Alıntı:
Duha Nickli Üyeden Alıntı
Şu temsili beraber okuyalım:
Biri hastahaneye yetişecek. Yolu soruyor. Hastahane sahibi ile görüşüyor. Diyor ki, filan yolu takib et. Kesin hastahaneye ulaşacaksın. İstersen şu yolu da takib edebilirsin. Oda doğrudur. Hatta birde şu yolvar.. ve hakeza
Hastahaneyi arayanın önüde iki yol açıldı. Ya hastahane sahibini dinleyecek hastahaneye ulaşacak ya ehil olmayandan aldığı bilgiyi değerlendirecek yada kendi cebinden çıkan aklı veyahut hisleri ile hareket edecek. Hastahane yerinde mezarlığa ulaşacak.
İşte hastahane hakikati temsil eder. Herkezin gayesi hakikate ulaşmaktır. Hastahane sahibi Kur'an'ı temsil eder. Hakikate götüren hak yolları yine o öğretir.
Hastahaneyi aramak hakikati aramayı temsil eder. Ya hak metodları kullanır hakikate ulaşırız. Ya hak olmayan metodları kullanır gümler gideriz.
Mesela, özel hayatındaki sansasyonlarla şöhret bulmuş bir kişiye sanatçı demek metodik olarak doğru değildir. Ancak, medya halkın eline yanlış metre aletleri verdiği için elbette o metre ile ölçen o kişi sanattan bihaber o zevata sanatçı nazarı ile bakıp hayran olur. İdolü dahi yapar.
İşte Kur'an doğru ölçü aleti verir. Kur'an'dan ders alan bir zat, mesela; Nazım Hikmet'e iki nazarla bakar; biri dünyevi biri uhrevi. Elbette sanatını takdir eder, elbette Allah adına dine zarar veren ideolojisine buğz eder. Biri birine karıştırmaz.
Yelken kardeşim doğrular bir değildir. Hakikat birdir. Doğru Hak demektir. Yani, hak doğru metod,prensip, umde, düsturlar üzerinde gitmektir. Yani, hak sırat-ı müstakim üzerinde olmaktır.
Kur'an hakkı bildiren kitabtır. Yani, insanlara hakikate ulaşmak için prensipler, metodlar verir. Doğru yolu gösterir. Doğru yol ise zamana, millete, coğrafyaya ,mesleklere vesaire farklılık gösterir. İşte Kur'an'ın en büyük vasfı her zamana hitab edebilme, her millete, kültüre, mesleğe dayanak olma, yol gösterebilmesidir.
"Hak yani doğru birdir" dediğimiz vakit alem-i insaniyete tek bir elbise giydirmek hepsini aynılaştırmak, kitleleştirmektir cemat ruhu taşıyan İslam'a muhallif bir görüş olacatır.
İşte Mü'min bir Müslümanın birinci vazifesi halkın hakikate ulaşma arzusu ile istimal ettiği, ancak; onu yalana ve yanlışa götüren kendi cebinden çıkan veyahut, medya gibi cahil veyahut ard niyetli cenahların verdiği ölçü aletlerine bedel Kur'an'ın hak metodlarını vermektir. Önce kendi istimal eder ki lisan-ı hal lisan-ı kalden daha tesirlidir.
İşte ortaya çıktı ki dalalet fırkalarının zuhur mukademelerine baktığımızda imamlarının hak metodtan uzaklaşmalarını görürüz. Elbette hak metodu istimal etmeyen -mesela- der; "Kader yoktur". Zaten başka bir sonuca varması düşünülemez. Yani, Adetullah'a binaen hak metodları kullanana muhakkak hak metodu istimal kabiliyetine veya aklının kabiliyeti nisbetince hakikat verilir. O kişi asla dall olmaz..
Muhabbetle
|
evet bakış açınız ve konuya nüfuzunuz ve ayrıca pratiği teoriye aktarışınız hoş ve anlamlı ...tabii ki hemfikir olduğumuz yanlar da var. bunun dışında katılamayacağımız noktalarda...
özellikle kırmızıyla işaretlediğimiz paragraftaki yeşil kelime bizim değindiğimiz nokta değil...doğrular noktasında da hem fikiriz...
mesajı daha dikkatli okursanız biz ''doğru'' birdir demiştik...''doğru'' kelime anlamıylada tekliği ifade eder...
bir dava ,bir görüş,bir yol buna yönelişte ve bunu özümseyişte, başlangıç ve varış itibariyle kişinin kendi doğrusunu ifade eder...
mutlak bir' e davette dahi davetçilerin hak için kullandıkları metodlarda ayrı ayrı birer hakkı ifade eder...
hem müslümanlık değilmidir hakka hizmeti amaç edinmek...amaç için de aynileşmek gerekmez mi?gerçekçi bir yaklaşımla amaç iman edenlerden olduk demek değilmidir...son tahlilde maksat aynileşmektir...yoksa farklı farklı iman mı söz konusudur...sonuç bir'e varmak değilmidir?
bu bağlamda mes' ele yi ele aldığımızda aynileşmek için farklılaşılmıyor mu?metod ' u yani doğruları da bu şekilde ele almak gerekir...selametle