imanı bozmamak için...


Geniş halk kesimleri genellikle bu inceliklerin farkında olamayacağı için,Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz falcıya ve kahine itibar ederek giden ve onların söylediklerini tasdik eden kimselerin kırk gün namazlarının kabul edilmeyeceğini,bunların Rasul-i Ekrem s.a.v Efendimiz’e indirilen Kur’an’ı Kerim’i inkar etmiş sayılacaklarını ve cennete giremeyeceklerini haber vermiştir.(Ahmed b.Hanbel,Müslim,Ebu Davud,Tirmizi,İbni Mace)

Bu sebeple Ehl-i Sünnet’in itikat kitaplarında,kahinlerin ve falcıların söylediklerinin tasdik edilmemesi bir itikat ilkesi olarak zikredilmiştir.(Bkz.el-Akidetu’t-Tahaviyye,Abdulgani El-Meydani şerhi,s.141)



Uğur ve Uğursuzluk Var mı?


Söz buraya gelmişken,halk arasında çok rastlanan uğur/uğursuzluk meselesinin hakikati üzerinde de bir nebze durmamız yerinde olacak.

Arapça’da “tefe’ül” veya “fe’lul hasen” tabiri,dilimizdeki “hayra yorma”tabirinin karşılığı olarak kullanılmaktadır.Bunun karşıtı ise “tıyere” veys “teşe’üm”tabirleridir ki,”uğursuz sayma anlamındadır.



Bir cahiliye adeti



Gerek tefe’ül gerekse teşe’üm,bir olayın veya gelişmenin,ileride ortaya çıkacak bazı durumlar hakkında işaretler taşıdığı düşüncesinden kaynaklanmaktadır.Cahiliye döneminde kuşların adları,sesleri,ve uçuşlarından uğursuz anlamlar çıkarmanın çakıl taşı,nohut,bakla gibi nesneleri uğurlu saymanın da Efendimiz s.a.v.tarafından yasaklandığını görüyoruz.(Ebu Davud)

Yine Efendimiz s.a.v.’in baykuşta ve yıldız batmasında uğursuzluk bulunmadığını,esasen “uğursuzluk”diye bir şeyin olmadığını vurguladığını ilgili rivayetlerden öğreniyoruz.(Buhari,Müslim,Tirmizi,Nesai)

Halk arasında arabanın önünden tavşan geçmesi,evin bacasına baykuş konması,haftanın belli günlerinde yolculuğa çıkmak,merdiven altından geçmek,göz seğirmesi,... gibi şeylerin uğursuzluk alameti sayılması ya da kapının üstüne at nalı çakmak,tavşan tırnağı taşımak gibi şeylerin uğur getireceğine inanılması batıl inanç ve hurafe olup,yukarıdaki rivayette örnek olarak zikredilen hususlar çerçevesinde değerlendirilmelidir
__________________
HizmeT NimettiR...

Gavs-ı Sani...
  Alıntı ile Cevapla