|
Guest
Style: 0
kemi isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Aug 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Yaş: 24
Mesajlar: 157
Thanks: 3
Thanked 63 Times in 49 Posts
Tecrübe Puanı: 0
|
***Devamı***
(Şefaat İle Şirk Arasındaki Fark) Birisi sana :
Peygamber (S. A. V.) in şefaatim inkâr ediyor . ve ondan uzak kalmak mı istiyorum?., derse şu cevabı var :
Hayır !. Onu inkâr etmem ve ondan uzak kalmam... Aksine Peygamber (S. A. V.) şefaat eder ve ettirir. Ben de onun şefaatini beklerim. Fakat şefaatin hepsi aslında Allah’ındır. Zira Allah buyurur : "Deki bütün şefaat Allah’ındır."...
(Zümer: 39/44)
"O'nun izni olmadan şefaat edilemez." (Enbiya: 21/28)
Bakara sûresinde şöyle buyurur : "Ancak Allah'ın razı olduğu kimseye şefaat ederler."
(Bakara: 2/255)
Allah da Tevhidden başkasına razı olmaz. Zira buyurur: "İslâm'dan başka din edinenden o, kabul edilmez..."
(Ali'imran: 3/85)
Bütün şefaat Allah'ın ve yalnız O'nun izniyle olunca ; Hz. Peygamber (S. A. V.) de Allah'ın izni olmadan hiç kimseye şefaat edemeyeceğine ve Allah'da yalnız muvahhidler için şefaat iznini vereceğini göre; şefaat; yalnız Allah'ındır. Şu halde şefaati Allah'tan iste ve şöyle de; "Allah’ım !.. Beni O'nun Şefaatinden mahrum etme... Allah’ım, O'nu bana Şefaatçi kıl" ve benzen ifadeler... Eğer;
Hz. Peygambere şefaat izni verilmiştir. Ben de O'ndan Allah'ın kendisine verdiğinden istiyorum, derse şu cevabı ver :
Allah O'na şefaat iznini vermiş ve seni bundan nehyetmiştir. Zira buyurmuştur ki : "Allah'la beraber kimseyi çağırmayınız."(Cin: 72/18) Şayet peygamberini sana şefaatçi kılmasını istiyorsan ; O'na itaat et ve "Allah'la beraber kimseyi çağırmayınız" emrine uy.
Yine peygamberlerden başka, mesela Meleklere, velilere, küçük iken vefat eden çocuklara şefaat izni verilmiştir. Bu durumda sen, Allah onlara şefaat iznini vermiştir; ben onu onlardan isterim diyebilir misin?.. Şayet "evet!" dersen; Allah'ın, kitabında zikrettiği "iyi .insanlara ibadet" mefhumuna dönmüş olursun. "Hayır!.." dersen; "Allah, şefaat iznini O'na vermiştir. Ben de Allah'ın kendisine verdiğinden istiyorum" şeklindeki sözünü çürütmüş olursun.
(Sâlihlere İltica Şirktir)
Şayet;
"Ben (Hâşa) Allah'a şirk koşmuyorum. Fakat salih (iyi) insanlara iltica ediyorum. Bu ise şirk değildir." derse :
Eğer Allah'ın, zinadan daha fazla şirki haram kıldığını ve onun günahım affetmeyeceğini kabul ediyorsan : şu halde Allah'ın affetmeyeceği bu haram nedir
Onun ne olduğunu bilmediğin halde kendini şirkten nasıl uzak tutabiliyorsun?.. Yahut Allah, sana onu haram kıldığı ve günahını affetmeyeceğini bildirdiği halde nasıl olur da sen onu sormaz ve ne olduğunu öğrenmezsin?.. Allah'ın, onu bize beyan etmediği halde haram kıldığını mı zannediyorsun ?. .
Şirk, putlara tapmaktır. Halbuki biz putlara tapmıyoruz.
Putlara tapmak ne demektir?.. Zanneder misin ki; onlar o ağaçlara, o taşların yarattığına, rızık verdiğine ve onları çağıranın işlerini yaptığına inanırlar?!.. Hayır!.. Bunu Kur'an da yalanlar...
Putlara ibadet, ağaca, taşa yahut türbeye ve benzerlerine yönelmek, onları çağırmak, onlar adına kurban kesmek, onların ALLAH'a yaklaştığına inanmak, onların sayesinde belâdan kurtulmak ve onların sayesinde berekete nail olmaktır...
Doğru'.. Sizin taşlar ve türbeler karşısında yaptığınız; işte budur!..
