........... KABİR EHLİNİN HİKÂYELERİ
Ey sâlih kişi! Sen bil ki, bu âlemde olan kişilere ölmüşlerin halini bilmenin yolu yoktur. Yalnız Mükâşefe (yâni Allah'ın evliyasının keşfi) ile bilinir ve öğrenilir. Veya uyku âleminde yahut uyanıklık âleminde bu mükâşefe olur. Fakat duygularımızın o gayb âlemine hiç bir yolu yoktur. Ölmüşler, Öyle bir âleme erişmişlerdir ki, bu beş duygumu¬zun hepsi, onları anlamaktan uzaktır. Nitekim kulak, renkleri, şekilleri görmekten uzak¬tır. Ancak Âdemoğlundan gaybın gizli hallerini keşfedecek bir Özellik vardır ki, zahirî duyguların zahmetleri ve dünya meşgaleleri ile örtülü kalmıştır. Ademoğlu uykuya va¬rınca örtüsünde bulunduğu meşgaleden kurtulur. Hâli de ölmüşlerin haline yakınlaşır. O ölmüşlerin yaşayışları, halleri ona açılmaya başlar.
Yine bu özellikten ötürüdür ki, ölüler de bizden haberli olurlar. O zaman da bizim güzel amellerimizle sevinirler, günahlarımızdan ise kaygılanırlar. Nitekim bu da Pey¬gamber Efendimİz'in hadîs-i şerifinde bildirilmiştir. Onların haber almaları Levh-i Mahfuz aracılığı iledir. Başka bir vasıta ile değildir. Çünkü gerek bu dünyadakilerin, gerek öteki dünyadakilerin halleri Levh-i Mahfuz'da yazılmıştır. Âdemoğlunun Levh-i Mahfuzla ilgili olursa öteki âlemdekilerin halleri Levh-i Mahfuz'dan bilinir. Onların da Levh-i Mahfuz'la ilgisi olduğu için onlar da bu dünyadakilerin halini oradan bilirler.
Levh-i Mahfuz'un benzeri şu ayna gibidir ki, her şeyin şekli o aynada görünür. Âdem'in ruhu da bir ayna gibidir. Ölenlerin ruhu da ayna gibidir. Bîr ayna, karşısında bulunan bir aynanın içindekilerini nasıl tekrar gösterirse Levh-i Mahfuz'da yazılanlar da bizim ve ölmüşlerin ruh aynalarında öyle görülür. Ama sanma ki, Levh-i Mahfuz ağaçtan, ya da kumaştan veya başka bir şeyden yapılmıştır. O, baş gözü ile görülmez. Bunun imkânı yoktur. Orada yazılmış olan yazıyı okuyamayız. Onun benzeri olan bir şeyi görmek istersen bunu kendi varlığından iste. Çünkü bütün yaratılmışların bir örneği de sende vardır. Tâ ki, o vasıta ile bütün şeyleri bilmek belki sana yol olur. Lâkin sen kendi özünden gafilsin. Ya başka şeyleri nasıl bilebilirsin?
Levh-i Mahfuz'un örneği, hafız olan bir kişinin dimağıdır. Hafız kişi bütün Kur'ân'ı ezberler. Sanki Kur'ân beynine yazılmıştır. Kur'ân'ı sanki dimağında yazılı ola¬rak görür. Ama bir kişi dimağı zerre zerre ayırsa ve baş gözü ile onlara baksa, Kur'ân'ın bulunduğu yeri orada göremez. Böylece sen de Levh-i Mahfuz'da, eşyanın yazılışını bu cinsten bilmelisin. Levh-i Mahfuz'da yazılan şeylerin ucu-bucağı yoktur. Başımızın gö¬rünen gözüyse sonu olan şeyleri görür, başka bir şey görmez. Böylece sonsuz olan bir şe¬yi, sonu olan bir şeyde nakş-i mahsusla tasvir eylemenin yolu yoktur. Böylece Yüce Al¬lah'ın Levhası, Kalemi ve onu yazan el, hiç senin bir şeyine benzemez. O'nun kendisinin de sana benzerliği yoktur. Maksadımız, gayb âlemindekilerin bizim de onlardan haber almamızın İmkânsız olmadığını anlatmaktır. Nitekim rüyada da görürsün sen! Ölüleri güzel veya çirkin halle görmek, onların diri olduğuna veya —Allah esirgesin—azapta ol¬duğuna bir delildir. Onlar yok olmuş değillerdir. Nitekim Kur'ân-ı âzimuşşan onların diri olduktan m şu âyet-i kerimede bildirir:
"Onlar ki, Hak yolunda şehid olmuşlardır, siz onları ölülerden sanmayın. Aksine, onlar yaşıyorlar, diridirler. Rablerinin katında nzıkların ıslardır. Allahü Teâlâ'nın kendilerine fazlından verdiği şeylerde ferah bulucudurlar. Arkalarından henüz (şehit olup) kendilerinin derecelerine erişmeyenlerle beşaret bulucudarlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar." (Âl-i İmrân Sûresi: 169-170). |