Tekil Mesaj gösterimi

Alt 08-20-2007, 19:45   Themenautor   #2 (permalink)
ebilim
Yeni Üye
 
ebilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
ebilim isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Aug 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Mesajlar: 15
Thanks: 1
Thanked 17 Times in 8 Posts
ebilim Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 13
Referrals: 0
C. 4. Divanu’l Haraç
Haraç gayrimüslimlere ait toprak ve bu topraklarda yetiştirdikleri ürünlerden alınan vergidir. Haraç bu şekilde Sasaniler’de ve Bizans’ta da olan bir vergi çeşidiydi. Özellikle Bizans toplumunda bu vergi, önemli bir gelir olarak kabul edilirdi ve Romalılar bu vergilerin düzenli toplanması için defterler (praktika) tutmuşlardır. Müslümanlarda zamanla genişleyip, topraklarını artırınca Romalılardan ve İranlılardan gördükleri bu uygulamaları almışlar ve Haraç uygulamasını da bu şekilde benimsemişlerdir. Bu amaç doğrultusunda kurulan divan yani Divanu’l Haraç dairesi ilk zamanlarda yerli Hıristiyan halk ve Mecusilerden oluşan zimmîlerin ellerindeki topraklardan vergi alıyordu. Mısır’da ise yerli halk olan Kıptilerden, Şam bölgesine ise Rumlardan bu vergi alınıyordu. Bu defterler yine bulundukları bölgelerde ki toplulukların dillerine göre tutuluyordu. Mısırda Kıptice, Şam bölgesinde Rumca ve Farsça, Irak’ta ise Farsça olarak bu kayıtlar tutulurdu . Yani bu yerli halklar kendi dillerinde bu defterleri tutmuşlardır. Fakat zamanla Müslümanlar göçebe ve cahiliye devrinden kurtarıp, yazı ve medeniyetin ayrıcalıklarından faydalandıkça bu defterleri Arapça usullere göre tutmaya başlamışlardır .
Hz. Ömer döneminde haraç arazilerinin sahipleri ile haraç gelirlerini toplayan müdürler arasında ki kurumsal ilişkiyi düzenlemek amacıyla bu divan kurulmuştur. Mahsul yahut araziden alınan haraç vergilerinin yanı sıra, cizye, haraç arazilerinden çıkarılan maden vergileri, gayrimüslimlerden alınan gümrük vergilerini de bu divan toplardı. Bu divan kendisine bağlı olan şubeleri kullanarak bu işlerini yürütürdü . Bu divanın başında haraç kâtibi denen kişi bulunurdu. Divanu’l Haraç kâtibi, hüküm kâtiplerinin bilmesi gereken konuları bilmeli ve onların vasıflarına haiz olmalıydı. Özellikle devletin hakkı olan malları ve vergileri toplamak ve gerekli yerlere sarfından sorumlu olan kişiydi .
İslam devletinde haraç divanları sadece merkezde bulunmamaktaydı hemen hemen her eyalette ya da şehirde bir haraç divanı bulunmaktaydı. Buralarda bulunan haraç divanı, beldelerde devlet gelirlerini tahsil eder, bu gelirleri beldenin ihtiyaçlarına sarf eder, artan para ve malları merkezdeki divana gönderirdi. Gelir tahsil ettiği için haraç arazilerinin ölçümünü yapar ve bu arazilerin mahsul çeşitlerine bakardı. Ayrıca haraç çeşitlerine göre vergi mükelleflerini ve vergi nispetlerini kayda geçirir ve buna göre vergileri toplardı. Hz. Muhammed döneminden itibaren bu divanın gelirleri ile ilgili tespit ve dağılımlar yapılmış, Hulefa-i Raşidin döneminde ise bu uygulama devam etmiştir. Hz. Ali döneminde ise bu işlerle uğraşanların isimleri özellikle verilmiştir. Muhammed Hamidullah’ın dediği gibi bu memurlar; idari, kazai, mali ve askeri özelliklerle donatılmıştı .
Nitekim Hz. Ebubekr döneminde vergi gelirlerinin toplanması ve dağıtılması Hz. Muhammed dönemindeki gibi olmuştur. Şunu da belirtmek gerekir ki hem Hz. Muhammed hem de Hz. Ebubekr elleri altındaki topraklardan ikta olarak halka toprak dağıttıkları olurdu. Hz. Ömer döneminde her hususta olduğu gibi idari alanda da birçok yenilikler yapılmıştır. Ancak her şey Peygamberin attığı temeller üzerinde olmuştur. Hz. Ömer haraç gelirlerini doğrudan toplamak için atadığı görevliler neticesinde doğrudan kendi dönemi içerisinde haraç divanını kurmuştur. Resullah döneminde haraç divanından bahsetmek imkânsızdır . Emeviler döneminde ise bu divan devletin önemli divanlarında biri olarak kabul edilmekteydi. Nitekim devletin gelir kazandığı en önemli kurumlardan biriydi. Emeviler döneminde İslam ülkesi çok geniş topraklara sahipti. Şam, Cezire, Ermeniyye, Azerbaycan gibi büyük bölgelerin haraç miktarı kaynaklarca belirlenemediği için verilememektedir. Bunun dışında dört halife döneminde büyük gelir kaynaklarından olan Humus’da burada verilebilir. Emevilerin kurucusu olan Muaviye İslam devlet geleneğinden de bürokrasiyi kabul eden ve bu kurumu oluşturan ilk halifedir. Yine bu kurumlardan haraç divanını merkez kabul eden Muaviye bu sayede devletin en büyük gelirlerinden birinin gelişmesini sağlamıştır. Muaviye bazı bölgelerde haraç toplanması işini sene de iki kere yapmıştır. Özellikle Sevad halkından sene de iki kez olma üzere toplam 10.000.000 dirhem haraç toplamıştır. Yine Muaviye döneminde ilk defa olmak üzere toplanan cizye ve haraç gelirleri kayda geçirilmiştir. Ayrıca haraç arazi gelirleri ile devlet arazi gelirlerinin kayıtları ayrı tutulmuştur. Muaviye’den sonra gelen halifeler bu uygulamaları aynen devam ettirmişlerdir. Bu divanın merkezi Emeviler döneminde Dımaşk’daydı. Bunun yanında bu divana bağlı taşra divanları açılmıştı ve bunların en büyüğü Irak’ta faaliyet göstermiştir. Bunun neticesinde Sevad’tan gelen mali gelirler Emevilerin en büyük mali gelirleriydi denilebilir. Halife Muaviye’de bunu “Şamlılar Iraklıların gelirlerine muhtaçtır” sözüyle açıklamıştır . Fakat tarım ekonomisine dayalı bir ekonomiye sahip olan Abbasilerde en önemli divan, Haraç divanı olmuştur. Çünkü bu dönemde fetihler yavaşlamış ve devlet fey gelirlerinden çok haraç, cizye, zekat ve sadaka gelirleri ile hazinesini zenginleştirmeye çalışmıştır. Ayrıca bu divan devletin mali işlerine bakardı. Bu divan “Divanu’l Haraç ve’l Cibayet” olarak ta atlandırılırdı .