Böylece işlerinin putlara ibadet olduğunu bizzat kendisi söylemiş olur. Arzu edilende zâten budur. Ona şu cavap da verilebilir : .
Putlara ibadet, şirktir diyorsun. Bu ifadeyle şirkin yalnız bundan ibaret olduğunu, Salihlere dayanıp onlardan istemenin bundan ayrı birşey olduğunu mu kastediyorsun ? Bunu ALLAH'ın Allah'ın Kur'anı Kerim deki ayetleri reddeder. Zira Cenabı Allah, Meleklere, Hz. İsa'ya ve diğer salih'lere bağlananların kâfir olduklarını beyan eder. Şüphesiz o da salihlerden birini ALLAH'a ibadette ortak koşan kimsenin bu işine "Kur'anda zikredilen şirktir" diyecektir. Arzu edilen de «iten budur Hâlâ:
Ben Allah'a şirk koşmuyorum, derse ; şöyle cevap ver:
Allah'a şirk koşmak nedir? Açıkla!..
Putlara tapmaktır.
Putlara tapmak ne demektir?..
Ben Allah'tan başkasına ibadet etmiyorum. Yalnız O'na ibadet ederim.
Yalnız Allah'a ibadet etmek ne demektir?..
Şayet Kur'an'ın tarif ettiği şekilde izah ederse; arzu edilen de odur. Şayet cevap veremezse ; bilmediği şeyi nasıl iddia edebilir ?. . Şayet onu, asıl manâsından başka şekilde izah ederse; bu mevzudaki açık âyetleri kendisine bildir: Şirkin mânasını, putlara tapınmayı izah et... şu zamanda yaptıkları şeylerin bizatihi şirk olduğunu yalnız ALLAH'a ibadetin onların kabul etmedikleri şey olduğunu âyetlerle ispat et.. Zira onlar, daha öncekilerin yaptığı yapıyorlar ve nerede ise "Bütün ilahları tek bir ilâh haline mi getirdi. Bu, çok acayip bir şeydir." diye bağıracaklar.
Onlar meleklerden veya Peygamberlerden medet umdukları için küfretmediler, Aksine onlar, Meleklerin Allah'ın kızları olduklarını söyledikleri 'için küfrettiler... Halbuki biz Abdulkadirin veya başkasının Allah'ın oğlu olduğunu iddia etmiyoruz.
Allah'a çocuk nispet etmek ; başlı başına bir küfürdür. Zira Allah şöyle buyurur : "Deki O. ALLAH'dır. Birdir. ALLAH'dır, sameddir.." Âyetteki Birdir ifadesi; rakibi olmadığı, Samed ise; bütün ihtiyaçlarda yalnız kendisine yönelinen demektir. Bunu inkâr eden, sûreyi inkâr etmese bile küfretmiş olur. Allah buyurur: "ALLAH, çocuk edinmemiştir. O' nunla beraber başka bir ilâh da yoktur." Böylece iki nevi bir birinden ayırmış ve her birisini müstakil küfür kabul etmiştir. Yine Cenabı ALLAH buyurur:
"Cinleri O'na (Allah'a) ortak yaptılar. Halbuki bunları da O yaratmıştır. Bundan başka (ne dedikleri) bilmeden onun oğulları ve kızları olduğunu da uydurup söylediler..."
Buna başka bir delil de verilebilir : Meselâ; O iyi bir adamdır düşüncesiyle Lât'a iltica ederek küfredenler onu ALLAH'ın oğlu kabul etmemişlerdi.
Yine Cinlere ibadet eden kâfirler de onları böyle kabul etmemişlerdi.
Yine dört mezhebe mensup bütün âlimler (Mürted) bahsinde derler ki : Müslüman, Allah'ın çocuku olduğuna iddia ederse mürted sayılır.,. Ve böylece bu iki nevi birbirinden ayırırlar. Bu da ap açıktır.
"ALLAH'ın velileri yok mu, onlar için korku yoktur, manzum da olmazlar..."
Doğru, fakat onlara ibadet edilmez. Biz de onların yalnız onlara ibadeti ve onları ALLAH'a ortak koşmayı reddediyoruz. Aksi halde velilere uymak, Onları sevmek, kerametlerini kabul.etmek bir vazifedir.
Evliyanın kerametlerini de, bid'at ve dalâlet ehlinden başkası inkar etmez.
