|
Super Moderator
Style: 0
bekir isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Sep 2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Memleket: Trabzon
Kan Gurubu: 0 RH +
Mesajlar: 2.189
Thanks: 2.487
Thanked 2.691 Times in 1.238 Posts
Tecrübe Puanı: 232
|
Sünnet Şeriatin İkinci Kaynağıdır 1
Kur'an, sünnet, sahabelerin davranışları ve aklıselim, sünnetin, İslâm'ın ikinci kaynak olduğunu ifade etmektedir.
1. Kur'an-ı Kerim'de Sünnetin Şer'i Delil Olduğuna Dair Beyanlar:
Kur'an'da bir çok âyet Resulullah'a itaat edilmesini emretmekte, O'na kar*şı gelmeyi yasaklamaktadır. Bir kısım âyetler, Allah'a ve Rasulüne İtaati bir*likte İfade buyururken, diğer bir kısım ayetler Resulullah'a itaat etmeyi yal*nız olarak zikretmişler, böylece Resulullah'a İtaatin ayrı bir özelliği olduğu*nu beyan etmişlerdir.
Diğer bir kısım âyetler de Resulullah'ın sünnetinin vahy olduğuna işaret etmişlerdir.
Konu ile ilgili olan âyetleri şöylece sıralamak mümkündür:
a. Allah'a ve Peygamberine İtaati Birlikte Emreden Ayetler:
"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygambere itaat edin. Sizden olan idarecilere de. Eğer aranızda herhangi bir şey hakkında anlaşmazlığa dü*şerseniz onu Allah'a ve Peygamberine götürün. Eğer Allah'a ve ahiret gü*nüne iman ediyorsanız (bunu böyle yapın) Bu daha hayırlıdır. Netice olarak daha güzeldir.” [50]
Görüldüğü gibi âyetin başında "Allah'a itaat edin. Peygambere itaat edin" buyrularak "itaat edin" emri iki defa zikredilmiştir. Aslında Allah'a itaat pey*gambere itaat demektir. Buna rağmen İtaat emrinin iki kez zikredilmesi, "Kur'an'da zikredilmeyip sadece sünnette zikredilen hükümlere uymak ge*rekmez" şeklindeki vehim ve kuruntuları bertaraf etmek ve Resulullah'ın hiç*bir kimse için sabit olmayan müstakil ve özel bir İtaat edilme hakkına sahip olduğunu beyan etmek içindir. Bu nedenledir ki müslümanlardan olan ida*recilere itaat etme emri tekrarlanmamışım Çünkü onların Allah'a ve Peygam*bere itaat dışında ayrı bir itaat edilme haklan yoktur. Kur'an gibi veciz bir ki*tapta itaat emrinin tekrarı, gözden kaçırılmamalıdır.
Yine âyet-i kerimenin devamında: "Eğer aranızda herhangi bir şey hak*kında anlaşmazlığa düşerseniz onun hükmünü Allah'a ve Peygamberine götürün" buyurulmaktadır.
Elbetteki anlaşmazlık konusu olan meseleyi Allah'a götürmekten maksad, Allah Teala'nın kitabı olan Kur'an'a başvurmaktır. Akıl sahibi hiç bir kimse, "Bundan maksat meseleyi bizzat Allah'ın kendisine götürmektir" diye bir İd*diada bulunamaz. Meselenin hükmünü Resulullah'a götürmekten maksat ise, Resulullah hayatta iken bizzat kendisine götürmek, vefatından sonra da sünnetine başvurmaktır. Resulullah'ın vefatından sonra "sünnetinin hakem*liğini kabullenmemek" âyetin geniş kapsamlı manasını delilsiz olarak daralt*maktır, ilmi olmayan ve İslâm'ın ruhuna ters düşen bir davranıştır. Çünkü bu iddiaya göre, Kur'an'ın bu emri, sadece Resulullah'ın yirmiüç yıllık peygamberliği dönemi için geçerli olur ki, bu da "Kur'an'ın hükümlerinde esas olan kıyamete kadar baki olmasıdır" esasına ters düşmekte ve Resulullah'ın Kur'an'ı uygulama pratiği olan sünnet hazinesini hiçe saymaktır. Böylece âye*tin cümle ve kelimelerinden sünnetin şer'î bir delil olduğu açıkça anlaşılmak*tadır. Yeter ki onu düşünüp anlayacak akıllar bulunsun.