Emeviler de bölge arazileri hakkında haraç kayıtları bulunmamaktadır. Toprak İslam toprağı olduğu zaman toprağın sınırları yazılırdı ama sahipleri yazılmazdı. Çünkü araziden alınacak vergide sahibinin dini gözetilmez sadece toprağı yüz ölçümüne bakılırdı. Ayrıca üretilen ürününde bunda büyük bir önemi vardı. Haraç divanlarının bulunduğu yerlerde idareciler halkın lisanından çok iyi anlayan kişileri haraç memuru olarak tayin ederlerdi. Farsça, Rumca ve Ermenice bu diller arasında yer alırdı .
Abbasiler döneminde ise Emevilerden alınan gelişmiş bir ülkenin devlet yapılandırmaları alınarak daha da geliştirilmiştir. Abbasi toprakları 13 mevkii içine alan 14 ayrı bölgeye ayrılmıştı. Bütün bu bölgelerin haracı Abbasi halifeliğinde toplanmalıydı. Fakat yaşana fitne olayları ve Emevilerin yıkılışı devlet idaresinde divanlarında etkilemiştir. Bu nedenle yeni bir haraç divanının kurulması yoluna gidildi ve Halid b. Bermek ilk Abbasi dönemi haraç idarecisi oldu. Haraç arazilerin özellikle öşür arazilerine çevrilmesi bu dönemde yasaklandı. Nitekim halife Mehdi döneminde ilk defa olarak toprakta ekili olan ürünün özelliğine de bakılarak vergi alınmaya başlandı. Bu vergilerin üçte biri devlete gider, üçte ikisi ise toprak sahibinde kalırdı . Harunurreşid döneminin en önemli olayı ise Medine’den alınan öşür vergisinin kaldırılmasıdır .
Emeviler devrinde idare merkeziyetçilikten bir hayli uzaklaşmıştı. İdarede Âdem-i merkeziyetçi bir idare anlayışı oluşmuştu. Valilerin geniş yetkileri vardı. Bu valiler eyaletlerde gelir ve gider işlerine bakar hale gelmişlerdi. Abbasilerde ise Emeviler’in aksine merkeziyetçi bir idare şekli benimseniştir. Haraç divanı Abbasilerin en önemli divanlarından sayılmaktaydı. Abbasilerde haraç divanının sorumluluğu bizzat vezire aitti. Ayrıca vezirin eli altında çalışan kâtipler ve meclis başkanları da vardı. Bağdat’ta bulunan merkez haraç divanı devletin bütün gelir ve giderlerinin hesaplarını tutardı. Haraç divanı bütün yerleşim birimlerinin sınırlarını kayda geçer ve alınan vergileri usulüyle işlerdi. Ayrıca bu divan mahallelerdeki zimmî insanların kayıtlarını tutar ve bu kişilerden alınacak olan cizye vergisini hesaplardı. Ayrıca ordugâhta bulunan haraç divanı, zimmî insanlarla yapılan anlaşmalarda sulh anlaşmalarını belirlerdi. Devlet görevlilerine verilen görev karşılığı toprakları işleme usulü için gerekli olan ikta topraklarının kaydını tutardı .
Bu divan, hem gelirleri tahsil eden hem de gerekli yerlere harcamaları yapan divandır. Gelirleri tahsil ettiği için bu divan eldeki mevcut arazilerle birlikte ele geçirilen yeni arazilerin ölçümlerini de yapardı. Arazilerdeki mevcut ürünleri ve bu ürünlerin miktarlarını belirleyip buna göre vergilendirme işlevini yapardı. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu defterler Abdülmelik b. Mervan dönemine kadar Rumca tutulmuştur. Abdülmelik b. Mervan ise bu defterleri Arapçalaştırmıştır. Haraç divanı hem vergilendirme işlevine baktığı için hem de devlet için gerekli gördüğü amaçlar doğrultusunda harcama yaptığı için kendi bünyesi içerisinde iki ayrı meclis oluşturmuştur . Haraç divanlarında görevli olan haraç memurları da doğrudan halife tarafından tayin edilirdi. Tayin edilen bu kişide belli başlı özellikler aranırdı. Bu özelliklerin başında;
1. Kanunları korumak,
2. Hakkı sahibine vermek,
3. Davaların çözülmesini sağlamak,
4. Haraç memurlarını denetlemek,
5. Durum değerlendirmesi yapmak,
6. Haksızlıkları araştırmak geliyordu .
Bu divan ister Hulefa-i Raşidin döneminde olsun isterse Emevilerde ve Abbasilerde olsun İslam devletinin en önemli gelir kaynaklarını sağlayan kurumların başında gelmiştir. Emeviler döneminde hatem divanından sonra gelen en önemli divan iken Abbasilerde bu konumu en önemli divan olarak değişmiştir. Sadece haraç vergilerini toplamakla kalmamış bunun yanında yukarıda da yazdığımız gibi İslam devletin birçok önemli idari ve ekonomik işlerini de görmüştür.
C. 5. Divanu’l Hatem
Yazışmalarda hatem (mühür) kullanılması, hataların ve sahtekârlıkların önlenmesi için alınan bir önlemdir. Özellikle halifeden çıkan yazıların sonuna halife mührü eklenerek yazının taklit edilmesini ve içeriğinin değiştirilmesi önlemek istenmiştir. Müelliflerin anlattıklarına göre ilk hatem uygulaması Sasaniler döneminde kullanılmıştır. Belazüri’nin rivayetine göre Sasani kisraları yazdıkları mektupları mühürletir ve bu şekilde yerine ulaştırırdı. İslam devletlerinde ise pek çok müellifin ortak kanaatine göre ilk hatem divanı Muaviye döneminde ortaya çıkmıştır. Ancak İslam’da bu adet Hz. Muhammed döneminden itibaren kullanılmaktaydı. Hz. Muhammed, diğer devletleri İslam’a davet ederken yazdığı davet mektuplarının altına kendi mührünü -yüzük şeklindeki- vurur ve bu şekilde mektuplarını yerine ulaştırırdı .
Ünlü tarihçi Belüzari’nin dediğine göre Müslümanlarda zimam ve mühür divanlarını ilk kuran kişi Irak valisi olan Ziyad b. Ebihi’dir. Yazara göre, Ziyad bu konuda İranlıları taklit edilmiştir. İslam devletlerinden önce İran kisralarından her biri çeşitli mühürler kullanmışlardır. Bir mühür gizli yazışmalara, bir mühür gönderilen özel mektuplara, bir mühür sicil kayıtlarına, bir mühür mukatalara ve bir mühürde haraç’a aitti. Bu mühürlerin kontrolüyle ilgilenen kişilere de sahibu’l zimam denirdi. Mühür divanı Emevilerden Abbasilerin ortalarına kadar en büyük devlet idarelerinden biriydi. Abbasiler devrinde ilk dönemlerin sonuyla beraber devlet işlerinin kontrolü bazı devlet adamlarının kontrolüne geçince bu divanda eski önemini kaybetmiştir .