ALLAH'ın dini ise iki ve arasında ortadır. Dalâletler arasında bir hidâyettir, Batıllar arasında da haktır, doğrudur.
a (Eskilerin Şirki Bugünkülerin Şirkinden Hafiftir) Zamanımızda müşriklerin "itikad'! diye isimlendirdikleri şeyin, Kur'an da zikredilen şirk olduğun» ve Hz. Peygamberin buna harp açtığını öğrendi isen ; bil ki: İlk zaman müşriklerinin şirki bugünkülerin şirkinden iki yönden daha hafiftir.
1) İlk müşrikler yalnız boş ve kaygısız oldukları zaman şirk koşarlar, Meleklere, evliyaya ve putlara iltica ederlerdi. Şiddet ve sıkıntı ânında ise yalnız ALLAH'a ihlâsla yönelirler, isteklerini O'ndan isterlerdi. ALLAH buyurur :
"Denizde size bir sıkıntı değdiği zaman O'ndan başka taptıklarınız gâib olur. Fakat O, sizi kurtarıp kara/a çıkarınca yine yüz çevirirsiniz. İnsan çok nankördür."
(İsra:17/679
"De ki : Bana haber verir misiniz ?: Size ALLAH'ın azabı gelir, yahut size kıyamet gelip çatarsa
Allah'tan başkasını mı çağırırsınız?.. Eğer sadık iseniz?!.. Hayır! Allah'ı çağırırsınız. O da kendisine çağırdığınız her hangi .bir şeyi, dilerse açar ve siz eş tutmakta olduğunuz şeyleri unutursunuz."
(Enam: 6/40-41)
"İnsana bir zarar dokunduğu zaman o, Rabbine dönerek yalvarır sonra ona kendi canibinden bir nimet verdiği vakit ise evvelce ona yalvardığını unutur, Allah'a onun. yolundan saptırmak için, eşler katmaya başlar. De ki: "Küfrünle biraz eğlene dur ! Çünkü sen ateş yârânındansın..."
(Zümer:39/89
"Onları dağlar gibi dalgalar sardığı vakit dini yalnız ALLAH'a tahsis etmek suretiyle muhlis insanlar olarak ALLAH'ı çağırırlar..."
(Lokman: 31/32)
ALLAH'ın, Kur'anı Kerim de açıkladığı bu meseleyi yani Rasûlüllah (S. A. V.) in harp ilân ettiği müşriklerin boş zamanlarında Allah'tan başkasına iltica ettiklerini, şiddet ve sıkıntı anlarında ise efendilerini unutarak yalnız Allah'a yöneldiklerini ve O'na şirk koşmadıklarını anlayan kimse, zamanımızdaki şirkle eskilerin şirki arasındaki farkı da anlamış olur. Fakat bu meseleyi hakkıyla anlayan veya anlamak isteyen nerede ? !..
2) İlk zaman müşrikleri Allah'la beraber ALLAH'a itaat eden, O'nun emrine boyun eğen peygamberlere, evliyaya, Meleklere ya da taşlara ve ağaç iltica ederlerdi. Bunların hiç birisi ALLAH'a karşı gelmez.
Zamanımız insanları ise, Allah'la beraber fasıkların en şiddetlilerine iltica ederler, onları yüceltirler... Bunlar, haddi aşanlar, zina yapanlar, hırsızlık edenler, namazı kılmayanlar ve benzeri kimselerdir.
Salih insana yahut taş ve ağaç gibi ALLAH'a karşı gelmeyene iltica etmek ; fâsıklığı, bozgunluğu ap açık görülen kimseye iltica etmekten daha hafiftir.
Bazı dini hükümleri eda eden, tevhide müdafi hareketleri yapsa bile kâfir olmaz, şüphesini izah
Rasûlüllah (S.A.V.) in harp ilân ettiği kimselerin bugünkü müşriklerden daha sağlam düşündüklerini ve şirk yönünden bunlardan daha hafif olduklarını öğrendiysen bil ki; bunların bizim fikirlerimiz hakkında ileri sürecekleri bir şüphesi vardır. Ve bu, en önemli fikirlerindendir. Buna dikkat et.
Derler ki: Haklarında Kur'an inen kimseler
Allah'tan başka bir ilâh olmadığına inanmazlar. Peygamberi yalanlarlar, öldükten sonra dirilmeyi inkâr ederler, Kur'anı yalanlar ve onu sihir kabul ederlerdi... Halbuki biz ; Allah' tan başka ilâh olmadığına, Muhammed (S. A. V.) in O'nun Rasûlu olduğuna şehadet ediyor. Kur'anı tasdik ediyor, öldükten sonra dirilmeye inanıyor, namaz kılıyor, oruç tutuyoruz. Böyle» olunca nasıl olur da bizi onlar gibi kabul edersiniz ?..