Başka bir âyette: "Ey Muhammed! De ki: "Allah'a itaat edin, Peygambe*re itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse Peygamber sadece kendisine yükleni*len yükümlülükten sorumludur. Sizler de size yüklenilen yükümlülükten sorumlusunuz. Eğer Peygambere itaat ederseniz, hidâyete kavuşmuş olursunuz. Peygambere düşen, ancak tebliğ etmektir" [51] buyurulmaktadır. Görüldüğü gibi bu âyette de peygambere İtaat ayrı bir emir olarak zikre*dilmiş ki, Peygamberin de özel bir itaat hakkı bulunduğu vurgulansın. Ayrıca Peygambere itaatin hidâyete eriştireceği zikredilmiş ve böylece Rasulullah'ın zatının ve sünnetinin mü'minlerin rehberi olduğu beyan edilmiştir.
Bu âyette dikkati çeken diğer bir husus da şudur: "Peygambere itaatin in*sanları hidâyete ulaştıracağı" vadiyle "peygambere düşen ancak tebliğ etmek*tir" fermanının yanyana zikredilmesidir. Bu da göstermektedir ki, "Peygam*bere düşen ancak tebliğ etmektir" ifadesinden maksad: "Peygamber, sapan*ların ve isyankârların yaptıklarından sorumlu değildir" demektir. Yoksa bun*dan maksad "Peygamber ancak Allah'ın emirlerini tebliğ eden bir postacı ni*teliğindedir. Onun sünnetinin şer'î hiçbir değeri yoktur" demek değildir. Eğer böyle olsaydı Allah'a itaatin emredilmesi yeterli olurdu. Ayrıca Resulullah'a itaat etme emri yersiz ve anlamsız bir uzatma sayılır ve Resulullah'a itaatin hidâyete ulaştıracağı vadi gerçek dışı bir vaad olurdu. Haşa Allah Teala böyle bîr vâdden münezzehtir.
Diğer bir âyette "Allah ve Rasulü, bir şey hakkında hüküm verdiği za*man herhangi bir mümin erkeğin ve mümin bir kadının kendi işlerinde başka hükmü seçme hakları yoktur. Kim Allah'a ve Rasulü1 ne isyan eder*se, şüphesiz ki o açıkça sapmıştır" [52] Duyurulmaktadır. Bu âyetteki: "Allah'ın verdiği hükümden" maksat O'nun bize gönderdiği Kur'an'daki hükümlerdir. "Resulullah'ın verdiği hükümlerden maksat ise, "Hayatta iken hakemlik ya*pıp verdiği hükümler ve beyan ettiği emir ve yasaklardır."
"Resulullah'ın bu hükümlerine sadece o hayatta iken uymak gereklidir. Ve*fatından sonra onun hükümleri bizî bağlamaz" diyebilir miyiz? Bunu söyle*mekle delilsiz bir iddiada bulunmuş olmaz mıyız? Böyle bir iddia ne dere*ce doğru olur? Bugün Resulullah'ın sünnetini kabul etmeyen bir insan onun hangi hükmünü kabullenmiş olur?
Allah Teala birçok âyetinde, kendisiyle birlikte Peygamberine itaat eden*leri övmekte onların mertebelerinin yüksek olacağını ve kurtuluşa erecek*lerini belirtmektedir. "Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, İşte on*lar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kimselerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar” [53]
Şayet Rasulullah'a itaatin bir anlamı olmasaydı, onu Allah'a itaatle birlik*te zikretmenin manası ne olurdu? Resulullah'a itaat, sünnetini almamızı ge*rekli kılmaz mı? Rasulullah'ın sünnetini reddederek ona itaati hiçe sayanlar, bu âyetler karşısında ne cevap vereceklerdir?
Yine şu âyetlerde: "Kim Allah'a ve Rasulüne itaat eder, Allah'tan korkar ve O'ndan çekinecek olursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileri*dir." [54] "Aralarında Peygamberin hükmetmesi için Allah'a ve Rasulüne davet edildikleri zaman müminlerin sözü ancak "işittik ve itaat ettik" olur. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir." [55]
"Allah'a ve Peygambere itaat edin ki merhamet olunasınız" [56] buyurulmaktadır.
Âyetlerde Allah'tan korkmanın; Allah'a ve Rasulü'ne itaatle olacağı, mü*minlerin Allah'ın ve Rasulü'nün hükmüne çağırılmaları halinde "işittik ve ita*at ettik" diyecekleri belirtiliyor. "Ben sadece Kur'an'a İtaat ederim, hadisler beni bağlamaz" diyenler, takvaya nasıl erişebilirler ve mümin olma sıfatını na*sıl muhafaza edebilirler?