Hatem divanının ilk defa halife Muaviye zamanında kullanıldığını gösteren kaynaklarda halife Muaviye döneminde bir belge üzerinde gerçekleştirilen bir usulsüzlük neticesinde bu divanı kurduğunu anlatmaktadır. Muaviye, Amr B. Zübeyr’e 100.000 dirhem ödenmesi için ırak valisi Ziyad b. Ebih’e hitaben bir mektup yazmış, Arm ise bu mektupta oynama yaparak bu rakamı 200.000 dirheme çıkarmış ve bu olay su üstüne çıkınca böyle bir divan kurulmak zorunda kalınmıştır. Bu divanın başına geçen ilk kişi de Abdullah b. Muhammed olmuştur. Bu divanda, her mektubun bir sureti saklanır, aslı tetkik edilir, mühürlenir ve yerine ulaştırılırdı .
Emevi halifeleri kendilerince önemli sayılan bir cümleyi kendi mühürlerinin üzerlerine kazıtırlardı. Örneği Muaviye “Lâ kuvvete illâ billâh” (Allah’ın gücünden başka kuvvet yoktur) yazısını yazdırmıştır. Hatem divanı Halife Yezid döneminde (744–745) büyük ve küçük hatem divanı olarak iye ayrılmıştır. Kebir (büyük) ve sağir (küçük) hatem divanları olarak adlandırılan bu divanların her birinin başına ayrı kişiler tayin edilmiştir. Bu divan Abbasiler döneminin en faal divanlarından birisidir. Emevilerde olduğu gibi Abbasilerin ilk dönemlerinde de bu divan merkezde halifenin, taşrada ise vali ve diğer emirlerin yazılarını mühürlemek ve bu yazılan mektupların bir suretini kopyalayıp istif etmekle görevliydi. Bundan sonra da asıl nüsha rulo yapılarak bir iple bağlanır ve kırmızı bir mum damlatılarak mühürlenir ve gideceği yere ulaştırılırdı .
Bu divanın kurulmasındaki amaç hem yazılan emirin tam yerine getirilmesini sağlamak hem de uygulamada bire bir halife ile ilgili makamın muhatap olmasını sağlamaktır . Damga mühür divanı Abbasi devletinin orta zamanlarına kadar işlevine devam etmiştir. Sonra bu divanın görevleri vezirlere, haciblere ve başka yetkililere verilince damga divanında lağvedilmiştir .
C. 6. Divanu’l Berit
Arapça’da postaya berit denmektedir. Posta işlerinin Emeviler döneminde iyi bir teşkilat olarak kurulduğu bilinmektedir. Bu divan posta işlerine bakmakla birlikte görevlendirilen memurlarla beraber taşrada ki memurların gizli kontrolünü yapmakla görevliydi . Berit teşkilatı “el-berit” denen kelimeden adını almıştır. Aslında kelime manası olarak bir tahkimi yerine ulaştırmak için kullanılan atlar için kullanılmaktadır. Bu kelime lügat manasında ise 12 mil olarak kaydedilmiştir. Postacıya da elçi manasına gelen “berit” unvanı verilirdi .
Bu kelime ayrıca Latince “posta hayvanı” manasına gelmektedir. Bununla beraber Arapça olarak “resul” ve “elçi” anlamına geldiği de söylenmektedir. Farsça olarak “kesik kuyruklu” manasına geldiği de bildirilmektedir. Zira İranlılar diğer hayvanlardan posta hayvanlarını ayırt etmek için bu hayvanların kuyruklarını keserdi. Bu kelime ayrıca süvari, elçi, ulak, iki posta menzili arasındaki mesafe anlamına da gelmektedir. Berit teşkilatı İslam’dan önce Samanilerde ve Bizans imparatorluğunda olduğu gibi Araplarda da vardı. Ancak işleyiş şekli görevleri ve yetkileri konusunda fazla bir bilgi yoktur. Daha Hz. Ömer döneminde Küfe’de konukların konaklaması için posta evleri kurulurdu. Ayrıca yine Hz. Ömer döneminde Medine’den başka bir yere posta gönderileceği zaman halka duyurular yapılırdı. Okuma yazması olmayanların veya akrabası cephede olanların mektupları kimi zaman halife tarafından dahi yazılırdı .
İslam devletinde kurulan berit teşkilatı tam manasıyla bugün ki posta dairesinin karşılığını vermemektedir. O dönemdeki berit idaresinin başkanı günümüzdeki istihbarat dairesinin başkanı ya da müfettişi görevindeydi. Berit dairesi başkanı o dönemde halifenin gören gözü, işiten kulağı ve de özel ajanıydı. Bu nedenle biz bu daireye özel istihbarat dairesi desek daha doğru olur. Berit idaresi oldukça eskidir. İranlılarda ve Rumlarda vardı. İslam devletlerinde ise bu teşkilatı kuran ilk kişi Muaviye b. Ebu Süfyan’dır. Muaviye bu teşkilatı kendisinden önce Şam’da bulunan idarecilerden ya da Irak’ta ki valilerden görerek almış ve kurmuştur. Bu divan ilk kurulurken amaç sadece Şam ile Mısır, İran ve Irak arasındaki iletişimi en hızlı biçimiyle sağlamaktı . Berit idaresi halifeler ile valiler arasındaki bağlantıyı sağlıyordu. Halifeden gelen emirlerin valilere, valilerden gelen mektuplarında halifeye ulaştırılması bu divan sayesinde mevcut oluyordu. Berit reisleri askeri kararlar verebiliyor, devlet malları ile hükümetin diğer işleri ile ilgili kararlar alabiliyordu. Özellikle Abbasiler berit teşkilatına çok önem vermişlerdir. Abbasiler döneminde bu teşkilat o kadar iler gitmişti ki neredeyse normal tabakadan halkın dahi durumu bu teşkilat sayesinde araştırılır konuma gelmişti. Bazı halifeler bu izleme ve gözleme işi için açık memurlar dahi görevlendirmişlerdir. Vezirlerin her hareketi bu casuslar tarafından halifeye haber verilirdi. Kadı naipleri yanlarında böyle görevliler bulundururlardı. Berit reisleri ile halifeler veya valiler arasında bir aracı yoktu. Yani berit reisi bir haberi vereceği zaman doğrudan halifenin yanına gider ve burada belirtmek istediği konuyu halifeye belirtirdi. Çoğunlukla halifeler ile berit reisleri arasında özel bir işaret ya da şifre vardı. Bu sayede aralarındaki güven tam olurdu. Mesela berit reisi baskı altında bir mektup yazarsa bu mektuba o işareti koymaz ve buda halife tarafından anlaşılırdı ve halifede buna göre kendini güvene alırdı .
Berit idaresi büyük ve önemli bir idareydi. Berit başkanı birçok memura ihtiyaç duyduğu gibi bunların bağlılıklarını ve sadakatini sağlamaları içinde bu memurlara fazlaca maaş verirdi. Yolların yok kesicilerden, hırsızlardan ve saldırılarından korunması, gerektiğinden karadan ve denizden ajanların taşınması berit başkanının görevleri arasındaydı. Berit dairesi bu ajanları ve iletilecek emirleri en kısa yoldan yerine ulaştırmak zorundaydı .