Cevap: Rasûlüllah (S. A. V.) e bir meselede inanıp bir meselede inanmayanın kâfir olduğu hususunda bütün ilim adamları ittifak etmişlerdir. Kur'an'ın bir kısmına inanıp, bir kısmına inanmayan, Tevhidi kabul edip namazın farziyetini inkâr eden yahut tevhide ve namazın farz oluşuna inanıp zekâtın farz oluşuna inanmayan ya da hepsine inanıp orucun yahut haccın farz oluşuna inanmayan da ayrı hükümdedir. «
Hz. Peygamber (S. A. V.) zamanında hacca gitmeyenler olunca Cenabı Allah şöyle buyurmuştur:
"Ona bir yol bulabilenlerin Beyt'i hacc etmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Küfreden ise: ALLAH, alemlerden müstağnidir."
(Ali'imran: 3/37)
Bunların hepsine inanıp öldükten sonraki dirilmeyi inkar edenin kâfir olduğu icma'ile sabittir. Onun kanı de helâldir. Yani bundan dolayı öldürülebilir. Allah buyurur :
"Allah'ı ve peygamberlerini inkâr ederek kâfir olan, bir de ALLAH ile Peygamberlerinin arasını ayırmak isteyen "Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz"(Nisa: 4/150-151) diyen ve böylece (küfür ile iman) arasında bir yol tutmaya yeltenen kimseler (yok mu) işte onlar gerçek kâfirlerin tâ kendileridirler. Biz okafirlere hor ve hakîr edici bir azâb hazırlamışızdır." ?
İnanılması gereken bazı şeylere inanıp bazılarına inanmayanın kâfir ve zikredilen cezaya müstahak olduğunu bizzat ALLAH izah ettiğine göre ; şüphe ortadan kalkmış olur.
Şu halde her şeyde Rasulullah'ı tasdik edip namazın farz oluşunu inkâr eden, kâfirdir, kanı helâldir. Bu, icma' iledir.
Yine her şeye inandığı halde öldükten sonra dirilmeye inanmayan, yahut Ramazan orucunun farziyetini inkâr edip diğer bütün şeylere inanan ; bütün mezheplere göre aynı hükümdedir. Kur'anı Kerim de bunlar için ayni ifadeyi kullanmıştır.
Yine her şeye inandığı halde öldükten sonra dirilmeye inanmayan, yahut Ramazan orucunun farziyetini inkâr edip diğer bütün şeylere inanan; bütün mezheplere göre aynı hükümdedir. Kur'anı
Kerim de bunlar için ayni ifadeyi kullanmıştır. Bilinmektedir ki Tevhid, Hz. Peygamberin bildirdiği en muazaam farzdır Namazdan, zekâttan, oruçtan ve Hac'tan daha muazzamdır. Nasıl olur da Rasûlüllah'ın bütün tebliğ ettiklerini yaptığı halde bu farzlardan birisini inkâr eden kâfir olur da,bütün peygamberlerin yolu olan tevhidi inkâr eden
'"kâfir olmaz ! ?.. Hayret!.. Bu cehâlet ne kadar acayiptir...»
Denilebilir ki: Peygamber (S. A. V.) in sahabileri, ALLA'H'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed (S. A. V.) in O'nun Rasûlu olduğuna şehadet ettikleri, ezan okuyup namaz kıldıkları ve Hz. Peygamberle beraber müslüman oldukları halde beni Hanîfe ile savaşmışlardır. Şayet birisi ;
Onlar Müseyleme'nin peygamber olduğunu iddia ediyorlar dese :
Arzumuz .da" budur, de. Bir insanı peygamber "mertebesine çıkaran, eğer, kâfir olur; malı ve kanı helal olur ve şehadet ile namaz ona fayda vermezse ; şemsan veya Yusufu yahut bir sahâbi veya Peygamberi ALLAH'ın mertebesine yükselten nasıl olur ?. . iştir ?!. .
"Yine ALLAH, bilmeyenlerin kalbini mühürler."
(Rum:30/59)
Yine denilebilir ki : Hz. Ali (R. A.) m ateşle yaktığı kimseler, hep müslüman olduklarını iddia ederlerdi. Hz. Ali'nin dostlarından ve ilmi de sahabeden öğrenmişlerdi. Fakat Hz. Yusuf ve Şemsân'a inanıldığı gibi Hz. Ali'yi de böyle kabul etmişlerdi. Sahabeler bunların küfrü ve öldürülmeleri hakkında nasıl fikir birliğine varmışlardı ! ? Zanneder misiniz ki sahabîler müslümanları tekfir ederler?!.. Yoksa Hz. Ali'yi yüceltmenin küfrü gerektirdiği halde diğer insanları yüceltmenin zarar vermiyeceğini mi zannedersiniz ? !. .