Allah Teala diğer bir çok âyet-i kerime'de de kendisiyle birlikte Peygam*bere itaat etmeyenleri kınamakta ve onları küfürle vasıflandırmaktadır:
"Ey iman edenler! Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin. Davetini işittiğiniz hal*de peygamberden yüz çevirmeyin." [57]
"De ki Allah'a ve Peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şüphe*siz ki Allah kâfirleri sevmez." [58]
Peygamberin sünnetini reddedenler bu âyeti çok iyi düşünmeli ve felse*fi cedellerden vazgeçmelidirler.
"Ey iman edenler! Allah'ın Rasulü sizi kendinize hayat verecek şeyle*re davet ettiği zaman Allah'ın ve Rasulünün davetini kabul edin. Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer ve O'nun huzurunda toplanacaksınız." [59]
b. Yalnız Resulullah'a İtaat Etmeyi Emreden Âyetler: "Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Peygambere itaat edin ki, merhamet edilesiniz." [60] Sünneti red eden, bu itibarla Peygambere itaati ha*fife alan insanlar, bu âyeti düşünüp kendilerine acısınlar ve nasıl bir tavır takındıklarını iyice gözden geçirsinler.
"Eğer Peygambere itaat ederseniz hidâyete erişmiş olursunuz..." [61] "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..." [62] Âyetin ifadesine göre Allah'ın sevgisine eriş*mek, Peygambere uymakla tahakkuk ediyor. Temelsiz felsefelere ve akli cedellere uymakla değil.
"Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi de yasakladıysa ondan da kaçının. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki, Allah azabı pek şiddetli olan*dır." [63] Her ne kadar bu âyet ganimet mallan hakkında inmişse de âyette ge*çen "ne verdiyse" ifadesi genel bir anlam taşıdığından Resulullah'ın ümme*tine verdiği her emir ve yasağı kapsamakta ve sünnetin delil olduğunu gös*termek için yeterli görülmektedir. Çünkü Resulullah'ın ümmetine bahşettiği en değerli hediyesi sünnettidir.
Nitekim İbn Cüreyc ve Abdullah b. Mes'ud, bu âyeti umumi manada tef*sir etmişler, emir ve yasağının müslümanları bağladığını söylemişlerdir.
Bir gün Abdullah b. Mes'ud: "Allah Teala dövme yapan (ben yapan) dövme yaptıran, tüylerini alan, güzellik için dişlerinin arasını törpületen ve Allah 'm yaratma şeklini değiştiren kadınlara lanet eder" demiştir. Onun bu sözü, Esedoğullarından Ümmü Yakub isimli Kur'an'ı çok iyi okuyan ve an*layan bir kadına ulaşmış kadın da İbn Mesud'a gelerek "İşittiğime göre sen şöyle ve şöyle olan kadınlara lanet okumuşsun" demiştir. Abdullah bin Mesud da o kadına şu cevabı vermiştir:
"Niçin ben, Resulullah tarafından lanetlenen ve Allah'ın kitabında da hükmü bulunan kimseleri lanetlemeyeyim" Kadın: "Ben Kur'an'ın iki kapa*ğının arasında bulunan bütün âyetleri okudum. Böyle bir lanetleme bulama*dım." demiş, Abdullah bin Mes'ud da "Eğer okumuş olsaydın onu bulurdun. Sen Allah Teala'mn "Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan da kaçının" âyetini okudun mu? diye sormuş, kadın: "Evet okudum" demiştir. Bunun üzerine Abdullah: "Kadınların bunları yapmaları*nı Resulullah yasaklamıştır" demiştir. [64]
Görüldüğü gibi İbn Mes'ud, bu âyeti "umum İfade eden bîr âyet" olarak genel anlamda tefsir etmiştir. Ve Resulullah'ın buyurduğu veya yasakladığı her şeyin âyetle zikredilmiş gibi hüküm İfade edeceğini söylemiştir.
"Ayetlerimize İman edenler o kimselerdir ki, okuyup yazması olmayan ve Allah'ın elçisi olan Peygambere uyarlar. Peygamber onlara iyiliği em*reder, kötülüğü men eder. Temiz şeyleri onlar için helal, murdar şeyleri de haram kılar. Onların üzerlerindeki ağır yükleri ve kendilerini bağla*yan bağları kaldırır..." [65]
Ayette zikredilen temiz şeyleri helal kılma ve murdar şeyleri haram kıl*ma fiilleri Resulullah'a izafe edilmiştir. Elbetteki bunun bir anlamı vardır. O da sünnete uymanın gerekliliğini belirtmektedir.
