http://www.peygamberefendimizzamanin....com/hur9.html
14/İBRÂHÎM-4: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, Hikmet Sahibi’dir.
Ne demek istiyor acaba Allahû Tealâ? Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allahû Tealâ ne demek istiyor? Bütün kavimlere, bütün devirlerde resûl gönderdiğini söylüyor. Her kavimde, onların dilini konuşan bir resûl. Öyleyse Allahû Tealâ mutlaka bütün kavimlerde Allah’la insan arasına, onları hidayete erdirsin diye, o kavimde yaşayan insanları hidayete erdirsin diye, resûller vazifeli kılıyor. Bu resûllerin hepsi, Allah ile insanlar arasında bir vasıtadır. Allah’ın söylediklerini herkes işitemez. İşitebilenler, Allah’ın üst noktalara çıkardığı insanlardır. İşte bütün devirlerde, Allahû Tealâ bütün kavimlerde resûl beas ediyor. Allahû Tealâ İsra-15’te diyor ki: “Biz bir resûl göndermedikçe, hiçbir kavme azap etmeyiz.”
17/İSRA-15: Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hidayete ererse sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe “azap edici ” olmadık.
Herkes mutlaka, kıyâmet günü cehenneme gidecektir. Cehennemi görerek dışarı çıkıp, cennete girenlerin dışındakilerin hepsi yani insanların büyük çoğunluğu cehennemde kalacak, ebediyyen orada azap göreceklerdir. Evet, insanların azı değil çoğu ne yazık ki. Şeytan, insanların çoğunu, mutlaka Allah’ın yolundan saptırmak için büyük gayretlerin içindedir. Ne yazık ki bunda başarılı da oluyor.
Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın bizlere ulaştırdığı bilgi demeti içerisinde bakıyoruz ki; insanların Allah ile olan ilişkilerinde daima bir aracı var. Allah ile konuşabilen, Allah’tan aldığını insanlara ulaştıran birileri. Bu en üst kademede devrin imamıdır. Secde Suresinin 24. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ’nın söylediği, “İmamlar kıldık.” dediği kişi, Allah’ın âyetlerine Hakk’ul yakîn seviyesinde vakıf olan, yakîn hasıl eden birisi.
32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû
bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
İşte sevgili kardeşlerim, böyle bir dizaynda Allah ile insanlar arasındaki en üst mevkideki insan, bu imamlardır. Secde Suresinin 24. âyet-i kerimesinde bahsedilen imam, mutlaka bir velî resûldür. Yani, nebî olmayan (peygamber olmayan) sadece Allah’ın dostu olan bir resûldür. Ama huzur namazının imamlığının gerçek sahipleri nebî olan resûllerdir yani peygamber resûllerdir. Allahû Tealâ onlardan da bahsediyor. Enbiya Suresinde ardarda peygamber isimleri veriyor. Hz. İbrâhîm, Hz. Yakup gibi. O peygamber isimlerinden sonra diyor ki: “Biz onları imamlar kıldık.”
21/ENBİYA-73: Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâh(zekâti), ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne).
Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.
Orada görüyoruz ki Enbiya Suresinin 73. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ imamlar kılmıştır. Ama imam kıldıkları, Allah’ın nebîleridir (peygamberleridir). İşte bunlar da insanla Allah arasında birer aracıdırlar. Sadece o kadar mı sevgili kardeşlerim? Hayır, o kadar değil. Daha ötesi var konunun. Allahû Tealâ bu imamlardan bahsediyor. Bunlar, huzur namazının imamlarıdır. Ama insanla Allah arasına giren, farklı hüviyette olan insanlar da vardır. Resûl olmayan insanlar da vardır. Allahû Tealâ bunlara “mürşidler” diyor.
Allahû Tealâ buyuruyor ki: “İnsanlardan, cinlerden ve meleklerden resûller seçeriz.” diyor. Cin resûller de vardır, melek resûller de vardır, insan resûller de vardır. Cin resûller, kendi âlemlerinde risalet görevini yapıyor. Melekler, melek olarak geliyorlar, bu dünyada görev yapıyorlar. İnsanları hidayete erdirmek üzere Kur’ân-ı Kerim birçok melek resûlün geldiğini söylüyor.
İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, böyle bir dizaynda Allahû Tealâ: “Sebîllerin (bütün insanların takip edecekleri yolun) tayini Allah’a aittir.” diyor.
16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah’ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
Her sebîlin başında mutlaka bir mürşid vardır. Sebîl, bütün mürşidlerin bulundukları dergâhlardan, devrin imamının dergâhına ulaşan yolların adıdır. O yolların başında mutlaka bir mürşid bulunur. Onun için Allahû Tealâ: “Sebîllerin tayini, tespiti Allah’a aittir. Hiç kimse kendi mürşidini seçemez.” diyor. “Mürşidi Allah tayin eder.” diyor. Bundan müstağni olan birisi var mı? Evet, bir kişi var. Devrin imamı. Neden müstağnidir? Çünkü insanlar hangi mürşide tâbî olurlarsa olsunlar, o mürşid mutlaka devrin imamına tâbî olacaktır. Allahû Tealâ mürşidlere, gerçek mürşidlerse mutlaka bu bilgiyi ulaştıracaktır. Onlar da tâbî olacaklardır.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allahû Tealâ’nın dizayn ettiği böyle bir atmosferde mürşidler söz konusudur. Peki, bu mürşidlerin aracılığı, hangi hüviyette bir aracılıktır? Bu mürşidlere tâbî olunduğu zaman, devrin imamının ruhu o insanların başının üzerine gelir ve yerleşir. Böylece ruh, dünya hayatını o kişi yaşarken, Allah’a dönmek için hazır bir hüviyet taşır.
Sevgili kardeşlerim öyleyse, bu mürşidlere dikkatle bakın. Bunlar, Allahû Tealâ’nın yolunda irşad makamının sahibi kılınmışlardır. Ama her seviyede herkesin ulaşabileceği bir yakınlıkta bir mürşidin bulunduğunu görüyoruz.
Tâbiiyet, Allahû Tealâ tarafından farz kılınmıştır. Allahû Tealâ Maide Suresinin 35. âyet-i kerimesinde diyor ki:
5/MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.