Yine denilebilir : Abbasiler devrinde Mısıra ve kuzey Afrika'ya hâkim olan Ubeyd El-Kadah oğulları da Allah'tan başka ilâh olmadığına Muhammed (S. A. V.) in O'nun Rasûlu olduğuna şehadet ediyorlar, müslüman olduklarım iddia ediyorlar, namazı ve cumayı kılıyorlardı. Bizim mevzulunuzdan, daha aşağı meşelerde şerîata muhalif olduklarım izhar edince ; bütün ilim adamları onların küfrüne hüküm vermişler, onlarla savaşmaya karar vermişler ve memleketlerini de diyar-ı harp ilân etmişlerdi. Sonra müslümanlar onlara saldırdı ve islâm beldelerini onlardan kurtardılar.
Yine denilebilir ki: Eğer ilk insanlar, yalnız şirk koştukları, Rasûlüllah (S. A. V.) i ve Kur'anı yalanladıkları ve öldükten sonra dirilmeyi inkâr ettikleri için küfre girmişlerse ; Yani ancak bu yolla küfür olacaksa ; bütün mezheplerde ele aldıkları özel bahislerin mânası nedir?..
Mürted : İslâm’dan sonra kâfir olan müslüman-dır...
İlim adamları, İslâmdan sonra insanı küfre götürecek bir çok meseleler zikrederler... Bunların hepsinde de mürteddin kanını ve malam helâl saymışlardır. Hatta yalnız dille söylenen ya da oyun veya mizah yollu ifade edilen bazı kelimeleri de bunun müsebbibi olarak kabul ederler. Cenabı ALLAH buyurur ki :
"(Münafıklar o kötü sözö) söylemediklerine dair ALLAH'a yemin ediyorlar. And olsun o kâfir kelimesini söylemişlerdir. Onlar Müslümanlıklarını açıkladıktan sonra da kâfir oldular..."
(Tevbe: 9/74)
Bu ayet üzerine derler ki ; görmüyor musun, Hz. Peygamberin devrinde olmalarına, O'nunla beraber cihad etmelerine, namaz, zekât, hac, tevhîd gibi ibadetleri yapmalarına rağmen ALLAH, bir kelimeyi söyledikleri için onları tekfir etmiştir.
Yine.ALLAH buyurur:"
"De ki ; Allah'ın âyetleri ve Rasûlü ile mi alay ediyorsunuz?... Özür beyan etmeyiniz; imandan sonra küfrettiniz !. . "
(Tevbe: 55-56)
Hz. Peygamber (S. A. V.) le beraber Tebûk'te bulunan ve mizah olarak ağızlarından bir kelime kaçıran bu sahâ bilerin imandan sonra küfre gittiklerini ALLAH, iste bu âyetiyle beyân etmiştir,
İşte bu şüpheye dikkat et!.. Zira diyorlardı ki; AL-LAH'tan başka ilâh olmadığına şehadet eden, namaz kılan ve oruç tutan müslümanları tekfir mi ediyorsunuz ?.
Sonra cevabına dikkat et Zira bu, zikret- tiklerimizin en faydalı olanıdır.
Yine ona delil; teslim olmalarına, ilim sahibi ve iyi olmalarına rağmen Beni İsrail hakkında Allah'ın ifadesidir. Zira onlar Hz. Musa'ya diyorlar di ki : "Onların ilâhları olduğu gibi bize de bir ilah yap."
Yine bazı sahabiler Hz. Peygambere "Bize Zâti Envât yap" demişler ve Hz. Peygamber (S.A.V.) de bunun, Beni İsrailin "Bize bir ilâh yap" demelerine benzediğini yemin ederek söylemiştir.
Bilmeden şirke düşüp tövbe eden müslümanın hükmü
Bu kıssa anlatıldığı zaman müşrikler itiraz ederler ve derler ki :'
Benî İsrail ve "Bize zâtı Envât yap" diyenler de küfretmemişlerdir."
(Araf:7/138)
Aslında Beni İsrail ve yine Hz. Peygamberin sahabileri bunu yapmamışlardı demek lâzımdır.'Çünkü İsrail oğulları onu yapmış' olurlarsa kâfir olurlar. Yine şüphesiz ki Hz. Peygamberin ikazından sonra, sahabiler fikirlerinden vaz geçmeselerdi ve istediklerini edinmiş olsalardı ; küfrederlerdi. Bizim de demek istediğimiz bu dur.