"...O Peygambere uyun ki doğru yola eresiniz." [66] Peygambere uyma, sünneti kabullenme dışında nasıl mümkün olacaktır. Bundan başka bir yol var mıdır?
Allah Teala diğer bazı âyetlerinde de Peygambere itaat etmenin son de*rece önemli olduğunu beyan ederek ona itaatin Allah'a İtaat sayılacağını, onun hakemliğini kabul etmeyenin mü'min olamayacağını bildirmiştir. "Kim Pey*gambere itaat ederse şüphesiz Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirir*se, Biz seni onların üzerine koruyucu olarak göndermedik" [67]
Peygamberin söylediklerine uymadan ve yaptıklarını yapmadan ona ita*at edilmesi hiç mümkün müdür? Bu da sünnetin şer'î bir hüccet olduğunun açıkça bir delili değil midir?
"Rabbine yemin olsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni ha*kem, seçip sonra da verdiğin hükme içlerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar." [68]
Bu âyette, Resulullah'ı hakem seçmeyenin mü'min olamayacağı beyan edil*miştir. Resulullah'ın hakemliğini sadece sağlığına tahsis etmek, bu âyeti dar bir çerçevede yorumlamak olmaz mı? Sırf sünnete karşı çıkmak için bir zor*lama sayılmaz mı?
Resulullah'a uymayı emreden diğer âyetler de göz önünde bulunduruldu*ğunda şu gerçek ortaya çıkmaktadır: Resulullah'ın hakemliği hem hayatta iken hem de ölümünden sonra geçerlidir. Vefatından sonra sözleri ve fiilleri alı*narak hakemliği kabul edilmiş olur. Âyette Resulullah'ın hakemliğinin sade*ce hayatı boyunca geçerli olduğuna hiçbir işaret olmadığı gibi, Kur'an'ın ge*nel İfadesi, onun hakemliğinin ölümünden sonra da devam ettiğini gerektir*mektedir. Bu da ancak sünnetine uymakla olur.
Kur'an-ı Kerim mücmel bir kısım farzlar ve genel kaideler getirmiştir. Bu mücmel farzların tafsilatını ve genel kaidelerin detayını ancak Resulullah'ın açıklamasıyla bilmek mümkündür. Mesela Allah Teala; "Ey iman edenler! Oruç size farz kılındı..." [69] "Namazı kılın, zekatı verin..." [70] "Ey iman eden*ler! Sözleşmeleri yerine getirin..." [71] buyuruyor. Allah Teala bunların nasıl yapılacağını öğretmeyi Peygamber efendimize bırakmıştır. O halde Peygamber'in sünneti olmadan bu emirlerin nasıl yapılacağını bilmek mümkün değildir. Nitekim Allah Teala; "... Sana da Kur'an'ı İndirdik ki, insanlara vahy edilenleri açıklayasın..." [72] buyurmuştur.
Ayetler Resulullah'ın sünnetinin de Allah tarafından bir vahiy olduğuna işaret etmektedirler. "O arkadaşınız (Resulullah) kendi arzu ve hevasından konuşmaz. Onun konuştuğu gönderilen vahiyden başka bir şey değildir." [73]
"... Allah sana kitap ve hikmeti indirmiş, ve sana bilmediğin şeyleri öğ*retmiştir. Allah'ın sana olan lütfü büyüktür." [74]
"... Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve size indirdiği Kitabı ve hikmeti ha*tırlayın. Allah bununla size öğüt verir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi çok İyi bilendir." [75]
Bu iki âyette, indirildiği ifade edilen "Kitap"tan maksadın Kur'an-ı Kerim olduğu muhakkaktır. "Hikmet"ten maksat ise, birçok alime göre Resulullah'ın sünnetidir. Bu İtibarla sünnetin de "vahy-î gayri metluv" olduğu beyan edil*miştir. Zira hikmetin lügat manası, bir şeyi tam yerine koymak ve bir işi İcap ettiği gibi yapmaktır. Resulullah'ın sünneti de bizlere dinin nasıl tatbik edil*diğini öğrettiği İçin ona hikmet denilmiştir.
"...Şüphesiz ki sen, dosdoğru bir yola iletiyorsun." [76] Âyette doğru yo*la iletme işi Resulullah'a isnad ediliyor. Bu da gösteriyor ki Resulullah'ın söz ve fiillerinin İslâm şeriatında önemli bir yeri vardır. Şayet Resulullah'ın sö*zü dinlenmeyecek ve fiilleri işlenmeyecek olursa, onun insanlara doğru yo*lu göstermesi nasıl gerçekleşmiş olabilir?
Devam
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...
sadece bir kul
|