Berit teşkilatında haberleşme için at, deve, güvercin, katar denilen posta kervanları ve şai denilen ve neredeyse günde 140 mil -225 km- yol alabilen insanları kullanıyorlardı. Bu iletişim yollarının hepside belirli berit duraklarında kesişirdi. Görevliler ve diğer devletlerden gelen elçiler bu dinlenme yerlerinde konaklar ve bu şekilde yeni ulaşım araçları elde ederek yollarına devam ederlerdi. Emeviler devrine sistemli ve teşkilatlı bir şekilde posta teşkilatını kuran ilk halife Muaviye’dir. Abdülmelik b. Mervan posta teşkilatını daha da geliştirerek en mükemmel haline getirmiştir. Ancak miktarı ve mesafesi farklı idi. Abdülmelik posta teşkilatına o kadar önem vermişti ki, kapıcısına, posta memurunun gece veya gündüz hangi saatte olursa olsun huzuruna girerse ona izin verilmesini söylemiştir. Zira postacının huzuruna bir saat geç girmesi neticesinde o vilayetin işlerinin bir yıl aksayacağını savunuyordu .
Emeviler zamanında Berit teşkilatına önem veren bir diğer halifede Ömer b. Abdillaziz’dir. Halife Ömer (M.717–720/H.99–101) posta hizmetlerini daha da yaygınlaştırmış ve tüm halkın hizmetlerine sunmuştur. Ayrıca ana yollar üzerinde posta menzillerini inşa ettirmiştir. Bu işler içinde büyük miktarda harcamalar gerçekleştirmiştir . Emevilerde, Abbasilere göre bu teşkilata daha çok harcama yapılmıştır. Emeviler devrinde bir yılda 4 milyon dirhem bu işlere harcanırken Abbasilerde bu neredeyse bu fiyatın yarısıdır. Emevilerin bu şekilde davranmasındaki amaç devletin güvenliğini en üst seviyede tutmaktı .
Kalkaşen’din bildirdiğine göre posta hizmetleri son Emevi halifesi II. Mervan döneminden üçüncü Abbasi halifesi Mehdi’nin hilafete gelmesi dönemine kadar bir intıka sürecine girmiştir. Halife mehdi posta teşkilatına çok büyük bir önem vermiştir. Emirlerinin taşra valilerine ulaşması için çok sıkı denetimler kurmuştur. 161/778 yılında, veziri Ya’kub b. Davud’dan bütün vilayetlere emin bildiği birini vali olarak atamasını emretmiştir. Bundaki amaç posta teşkilatında sıkı bir denetim kurmaktır. İlk defa bu dönemde posta hizmetlerinde katır ve deve kullanılmıştır. 166/783 yılı içerisinde Medine-Mekke ve Yemen’i birbirine bağlayan bir posta yolu ağı kurulmuştur. Bu istasyonların sayısı 1000’e ulaştırmıştır ki, bu sayı o döneme göre küçümsenemeyecek bir sayıdır. Bağdat ile Bizans limanları arasındaki bazı posta yollarını yeninden canlandığı da bu dönemlere denk gelmektedir. Mehdi öldükten sonra yerine geçen büyük oğlu Hâdi (H.169–170/M.785–786) babasının kurduğu berit teşkilatını lağvetmiştir. Fakat kendisinden sonra yerine geçen Harûnûreşid (H.170–193/M.786–809) yeniden berit teşkilatını kurarak Emeviler dönemindeki gibi işlerliğini bu teşkilata yeniden kazandırmıştır. Posta istasyonlarını yaygınlaştırdı. Bu posta istasyonlarında hemen kullanılmaya hazır posta hayvanları bekletildi. Bu teşkilat ancak halifenin ve sahibü’l berit’in emriyle hareket ederdi . Berit teşkilatı sadece eyaletler arsında iletişimi sağlamakla kalmazdı, bunun yanında resmi haberleşmeyi temin etmek, memurların ülke içerisinde rahatça seyahat etmelerini sağlamak, postacılıkla ilgili diğer görevleri yerine getirmek, istihbarat ve gizli haberleri taşımak gibi görevleri de vardı . Nitekim berit teşkilatında hem yolları güvence altında tutmak hem de en uygun yolları kullanmak amacıyla belli berit yolları oluşturulmuştur. Bu yollar 3 ayrı hat üzerinden işlemekteydi. Bunlar;
1)Bağdat-Kayrevan yolu
Musul, Sincar ve Dicle nehirlerine paralel olarak Cizre’ye, Cizre’nin içinden Nusaybin’e, Rakka, Menbic, Hama, Hıms, Ba’lebek, Dımaşk, Taberiyye, Remle, Kahire, İskenderiye ve Kayrevan.
2)Bağdat-Şam yolu
Fırat nehrinin batı sahili boyunca uzanan yolda; Hit, Enbar ve Dımaşk
3)Bağdat-Maşrık yolu
Hulvân, Hemedan, Rey, Nişabur, Merv, Buhara, Semerkant’tan Çin’e, Merv’den ikinci bir yol olarak Horasan’dan Mervürrüz ve Talikan’a oradan da Ceyhun nehrini geçerek Fergana’ya ulaşmaktadır .
Berit divanında en başında buluna görevliye Sahibü’l berit denirdi. Halifenin yahut vezirin emirlerini taşra yerlerine ulaştırmakla görevliydi. Oradaki haberleri de merkeze ulaştırmakla görevliydi. Bunun yanında Amirü’l berit denen ve divanın vilayetlerdeki en büyük temsilcisi ve yetkilisi sayılan bu kişi raporlar hazırlar, haraç ve arazi işlerine bakar, memleketin imar durumlarıyla ilgilenir, insan kayırmalarını önlemekle ilgilenir, görevlilerin posta çantalarını taşımalarını emretmesi gibi görevleri vardır. Bunun yanında mürettipler, muvakkiler, fervanikiler, vekiller ve muhbirler’de bu divanın altında çalışırdı .
Berit divanı ile ilgili olarak kaydedilmesi gerekli olan bir hususta diğer divanların aksine vezir değişse bile sahubu’l berit’in görevinden alınmamasıydı. Emeviler zamanında berit reisliği görevine getirilen en önemli kişi Kubeyse b. Züeyb, Abbasiler döneminde ise Abdülmelik ez-Zeyyat’tır .
Endülüs’te de durum Abbasilerde olduğundan farksızdı. Resmi yazışmaların sağlıklı bir biçimde yapılabilmesi, dolayısıyla da kâtiplik müessesesinin verimli çalışabilmesi, ayrıca diğer haberleşme ihtiyaçlarının karşılanması, büyük ölçüde iyi işleyen bir posta teşkilatının varlığı ile mümkündü. Endülüs kaynaklarında hükümdarların yaptıkları azil ve tayinler münasebetiyle muhtelif müesseseler ve bu müesseselerin başındaki idarecilerden sıkça zikredilirken, posta teşkilatı ve başındaki idarecilerden nadiren bahsedilmiştir. Endülüs’te posta hizmetlerini yürüten kimseler söz konusu olduğunda, daha çok fürânik/fürânikun terimine tesadüf edilmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla bu terim, taşra ile merkez arasında haberleşme hizmetlerini yürütmekle görevli memurlar için kullanılmaktaydı. Buna ilave olarak aynı memurların devlet tarafından aranan kişileri yakalamakla görevli polis ev süvari timlerinin içinde de görev almaları dikkat çekicidir. Endülüs’te posta hizmetlerinde özellikle kısa ve acil mesajları ulaştırmak amacıyla o dönemin hava postası olarak bilinen güvercinler kullanılmıştır. Ayrıca sahil kenarlarında iletişimi sağlamak amacıyla kısa aralıklarla posta kuleleri oluşturulmuştur. Posta teşkilatı Endülüs Emevilerinde oldukça önemli bir konuma sahipti. Posta teşkilatı sayesinde devlet birçok önemli bilgiyi koruma altına almıştı. Devletin zayıfladığı dönemlerde bütün teşkilatlarda olduğu gibi bu teşkilatlarda da bozulmalar gerçekleşmiştir .