Fakat bu kıssa ifade eder ki; müslüman ve hatta âlim, bilmeden şirkin bazı nevilerine düşebilir. Bunun için dikkat etmek ve sakınmak icab eder. Câhilin (tevhidi anladık) sözü, cehaletin büyüğüdür, şeytanın söyletmesidir.
Müslüman müctehid, bilmeden hatalı bir şey konuşur da onunla küfre yaklaşırsa ; hemen onun farkına varır ve tövbe eder. Bu durumda o, Beni İsrail veya Hz. Peygamberden ilâh isteyenler gibi küfretmiş olmaz.
Yine dikkat edilmezse, küfre gidilmese bile haddini aşmış olur. Şu halde müslüman kıssadan hisse almalı ve öğrenmeye çalışmalıdır.
(Kelimei Tevhidin Tevhid için kâfi geldiğini iddia edene red.)
Müşriklerin diğer bir fikirleri daha vardır. Derler ki: Peygamber (S.A.V.) Üsâme'nin "Lâilâhe illâlâh" diyeni öldürmesini şiddetle karşılamış ve ; "Lâilâhe illalâh dedikten sonra mı onu öldürdün?.." demişti. Yine Hz-Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurur:
"Lâilâhe illal lâh diyene kadar insanlarla harbetmekle emrolundum." Ve buna benzer bir çok hadisi şerifler...
Bu cahillere göre; bu sözü (Kelime-i tevhidi) söyleyen kâfir olmaz ve ne yaparsa yapsın öldürülmez.
Bu cahil müşriklere denir ki: Malûmdur ki
Yahudileri kelime-i tevhidi getirdikleri halde Hz. Peygamber onlarla savaşmış ve yok etmiştir.
Hz. Peygamberin sahabîleri de, Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed (S.A.V.) in Allah'ın Rasûlü olduğuna şehâdet eden, namaz kılan ve müslüman olduklarını iddia eden Benî Hanîfe ile savaşmışlardı...
Hz. Ali'nin ateşle yaktığı kimseler, yine böyle idi..
Halbuki bu cahiller, kelime-i tevhidi söylemiş olsa bile meselâ: Ölümden sonraki dirilmeyi ya da islâm'ın bir şartını inkâr eden kimsenin kâfir oldu ğunu ve öldürülebileceğini bizzat kendileri söylerler... Şu halde kelime-i tevhid, bütün peygamberlerin tebliğ ettiği tevhidi inkâr ettikleri vakit faydalı oluyor da, islâmın şartlarından birisini inkâr ettikleri zaman nasıl faydasız oluyor ?. . Çünkü Allah düşmanları hadislerin mânalarını anlamamışlardır.
Hz. Usâme, korku sebebiyle müslüman olduğunu zannettiği kimseyi öldürmüştü, insan da, islâmı kabul ettiğini açıklayınca, bunun aksi ispat edilmeden onu terk etmek gerekir. Allah (C.C.) bu mevzuda şöyle buyurur :
"Ey iman edenler. Allah yolunda harbe çıktığınız zaman (meselelerin) tam açıklanmasını bekleyin."
(Nisa: 4/94)
Bu âyeti Kerime ispat edilmeden hükmün icra edilmediğini beyan eder. Sonra islâm'a muhalif bir şey görülürse ve bu isbat edilirse ; öldürülür. Şayet bu durumda, öldürülemeyecek olsa; âyetteki "ispat"ın mânası kalmaz.
Diğer hadisi şerif ve benzerleri de bunun gibidir. Yani muvahhid ve müslüman kimse, buna münâfı bir hareketi tesbit edilmeden müslüman kabul edilir. Kendisine ceza .verilmez.
Buna delil, Hz, Peygamber (S.A.V.) in hadisleridir. Buyurmuştu ki: "Lâilâhe illallah dedikten sonra mı onu öldürdün ?..",(Buhari-Müslim) "Lâilâhe illallah diyene kadar onlarla harbetmekle emrolundum."(Buhari-Müslim)
Yine Hz. Peygamber (S.A.V.), ibadeti, tehlil ve teşbihi diğerlerinden fazla yapan Havâric hakkında
"Onları bulduğunuz yerde öldürünüz. Onlara yetişirsen Ad kavmi gibi onları öldürürdüm." buyurmuştur. Halbuki onlar sahabiden ilmi öğrenmişlerdi. Fakat Kelimei tevhidleri, ibadetleri, islâmı iddia etmeleri onlara fayda vermemiştir. Çünkü şeriata muhalif hareketleri görülmüştür.
