|
İslâm'da Sünnetin Yeri
İslâm'da Sünnetin Yeri (Sünnetin Delil Oluşu)
İslâm dininin temel iki kaynağından birincisi Allah Teala'nın Cebrail ara*cılığıyla Hz. Muhammed'e gönderdiği Kur'an-ı Kerim, ikinci kaynağı ise, Kur'an'ı bize açıklayan Resulullah'ın sünnetidir.
İslâm Ümmeti, Kur'an'ın birinci, sünnetin de ikinci kaynak olduğu husu*sunda ittifak etmiştir. Ancak bir kısım şaz mezhepler ve marjinal fırkalar, Rasulullah'ın sünnetinin İslâm dininin ikinci kaynağı olması hususunda ortaya bazı tutarsız şüpheler atmışlardır. İslâm düşmanları da bu şüpheleri değer*lendirerek islâm ümmetinin düşünce ve inançlarını bulandırmaya çalışmış*lardır.
İslâm'ın devlet nizamı olduğu zamanlarda, bu yüce dini İyi bilen, ona yö*neltilen saldırılara cevap verecek yetenekte olan alimler, sünnetin İslâm'ın ikinci kaynağı olduğuna gölge düşürmek isteyenlere kafi derecede cevap ver*mişler ve kalpleri hasta olan bu insanlara gereken ilmî delilleri zikretmişler*dir.
Ne yazık ki, birinci dünya savaşından sonra müslümanlar tamamen mağ*lup olmuşlar ve İslâm dini yürürlükten bütünüyle kaldırılmıştır. İslâm alim*leri, darağaçlarına çekilmiş, hapishanelere doldurulmuş, çeşitli terör ve des*potluklarla susturulmuşlardır. İşte böyle bir dönemde tekrar şaz görüşler ye*niden hortlamış, marjinal kalan fırkalar meydanları boş bulmuşlardır. Bun*ların eski hastalıkları yeniden depreşmiş ve bunlar, çeşitli yollarla cahil ka*lan müslümanları peygamberlerine ve onun hadislerine karşı kışkırtmaya gi*rişmişlerdir.
Bu gibi kimselerin halini müşahade eden alimler, İslâm ümmetinin birlik ve beraberlik içinde olmasına şiddetli bir ihtiyaç bulunduğu bir çağda bu gi*bi kimselere cevap vermekten ise vermemeyi tercih ettikleri olmuştur. Fakat onlar, bunu idrak edememiş, bu husustaki iddialarına yenilerini de ilave etmekten geri durmamışlardır. Bu insanlar, şunu iyi bilmelidirler ki. bu davra*nışlarıyla önce müslümanlar nezdinde Resulullah'ın itibarını silmeye, daha sonra da ona gelen vahyin değerini düşürmeye hizmet etmektedirler. Diğer taraftan bunlar müslümanlar arasında ayrılıklara, sebep olacak meseleleri gün*demde tutmaya çalışan ve emperyalist emeller doğrultusunda ilmîlik kisve*si altında faaliyet gösteren oryantalistlerin amaçlarına, belli bir oranda da ol*sa, katkıda bulunmaktadırlar.
İslâm'ın çerçevesi dışına çıkan kadîyanilik, bahâilik, dürzilik, nusayrilik, rafizilik ve benzeri fırkalar da önce hadislere şüphe sokarak işe başlamışlar, daha sonra ise haşa Allah'ın bir beşere hulul edeceği (gireceği) İnancına ka*dar varmışlardır.
İşte İslâm'dan ayrılan bu gibi mezhep ve fırkaların durumuna düşmemek için, sorumsuzca davranışlarımızdan vazgeçmemiz, bir şey hakkında konu*şuyorsak onu iyice incelememiz ve insaf ölçülerini elden kaçırmadan onun hakkında fikir beyan etmemiz gerekir. Zaten tarih boyunca da sünnete göl*ge düşürmek isteyen fırkalar ya tamamen İnkıraza uğramışlar veya kabukla*rına çekilerek felsefi tartışmalarla kendilerini tatmine çalışmışlardır. Pratik*te İslama ve müslümanlara herhangi bir şey sunmamışlardır. Bu söylenenler bir iddia değil yaşanan bir gerçektir. Sağımıza, solumuza baktığımızda bu*nu görmemiz mümkündür.
Hadislerin delil oluşuna şüphe sokmak isteyenlere bir hatırlatma olmak üzere şunların kaleme alınması uygun görülmüştür.
Devam....
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...
sadece bir kul
|