C.7. Divanu’l Mezalim
Mezalim divanı, temyiz mahkemesi görevinde bulunurdu. Daha ziyade yüksek devlet görevlilerinin, nüfuzlu kişilerin ve haraç memurların aleyhine ve halka karşı işledikleri suçlara yahut onlarla ilgili şikâyetlere bakan divandır. Mezalim mahkemeleri Hz. Muhammed döneminde ortaya çıktığını söyleyenler, onun, sulama yüzünden sahabenden iki kişi arasında meydana gelen bir ihtilafı çözümlediğinden dolayı ilk defa bu divanın bu dönemde görüldüğünü söylerler. Hac mevsimlerinde ise Hz. Ömer ve Hz. Osman Mekke ve Medine’de toplanan hacılara valiler hakkından bir sorun olup olmadığını sorardı. Bu da mezalim divanının kuruluşuna bir sebep olarak gösterilir. Fakat bu divan asıl olarak Hz. Ali döneminde yaşanan karışıklıklardan dolayı faaliyete geçtiği görülür .
Günümüzdeki istinaf mahkemelerine benzemekte olan bir kurumdur. Bu kurumun amacı kadılar, vezirler, kâtipler vb. gibi devlet görevlileri hakkında halkın şikayetlerini dinlemek ve bunlara bir çözüm sunmaktır. Hulefa-i Raşidin dönemi içerisinde Hz. Ali’den başka hiçbir halife halkın şikâyetlerini dinlemek için bir mezalim mahkemesi kurmamıştır. Çünkü bu döneme kadar insanlar arasında herhangi bir ayrım veya sorun yaşanmamıştır. Fakat halifeliğin Hz. Ali’ye geçtiği dönemde artan fitne olaylarının önüne geçebilmek için bu mahkemelere daha çok ihtiyaç duyulmuş ve bu doğrultuda mezalim mahkemeleri kurulmuştur. Buradan da anlaşılacağı üzere ilk mezalim divanları Hz. Ali döneminde oluşturulmuştur. Daha sonra gelen halifelerde halkın sorunlarını dinlemek için özeli bir gün tayin etmişlerdir. Bunu uygulayan ilk halifede Abdülmelik b. Mervan olmuştur. Halkın şikâyetlerini doğrudan dinleyen ilk halife ise Ömer b. Abdülaziz olmuştur. Daha sonra şikâyet dinleme işi Abbasiler dönemine kadar askıya alınmıştır. Fakat Abbasi halifeleri, Emevilerde varolan halkı haftanın bir günü dinleme geleneğini devam ettirmişlerdir. Halifeler halkın şikâyetlerini bizzat dinleler ve bu doğrultuda çözüm bulmaya çalışırlardı. Halk genelde valilerden, mutasarrıflardan, halifenin çocukları ve eşlerinden şikâyetçi olurdu. Fakat Abbasi halifeliği bu uygulamayı hicri üçüncü yüzyıla girerken terk etmiştir. Artık halifeler mahkemelere eşlik etmiyorlardı .
Aslında mezalim divanlarının en büyük uygulama devri Abdülmelik b. Mervan döneminde olmuştur. Bu dönemde Abdülmelik b. Mervan ilk defa mezalim divanının toplanması için bir günü tahsis etmiştir. Ömer b. Abdüllaziz ise bu mahkemelere çok büyük bir önem vermiştir. O beytülmal ve halka karşı işlenen suçları da bu mahkemelere taşımıştır. Emeviler döneminde mezalim mahkemeleri sadece merkezde değil büyük eyaletlerde de kurulmuştur. Abbasilerin ilk yıllarından itibaren mezalim mahkemeleri tesis olunmuş ve özellikle mahkeme ve mahkemelerin bağlı olduğu ana divan, kazai hususlarda ihtisasıyla tanınmış kâtiplerin kontrolüne verilmiştir. Halife Mehdi’den (H.158–169/M.775–785) itibaren ise mezalim mahkemelerine merkezde halife bakar hale gelmiştir . Mezalim divanında en yetkili kişi “Divan Reisi” denilen kişiydi. Kudame b. Cafer, Sahibu’l Divanda bulunması gerek özellikleri sıralarken şunları yazmıştır; “Dindar olmalıdır, vücut bakımından heybetli ve iradesi kuvvetli olmalıdır, halifeye iletilmek üzere yazılan şikâyetlerin bir özetini çıkararak genellikle Cuma günleri toplanan divanda bunları halifeye sunmalıdır.” Halifede merkezde mezalim divanını toplar ve o gün kendisine sunulan şikâyetleri dinler ve kararlarını verirdi. Bunun yanında divanlarda bulunan görevlilerden Tespit kâtibi, divanlara müracaat edilen davaların davacı ve davalı ile ilgili leh ve aleyhte olan hususlarını tespit edip, bunları sahib-û divana sunardı. İstihsal kâtibi ise mevcut yazılardan sahib-û divanın emriyle gerekli olanların yeterli sayıda nüshalarını çıkartırdı. İnşa kâtibi ise çeşitli müessese ve şahıslara gönderilecek yazıları kaleme alan ve yazışma kurallarını çok iyi bilen bir kişiydi .
Mezalim divanlarının bundan başka görevleri de vardır. Fakat yazılan kaynaklarda bunlara fazla yer verilmemesi bizi bilgi verme bakımından sıkıntıya sokmaktadır. Yinede İslam devletinde ister ilk yıllarda ister de Abbasiler döneminde olsun kurulan bu divan sayesinde belirli bir hukuk anlayışının oluştuğunu söyleyebiliriz.


C.8. Divanu’l Müsadere
Haksız kazançlar, Hz. Ömer devrinden itibaren kişilerin ellerindeki malların müsadere edilmesi şeklinde hazineye katılırdı. Pek çok kaynak bize Hz. Ömer’in, meşru bir kazanç olmadığı gerekçesiyle valilere ve yüksek devlet görevlilerine ait servetlere el koyduğunu ve bunların bir kısmını veya yarısını hazineye mal ettiğini bildirmektedir. Devlet adına haksızlık yapanlar, mezalim mahkemelerinde muhakeme edilirlerdi ve suçlu oldukları görülünce malları müsadere edilirdi. Başlangıçta bu müsadere malları Beytülmal’a konulurdu. Daha sonradan Divanu’l Müsadere’nin kurulması neticesinde bu mallar müsadere divanına devredilmiştir. Mahkeme gerekçesi iki nüsha halinde tertip edilip, biri divana gönderilirken diğeri de vezirlik makamına gönderilirdi. Divanu’l Müsaderenin ilk defa halife Mansür tarafından (H.136-M.754) “beytülmalil-mezalim” divanı olarak kurulmuştur. O müsadere ettiği malları ve sahiplerinin isimlerini yazmış ve saklamıştır. Halifenin bu uygulaması halk tarafından sevgiyle karşılandığı için diğer halifelerde bu uygulamayı devam ettirmiştir .