Yahudilerle ve Benî Hanîfe ile yapılan savaşlar, " da aynı şekildedir.
Birisi, Beni mustalik'in Zekâtı vermediklerini haber verince Hz. Peygamber (S.A.V.) onlarla harbe hazırlanmak istemişti. Bunun üzerine ALLAH şu âyeti indirdi :
"Ey îman edenler, eğer bir fasık size bir haber getirirse onu tahkik edin."
(Hucurat: 49/69
Bu haberi veren, onlar adına yalan söylemişti, Bütün bunlar, Hz. Peygamberin sözlerinden î delil olarak göstermek istedikleri bütün hadislerden
Hz. Peygamber (S.A.V.) in bizim zikrettiğimizi kastettiğini ispat eder.
* * *
Canlı veya Cansız kimseden yardım isteme arasındaki fark
Onların bir başka fikirleri daha vardır. O da kıyamet gününde insanların Hz. Ademden, Hz.
Nûh'tan, Hz. İbrahim'den, Hz. Musa'dan. Hz. İsa'dan yardım dileyecekleri, fakat hepsi mazeret gösterecekleri için sonunda Hz. Muhammed (S.A.V.) e soracakları hususundaki hadisi şeriftir. Derler ki, bu hadisi şerif, Allah'tan başkasından yardım istemenin Şirk olmadığına delildir.
Cevab: olarak deriz ki: Düşmanlarının kalbini mühürleyen Allah ne yücedir !.. Biz, bir yaratıktan onun gücünün yeteceği (yapabileceği) şeyi istemeyi inkâr etmeyiz. Zira Cenabı Allah da Hz. Musa'nın kıssasında "kendi kavminden' (soyundan) olan, düşmanına (galip gelebilmek' için) ondan (Mûsadan) yardım istedi."(Kasas: 28/15) buyurmuştur. Meselâ ; insan, harpte veya başka zamanlarda dostlarından güçlerinin yeteceği şey hususunda yardım isteyebilir... Fakat kabul etmediğimiz ; evliyanın kabirleri başında veya onların bulunmadıkları bir yerde Allah'tan başkasının gücü yetmeyeceği meselelerde onlardan yardım istemek ve hele bunu ibadet kabul etmektir.
Şu halde insanların kıyamet gününde peygamberlerden yardım istemelerinden maksat, hesap amadaki korkulu durumdan müslümanların kurtulabilmeleri için hesabın bir an önce yapılmasını Allah' tan istemeleridir. Bu ise dünya ve âhirette caizdir.
Yine salih bir dostun yanına gidip sahabenin Hz. Peygambere dedikleri gibi, benim için Allah'a dua et demesi de ayni hükümdedir ; caizdir.
Fakat Hz. Peygamberin vefatından sonra, kabrinin yanına gelip kendisinden bir şey istememişlerdir. Aksine selefi salimen bazıları, onun kabrinin yanında Allah'a dua etmeyi bile reddederler. Ya bizzat kendisinden istemek nasıl olur?..
Hz. İbrahim" ateşe atıldığı zaman, daha henüz havada iken Cabrail(A.S.) önüne gelmek
Bir ihtiyacın varmı?... deyince.:
Sana (ihtiyacım) yok' !. Cevabını vermiştir. (Necm: 53/5)
İşte onlar bu kıssayı hikâye ederek; "Eğer Cibril'den yardım istemek şirk olsa idi, O bunu Hz. İbrahim teklif etmezdi" derler.
Cevab: olarak deriz ki : Bu da birinci fikirleri. Zira Cebrail, gücünün yettiği bir şeyde ona faydalı olmayı teklif etmişti. Çünkü o, ilâhi ifade ile "Kuvveti şiddetli (fazla) dır". Allah’ın izniyle o, Hz, İbrahim’in ateşini toprağı ve etrafındaki dağları yerinden kaldırıp meşrik veya mağribe götürebilirdi. Allah ona, İbrahimi uzaklara götürmesini ya da semaya yükseltmesini emretseydi; onu yapardı.
Bu, tıpkı bol malı bulunan zengin bir adama benzer ki: O, bir ihtiyacı karşılamak için fakir bir kimseye bir miktar mal vermeyi teklif eder. Fakir de Allah tarafından hiç kimseye minnet borcu olmayan bir rızık gönderilinceye kadar sabrederek zenginin malını almaktan içtinap edebilir...
