(İKİNCİ LEM'A) Hem meselâ, farz namazını kılmayan ve vazife-i ubudiyeti yerine getirmeyen bir adamın, küçük bir âmirinden küçük bir vazifesizlik yüzünden aldığı tekdirden etkilenen o adam, Sultân-ı Ezel ve Ebed'in tekrar edilen emirlerine karşı farzında yaptığı bir tembellik, büyük bir sıkıntı veriyor. Ve o sıkıntıdan arzu ediyor ve mânen diyor ki, keşke o vazife-i ubudiyeti bulunmasaydı! Ve bu arzudan, bir mânevî adâvet-i İlâhiyeyi (Allah'a karşı bir düşmanlık) netice veren bir inkâr arzusu uyanır. Bir şüphe, vücud-u İlâhiyeye (Allahın inkara dair) dâir kalbe gelse, kat'î bir delil gibi ona yapışmaya meyleder; büyük bir helâket kapısı ona açılır. O bedbaht bilmiyor ki, inkâr vasıtasıyla, gayet cüz'î bir sıkıntı vazife-i ubudiyetten gelmeye mukabil, inkârda milyonlarla o sıkıntıdan daha müthiş mânevî sıkıntılara kendini hedef eder. Sineğin ısırmasından kaçıp yılanın ısırmasını kabul eder. Ve hâkezâ, bu üç misâle kıyas edilsin ki, '' bel rane ala gulubihim'' sırrı anlaşılsın. (arapçayı (ayet sanırım) latinle yazmak ZORUNDA kaldım. ) |