Bu divan müsadere edilen mülkleri yöneten divandır. Her ne kadar yaygın ve devamlı olmasa da hicri I. asırda Beytülmal’ın gelirlerinin arasından haksız gelir elde eden devlet görevlilerinin ve sivil kişilerin mallarını müsadere usulüyle devlet hazinesine kazandıran divandır. Bu durumlar Hz. Ömer döneminden itibaren görülmektedir. Hz. Ömer döneminde sahabeden kişiler devlet yönetiminde bulunduğu gibi normal vatandaş olup da devletin belirli kademelerine yükselen kişilerden bazen mal beyanı istenirdi. Bu istenilen görevlilerin mal varlığında aşırı bir artış görüldüğü takdirde malının bir kısmına el konurdu. Yani malı müsadere edilirdi .
Emeviler zamanında “daru’l istihrac” olarak bilinen bu kurum toprakları verginden hırsızlık yapan vergi memurlarının veya muayyen bir miktar üzerinde anlaşılarak devlet adına vergi toplayan fakat eksik ödemede bulunan dükkânların yahut da devlete karşı ayaklanan ve bunlara yardımcı olan kimselerin mallarını ellerinden alarak gerekli işlemleri yapardı .
Hulefa-yi Raşid’in döneminde başlayan bu müsadere usulü Emeviler ve Abbasiler döneminde en mükemmel zamanına ulaşmıştır. Abbasilerde bu divana “Divanu’l Müsadere” adı verilmiştir. Abbasilerin ilk dönemlerinde halife Mansur zamanında bu divan “Beytül Mali’l Mezalim” adıyla kurulmuştur. Bu gelişme müsadere divanının başlangıcı olarak kabul edilmiştir .
Bu açıdan bakıldığında Mansur döneminde devlet erkanından olan ya da normal vatandaş olup haksız kazanç sağlayan kişilerin mallarını dağıtan “Müsadere Divanı” özel bir divan konumuna yükselmiştir. Bu divanın kurulmasından anlaşılıyor ki Mansur döneminde birçok şahsın malları müsadere edilmiştir . Buda devlet düzeninde bu dönemde bozulmaların oldukça fazla olduğunu bize ispatlar. Nitekim bu divan Abbasilerin yıkılışına kadar devlet içerisinde kendi varlığını korumuştur. Çünkü bu divan sayesinde devlet kendi içerisinde çalıştırdığı devlet görevlilerini daha rahat kontrol altına alabiliyordu ve bu kişilerin fazlaca mal edinmelerini önleyerek halifeye karşı rakip bir idareci olmaları önleniyordu.
C.9. Divanu’l Nafaka
Hz. Ömer tarafından geliştirilen Divanu’l Cûnd ve Divanu’l Ata divanları bilindiği üzere devletin gelirlerini tahsil ederdi. Ancak her divan elde ettiği gelirleri devletin emrettiği şekilde harcamak zorunda idi. Divanu’l Nafaka ise Fuad Köprülü’nün de dediği gibi bir harcamalar divanı olup, idarede vazifesi olan memurların ve diğer devlet görevlilerinin maaşlarını öderdi. Tüm devlet harcamalarının ve diğer divan giderlerinin bu divan tarafından yapıldığı söylenemez. Çünkü her divanın kendi gelirleri vardır. Bu divan genel olarak halife adına hilafet sarayı başta olmak üzere mülki idarede olan görevlilerin maaşlarını öder, devlet adına dairelerin ihtiyacı olan çeşitli malzeme ve eşyayı satın alır ve başkanlık sarayının tüm ihtiyaçlarını karşılardı .
Bu divanın Abbasiler döneminde kurulduğunu söyleseler de, ilk defa kurulduğu dönem Emevi halifesi Süleyman b. Abdülmelik dönemine rastlamaktadır. Bir kısım eserlerden öğrendiğimize göre Süleyman b. Abdülmelik emri altındaki Abdülmelik b. Arm’a bir emir vererek Beytülmal’ın yanında birde nafaka müdürlüğü kurmasını söyler. Buradan da anlaşılacağı bir nafaka divanından bahsedilmiştir. Muhtemelen bu divan bu dönemde bir şube iken, Abbasiler döneminde bir divan haline gelmiştir .
Tabi olarak Abbasiler devletinin kuruluşundan itibaren geniş bir divan anlayışının devlet idaresinde kabul görmesi Emevilerde bir şube olarak görülen bu divanın gelişmesinde etkili olmuştur. Bu sözler doğrultusunda devlet adamlarının maaşlarını ödeyen, devlet adına dairelerin ihtiyacı olan şeyleri karşılayan, hilafet merkezinin tüm ihtiyaçlarını karşılayan divan konumuna yükselen nafaka divanı, ilk kez bu adla Halife Seffah zamanında anılmıştır. Bu divanın sadece hilafet merkezinde var olmasının sebebi devletin tatbik ettiği siyasi amaçlardan kaynaklanmaktadır. Bu divan en çok beytülmal ile ilişki içerisinde olmuştur. Nafaka divanından yapılan bütün harcamalar halifenin kontrolünde beytülmal’ca yapılırdı. Bu divan emrü’l-ümeralık dönemine kadar (H.279–289/M.892–902)devam etmiştir .
C.10. Divanu’l Atâ
Hz. Ömer her yıl bir defaya mahsus olmak üzere Beytülmal’da toplanan fey gelirlerinden bir defaya mahsus olmak üzere askerlere “atiyye” adı altında bir erzak dağıtırdı. Hz. Ebubekr ve Hz. Ömer dönemleri içerisinde herkes mallarını eşit alırdı. Hz. Ebubekr kölelere atiyye verirken Hz. Ömer bu atiyyeyi kölelere vermezdi. Hz. Osman devrinde fey gelirlerinden elde edilen gelirler Hz. Ömer’in koyduğu usuller üzerinden dağıtılmaktaydı. Hz. Ali döneminde ise fey taksimatı tıpkı Hz. Ebubekr dönemindeki gibi dağıtılmaktaydı. Ayrıca bu dönemde atiyye adı altında dağıtılan fey gelirleri yılda bir defa değil üç defaya çıkarılmıştır. Şunu da belirtmek gerekir ki atiyye sadece şehirdeki ve köylerdeki yerleşik hayatta bulunan kişilere dağıtılırdı. İş de savaşlarda elde edilen ganimetleri askerlere dağıtan bu divana Atâ divanı denilmektedir. Bu divan sadece yerleşik konumda olan insanlara atiyye verirdi. Bedevilere atiyye adı altında gelir verilmezdi. Divanu’l ata denen bu divanın Emeviler döneminde Divanu’l Cûnd’a devredildiğini bazı müellifler söylese de yinede Emeviler döneminde atiyye adı altında bu divandan gelirler dağıtılmaktaydı .