Bu, ibadet cinsindeki yardım istemeye veya Şirke hiç benzer mi ?.. Anlayabilseler!..
(Tevhidi Kalple, dille ve âza ile tatbik etmek)
Geçen bölümlerden de anlaşılabilen, fakat çok önemli olduğu ve çok yanılmanın mevzuu bulunduğu için kendisine husûsî bir bahis ayrılmış olan pek mühim bir mesele ile sözlerimize son veriyor ve diyoruz ki :
Şüphesiz tevhid, kalple, lisanla ve amelle olmalıdır. Bunlardan birisi eksik olursa insan, müslüman sayılmaz.
Mesela; bir kimse tevhidi bilse ve fakat onunla amel etmezse; Fir'avn, iblis ve benzerleri gibi kâfirdir, inatçıdır !. .
Bu meselede bir çok insanlar hataya düşerek ; "bu doğrudur. Biz de bunu anlıyor, hak olduğuna şehadet ediyoruz. Fakat tatbik edemiyoruz. Bu gün bizim memlekette bunu yapmak da mümkün oluyor." gibi özürleri beyan ederler. O miskin bilmez ki; kâfirlerin çoğu da hakkı bildikleri halde, bu gibi bazı özürler sebebiyle onu terk ederler. Allah buyurur: "Allah'ın âyetlerini çok az bir paha ile satmışlardır." ve "Onu (hakkı), oğullarını bildikleri gibi bilirler."
(Bakara: 2/146)
Şayet bir kimse, kalbinden inanmadan ve hatta mânâsını anlamadan sadece zahirî yönden tevhîd ile amel ederse; o münafıktır ve hâlis kâfirden daha kötüdür. Zira Allah buyurur : "muhakkak münafıklar, cehennemin en alt tabakasındadır."
(Nisa:3/145)
Bu mesele, uzun bir meseledir. Dikkat ettiğin takdirde insanların sözlerinden de bunu anlayabilirsin.
Meselâ; idare için veya dünyalık ya da mevki korkusu için hakkı bildiği halde onunla amel etmeyenleri,
Yahut sâdece zahiri yönden amel edenleri ve fakat kalbinden neye inandığını sorduğun zaman cevabını veremeyen ve bilemeyenleri... görürsün.
Bu durumda Kur'anı Kerimin iki ayetini iyice bilmiş olman gerekir. Bunlardan birincisi "Özür beyan etmeyiniz : {imandan sonra küfrettiniz!"(Tövbe: 9/66) ayetidir.
Hz. Peygamberle beraber Bizanslılarla savaşa Çıkan bazı saha biler şaka yollu söyledikleri bir kelimeden dolayı küfre gittiklerine göre; birisini idare ederek, veya dünyalık ya da mevki korkusu için küfrü gerektiren şeyleri konuşan ve onunla amel eden kimse; o şakadan çok daha büyüğünü yapmış olur.
İkinci âyet ise ;
"Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
«Kalbi imanla dolu olduğu halde inkara zorlanan hariç kim iman ettikten sonra Allah'ı inkar eder, kalbini inkara açık tutarsa işte Allah'ın gazabı onların üzerinedir. Bunlara büyük bir azab da vardır. Bunun sebebi dünya hayatını ahirete tercih etmeleri ve Allah'ın kafirleri doğru yola sevk etmemesidir.»"
(Nahl: 106-107)
Cenabı ALLAH bu ayette yalnız içten inanıp zorla aksi söyletilen kimseyi mazur görmüştür.
Bundan başkası, ister korku ile, ister idare ten, ister vatanım, akrabalarını, malını düşünerek yapmış olsun ; îmândan sonra küfretmiş saydır. Mizah ve benzeri şekiller de aynı hükümdedir.
Âyeti Kerime iki cihetten bu mânâya delâlet eder
1) "İkraha uğratılanlar" ifadesidir. Burada Cenabı Allah, zorlananlardan başkalarını istisna etmemiştir. İnsan da : Yalnız söz veya fiil için ikrah edile ir. İçten inanmak için ise zorlama yapılamaz.
2) "Onlar dünya hayatını âhiret'e tercih ettiler" ifadesidir. Buna göre de bu küfür ve azab, itikattan, haletten, dine düşmanlıktan veya küfrü sevmekten değildir. Bunun sebebi, dünya ve dünyalık tesisidir. dine tesir etmiştir.
Yüce ALLA H daha iyi bilir.
Salatü selâm Peygamberimiz Hz. Muhammed’e O'nün âl ü ashabına olsun... .
* * *
|