Abbasilerin başlangıç dönemlerinde halife Seffah kendisi halife olduktan sonra atiyyeleri 200 dirhem artırarak, Emeviler döneminden kalma atiyye anlayışını devam ettirmiş ve bu divanı Abbasilerin ilk dönemlerinde yaşatmıştır. Halife Mansur özellikle Hicaz ehline atiyye vermekte oldukça cömert davranmıştır. Kureyş’te, Kureyş eşrafından her birini 1000 dinar atiyye vermekteydi. Bilindiği üzere Divanu’l Ata’da atiyyeler kabile anlayışına göre dağıtılmaktaydı. Buna göre her kabilede bir divan vardı. Divanın en üst yöneticisi olan Sahibu’d Divan yönetimindeki arif ve menkib adlı görevliler sayesinde atiyyelerin halka doğru dağıtılmasını sağlardı. Halife Mansur döneminden Hicaz dışında Şam, Cezire ve Horasan’da da atiyyerler dağıtılmıştır. Harunurreşid döneminde devletin gelirleri oldukça fazla artığı için buna paralel olarak ta atiyyelerin miktarı da artmıştır .
Harunurreşid’den sonra devletin içine düştüğü kargaşalık ve kardeş kavgaları devletin her alanında olduğu gibi divanları da etkilemiş ve buda dolaylı olaraktan Divanu’l Ata’yı da etkilemiştir. Harunurreşid’den sonra başa geçen oğulları döneminde Bağdat’ta bütün divan kayıtlarının yanması bu kargaşalığı daha da artırmıştır. Bu divanların tamamı yangından beş sene sonrasına kadar tutulamamıştır. Genel bir kanı olarak Harunurreşid den sonra merkezde Divanu’l Ata’nın kayıtları bir daha tutulamamış ve bu divan fonksiyonunu bu dönemden sonra kaybetmiştir .
C.11. Divanu’l Nafia
Bu divan, hicri 3. yüzyıla girerken Abbasilerin kurduğu bir divan olduğu için bu divanı burada fazlasıyla incelemeyi istemedik. Yinede genel hatlarıyla bakıldığında bu daire genel olarak imar işlerini yürütmek için kurulmuştur. Hz. Ömer döneminde itibaren bilhassa ulaşım ve sulama kanallarının yapılamasına büyük önem verilmiştir. Devletin ve halkın en büyük geçim kaynağının tarım olması devletin bu alanlarda büyük yatırımlar yapmasına neden olmuştur. Hulafe-i Raşidin ve Emeviler devrinde bu işleri valiler yürütürken, Abbasiler döneminde bu işlere bakmak için bu divan kurulmuştur. Gerek Taberi ve gerekse İbnu’l Esir tarafından yazıldığına göre halife Mehdi’nin, bir kısım yolların, kuyuların ve havuzların yapılması için emir verdiğini ve bu maksat doğrultusunda Nafia divanını kurdurduğu söylemektedirler(H.158-M.775). Ebu Yusuf’un, Harunurresid’e söylediği bir söz neticesinde devletin bütün inşa ve yapı işlerinin bu divan tarafından düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu divan tüm bu işleri bir tek elden yürütmekteydi . Abbasilerin son dönemlerine kadar faaliyette olan bir divandı.
C.12. Divanu’l Ezimme
Kaynaklarda çok kere Divanu’z Zimam olarak ta geçer. Devletin gelir ve giderlerini teftiş ve muhasebe işlerini kontrol eden divandır. Belüzari, İslam’dan önce Sasanilerde de böyle bir kurumun olduğundan bahseder. Onları taklit ederek bu kurumu kuran ilk Müslüman idarecinin Muaviye’nin valilerinden Ziyad b. Ebu Süfyan olduğunu bize aktarır. Fakat İslam devletlerinde ilk defa Hz. Muhammed döneminde muhasebe işlerinin kontrol edildiği bilinmektedir. Emeviler devrinde Divanu’l Zimam olarak karşımıza çıkan bu divan müstakil ve merkezi bir devlet muhasebesi ve denetlemesi kurumuna rastlamak mümkün değildir. Ancak her ilin valisi kendi bölgesinde muhasebe teftiş işlerini yürütmekle görevliydi . Bunun yanında Ezimme divanını Emeviler döneminde varolduğunu söyleyen Taberi, bu divanın resmi bir devlet kurumu olarak ilk defa Abbasi halifesi Mehdi zamanında Ömer b. Bezi tarafından kurulduğunu söylemektedir. Gerekçe olarak ta halife Mehdi döneminde var olan bozuk mali yapının düzeltilmek istenmesinden kaynaklanmaktadır. Yine Taberi’ye göre Ezimme divanları Mehdi döneminde eyaletlerdeki divanların tek bir divana bağlanmasını sağlamıştır ve bu divana “Divanu’l Zimamul Ezimme” adını vermiştir. Netice olarak Ezimme divanı devletin gelir ve giderlerini kontrol eden, devletin mali işlerini denetleyen, kısaca mali muvazeneye tesir edecek her şeyi ve kararı tespit ve kontrol eden bir divandı .
C.13. Divanu’l Öşür
Öşür vergisine tabi arazi vergilerini toplayan bu divan hakkında kaynaklar pek fazla bir bilgi vermemektedir. Fetih edilen geniş toprakların haraç arazisi sayılması ve öşür gelirlerinin haraca karşı çok büyük bir düşüş yaşaması, zamanla devlete ait öşür gelirlerinin azalmasını ve bu divanın Divanu’l Dıya’ya bağlı kalmasına sebep olmuştur. Bu divanın görevlerine ilişkin bilgiler sadece Maverdi ve Ferra’ın yazdığı eserlerde rastlanmaktadır. Onların açıklamasına göre bu divan sadece öşür vergisi veren, kendilerine ait arazileri olan, vergi müelliflerini belirleyen ve arazinin sulanmasıyla ve mahsulün miktarını belirlemekle görevli olan bir divan olarak nitelendirmişlerdir .
C.14. Divanu’s Sadaka
Bu divan özellikle İslam’ın koyduğu şartlar doğrultusunda her Müslüman’ın vermesi gereken zekat, sadaka, nafaka vb. paraları toplayan ve yerine ulaştıran divandır. Bazı eserlerde ise bu divanın sadece hayvan vergilerini topladığını belirtmiştir. Sadaka divanı zorunlu olarak halktan mal toplamazdı. Daha çok halk, kendi isteği ile malını veya parasını getirir ve bu divana verirdi .
C.15. Divanu’t Tiraz
Tabiri caizse resmi elbise ve savaşlarda kullanılan bayrak, sancak ve diğer zamanlarda başvurulan bütün sembolleri temin eden tezgâh ve atölye işlerine bakan divandır . Halifeler Tıraz imalatına mahsus olmak üzer saraylarında tıraz imalathaneleri kurdurmuşlardır. Buralarda dokunan elbiseler halifenin tırazı ile süslenirlerdi. İmalathanelerin kontrolü ve teftişini sahib-i tıraz adıyla adlandırılan bir görevli kontrol ederdi. Bu kişi söz konusu bu imalathanelerde çalışan kuyumcuları ve onların alet ve takımlarını sağlar, dokuyucuları kontrol eder ve onarın aylıklarını verirdi . Abbasilerin yıkılışına kadar bu divan işlevine devam etmiştir. Emevilerde de var olan bir divandır.
Bu divanların dışında Abbasilerin orta ve son dönemlerine doğru birçok divan daha kurulmuştur. Ama bazı yerlerde de belirttiğimiz gibi biz burada sadece hicri I. ve II. yüzyıllarda kurulan divanları incelediğimiz için burada onlara yer vermeyeceğiz.
SONUÇ
Sonuç olarak bakıldığında divan kurumları İslam devletinin kurulduğu ilk yıllarda çok gerekli olan devlet kurumları değildi. Fakat İslam devleti gelişip de hem toprak yüzölçümü hem de medeniyet ölçütleri bakımından yükselince artık bu kurumlara ihtiyaç duyulur hale gelmiştir. Neticede bunu hisseden ilk kişi Hz. Ömer olmuş, Hz. Osman ve Hz. Ali ise Hz. Ömer döneminde uygulamaya konulan divanları aynı şekilde devam ettirmişlerdir. Tabi olarak bu ilk kurulan divanlar Hulefa-i Raşidin döneminde devletin ihtiyacını karşılayacak şekilde düzenlenmiş basit yapıda ki divanlardı. Bu ilk kurulan divanlar, Hz. Muhammed döneminde uygulamaya konulan şartlar çerçevesinde gelişip büyümüştür. Gelişme aşamalarında örnek olarak İran menşeli uygulamalar alınmıştır. Ama tutulan defterlerde Arap adet ve kabile anlayışının yanında Hz. Muhammed’e olan yakınlık dikkate alınmış ve bu şekilde defterler tutulmuştur. Emeviler ve Abbasilerde ise halifeye olan yakınlık göz önüne alınmıştır.
Neticede bazı tarihçilerin temellerini daha Hz. Muhammed’in uygulamalarına dayandırdığı bu kurumların gelişme safhası Emeviler döneminde yaşanmıştır. Emevi hanedanı döneminde hem fetih edilen yerlerde hem de merkezde kurulan divanların sayısı artmıştır. Bu divanların içeriği Muaviye’den halife Abdülmelik b. Mervan dönemine kadar aynı bırakılmıştır. Bu dönemler arasında yönetime geçen halifeler sadece kurulan divanları denetlemiştir. Defterler bu döneme kadar hem zimmiler tarafından tutulmuş hem de bu zimmi görevlilerin dillerince, yapılan işlemler kayda geçirilmiştir. Ama Abdülmelik b. Mervan bu duruma bir son vermiştir. Verdiği bir emir neticesinde defterlerin yazı dilini Arapça’ya çevirmiş ve bu gelişme kendisinden sonra gelen oğlu Velid ve halife Ömer b. Abdüllaziz dönemlerinde defterlerin tamamen Arapça olarak tutulması şeklinde değişmiştir.
Emevilerde her ne kadar dilde Arapça unsuru öne çıkarılmışsa da dilde ağır ve süslü bir yazışma usulü kullanılmamıştır. Defterler artık siciller halinde tutuluyordu ve bunların korunması için önlemler alınıyordu. Abbasilerde ise durum daha da değişmiştir. Defterler artık ağır ve süslü yazılarla tutulur hale gelmiştir. Arap şiir sanatında mevcut olan belagat sanatı defterler içerisinde kufi yazı dili ile beraber kullanılır olmuştu. Sadece dilde değişiklikler olmamıştı. Nitekim her divanın alt divanları ya da müdürlükleri açılmıştır. Bazı tarihçiler bunlara divan derken bazıları da müdürlük demektedir. Ayrıca bu konu hakkında müelliflerin de tam bir açıklama yapmaması günümüzde bu çelişkiyi ortaya çıkarmıştır.


Şunu söylemek gerekir ki divanların İslam devletinde en mükemmel hale geldiği dönem Abbasiler dönemidir. Emevilerden aldıkları bu kurumlar, Abbasilerin ilk dönemlerinde belki o kadar büyük değişimlere uğramamışlardır. Ama devletin kültür ve medeniyet bakımından en inkişaflı dönemlerini yaşadığı miladi 9. yüzyılda bu kurumlar da en mükemmel hallerine ulaşmışlardır. Biz burada sadece hicri I. ve II. yüzyıllar içerisinde divanlar konusunu incelediğimiz için bu dönemler hakkında bilgi vermedik.
Nitekim Abbasilerle aynı dönem içerisinde kurulan Endülüs Emevilerinde de durum bundan farklı değildi. İlk olarak bir emirlik yapısında bulunan Endülüs Emevilerinde divanlar, Emevilerden alındığı üzere kurulmuş ve Abbasilerde ki uygulamalar takip edilerek geliştirilmiştir. Bu şekilde kuruluş ve gelişmesini devem ettiren divan kurumları sonraki yüzyıllarda birçok İslam, Türk-İslam devletinin idari, sosyal, siyasal ve ekonomik kurumlarına ana kurumlar olarak kaynak teşkil etmiştir. Bizde bu idari yapılanmaları Gaznelilerde, Eyyubi devletinde, Selçuklularda, Memluklularda, Osmanlılarda vb. gibi İslam esaslı devletlerde görmekteyiz.


















BİBLİYOGRAFYA
1. AYCAN, İrfan - SARIÇAM, İbrahim; Emeviler, Türk Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1999.
2. AYKAÇ, Mehmet, Abbasi Devletinin İlk Dönemlerinde İdari Teşkilatından Divanlar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1997.
3. CANAN, Mehmet Zeki; İslam Tarihi I, İstanbul, 1977.
4. HASAN, İbrahim Hasan; İslam Tarihi, (Çev. Heyet), Kayıhan Yayınları, İstanbul, Tarih Verilmemiş.
5. HEYET; “Divan Maddesi”, Diyanet İşleri Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 9, İstanbul, 1993.
6. KAZICI, Ziya; İslam Müesseseleri Tarihi, Kayıhan Yayınları, İstanbul, Tarih Verilmemiş.
7. ÖZDEMİR, Mehmet; Endülüs Müslümanları Medeniyet Tarihi, Oku Düşün Yayınları, Ankara, 1997.
8. Remziye, Abdulvehab, el-HAYRAV; “Hicri 1. Yüzyılda Divanlar”, (Çev. Abdulhalik Bakır), Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Dergisi, Ankara, 1989.
9. Suphi es-SALİH; İslam Mezhepleri ve Müesseseleri (Doğuşu-Gelişimi), (Çev. İbrahim Sarmış), Zafer Matbaası, İstanbul, 1981.
10. Şevki Ebu HALİL; İslam ve Dünya Medeniyetleri Tarihi, (Çev. Atik Aydın-Abdülhadi Timurtaş), Bilge Adam Yayınları, İstanbul, 2005.
11. ÜÇOK, Bahriye; İslam Tarihi Emeviler-Abbasiler, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1983.
12. YENİÇERİ, Celal; İslam’da Devlet Bütçesi, Şamil Yayınevi, İstanbul, 1984.
13. ZEYDAN, Corci; İslam Medeniyeti Tarihi, C.1, İnkılâp Yayınları, İstanbul, 1999.
  Alıntı ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to ebilim For This Useful Post:
hamidü'l Quran (08-20-2007), seyfullah putkıran (08-20-2007)