Tekil Mesaj gösterimi

Alt 09.10.2008, 17:12   #3 (permalink)
MOLLA
Yeni Üye
 
MOLLA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 24.06.2008
Yaş: 30
Mesajlar: 87
Tesekkür Etti: 8
12 Kunu Icin 19 Tesekkür Aldı
MOLLA İslenmemis bir mücevherMOLLA İslenmemis bir mücevherMOLLA İslenmemis bir mücevherMOLLA İslenmemis bir mücevherMOLLA İslenmemis bir mücevherMOLLA İslenmemis bir mücevher
Tecrübe Puanı: 3
Standart

Üçüncü Nokta
Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i Öldükten Sonra, Dünyada, Uyanıkken Görmek Mümkinse, Bu Nasıl olur?
--------------------------------------------
Nebî sallallâhu aleyhi ve selle-m’i öldükten sonra dünyâda görmek, cismi ve rûhu ile zâtını mı, yoksa misâlini mi görmektir?
Benim gördüğüm hâl sâhibleri, misâlini görmektir, diyorlar.
Ğazâlî de bunu açıkça ifâde etti ve, murâd, cismini ve bedenini değil, aksine misâlini görmektir,dedi... Gördüğü şekil, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in rûhu da değil, şahsı da değildir. Aksine o (gördüğü), O’nun sallallâhu aleyhi ve sellem’in misâlidir. Tahkik bunu gerektiriyor.
Kadı Ebû Bekr İbnu’l-Arabî mes'eleyi ayırıyor ve şöyle diyor: Nebî sallallâhu aleyhi ve selem’in bilinen sıfatlarıyla görülmesi hakîkî bir idrâktir. (Gerçekten zâtını görmektir.) Zâtının görülmesi imkânsız değildir. Sıfatlarından başka bir şekilde görülmesi de misâlini görmektir. (İbnu’l-Arabî’nin) bu dediği son derece güzeldir. Böyledir, çünkü, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ve diğer Nebîler aleyhi-muselâm diridirler. Öldükten sonra rûhları onlara geri çevrilir. Ve onlara kabirlerinden çıkmağa, ulvî ve süflî mülkte (âlemde) tasarruf/iş yapma izni verilir.
Bu nakiller ve hadîslerin tamamından şu ortaya çıkmaktadır: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem cesedi ve rûhu ile sağken ki şekliyle diridir ve yeryüzünün her tarafında ve melekût âleminde dilediği yere gider ve orada tasarruf eder. Ölmeden evvelki şeklindedir ve ondan hiç bir şey değişmemiştir. O, sallallâhu aleyhi ve sellem, cesediyle canlı olmasına rağmen, meleklerin gizli kalması gibi, gözlerden gizlenmiştir. Bu yüzden, Allah celle celâlühû, O’nu sallallâhu aleyhi vesellem’i görme kerâmetini vermeyi dilediği kimseden perdeyi kaldırmağı murâd edince, o kişi O’nu sallallâhu aleyhi vesellem’i bulunduğu şekliyle görür. Buna hiçbir mâni' yoktur. Misâlini görmek ile sınırlandırmayı gerektirecek de hiç bir şey mevcûd değildir...”[15](Tenvîru’l-Halek’den hulâsa nakil bitti.)
İmâm Süyutî’nin bu tahkîkinde hatâ olamaz mı? Olabilir. Bunda ne Aklî, ne Şer’î, ne de âdî (âdetle alâkalı) bir Muhâl/olamazlık yoktur. Ancak Câizliğin İmkânı/olabilirliği vukûunu/olduğunu göstermeyeceğinden şu hatanın vâkı’ olup olmadığını bilmiyorum. Bu noktada bildiğim şeylerden üçü şunlardır: Birincisi: Asl olan hata olmamasıdır. İkincisi, bunca büyük müfessir, muhaddis, fakîh ve kelâmcıyı, âyetleri anlamamak, hattâ apaçık âyetleri görmemek, daha da ileri giderek (bazı edebsizlerce) onları müşriklik ile suçlayabilmek için câhil olmak da yetmez... Bunun yanında en hafifi ahmaklık olan bir çok menfî sıfatlara dahî sâhib olmak lâzımdır. Üçüncüsü: Te’vîlin nassların ve akl-i selîm îcâbı olduğu yerlerdeki lüzûmlu te’vîl’i inkâr edenler, burada zâhir mânaya mâni’ hiçbir aklî ve Şer’î sebeb yokken zâhiri terk edip te’vîle kaçıyorlar; bu bir sahtekârlık veya tenâkuzdur.
Büyük Müfessir, Allâme Âlûsî, Rûhu’l-Meânîsinde mes'e-leyi leh ve aleyhteki delîl ve mülâhazalarla ele alır ve uzun uzun tahlîl eder. Bir takım tereddütleri göz ardı edemez; lâkin, bunu haber veren büyüklerin doğru söylemediklerini diyemeyeceğini ifâde etmekle tercîhini kabûlden yana ihsâs eder. [16]
Şâfiî hadîs âlimlerinden Buhârî Şârihi büyük muhaddis Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ isimli eserinde, Kim nefsini bilirse Rabbini bilir, tanır, meâlindeki hadîs diye nakledile gelen sözü ele aldıkta, Hâfız Zehebî’nin hadîs hâfızlarının terceme-i hâllerinden bahseden kitâbında tanıttığı ve lehinde ve aleyhinde konuşmaktan kaçındığı İbn-i Arabî’den, Resûlüllah sallâl-lahu aleyhi ve sellem’den (ölümünden sonra) vâsıtasız hadîs alınabileceğini nakleder ve buna i'tirâz da etmez. [17]
Hâfız Muhammed Murtezâ ez-Zebîdî de, el-Mu’cemu’l-Muhtass isimli eserinde bu uyanıkken buluşmayı ve görüşmeyi kabûl ediyor.[18]
Allâme Seyyid Abdu’l-Hâdî Necâ el-Ebyârî, (Ö:1305)İmâm Kastallânî’ye âid Buhârî Şerhi İrşâdü's-Sârî’nin -çoğu Hadîs Usûlü’ne dâir olan- Mukaddime’si üzerine yazdığı değerli haşiyesi Neylü’l-Emânî’de, Âlî İsnâd bahsindeşöyle diyor:
Derim ki;Bu çeşit (Âlî isnâd’dan) musâfaha ile müselsel hadîs bana da geldi; benimle Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem arasında sadece dört râvî vardı:
Bu hadîsi bana, Şeyh-i Ecell/en büyük Şeyh Seyyid Ömer İbn-i Sevde el Mehdî el Meğribî, …(şeklinde) musâfaha ederek haber verdi. O, “bana Efendim Muhammed es-Sünûsî benimle böyle musâfaha ederek rivâyet etti” dedi. (O), “bana, Efendim Muhammed b. İdris benimle musâfaha ederek rivâyet etti” (dedi) (O), “benimle musâfaha ederek, bana, İmâm-ı Ekber Muhyiddin b. Arabî rivâyet etti” (dedi). (O); “benimle musfaha ederek, Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem (şöyle) buyurdu” (dedi):
Ey Allahım! Benimle şu kardeşimi bağışla ve bizi rahmetine sok. Sen, rahmet edenlerin en çok rahmet edenisin.
Zikri geçen Şeyhimiz (şöyle)dedi:İbn-i İdris’in İbn-i Arabî’den rivâyeti ile, İbn-i Arabî’nin Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sel-lem’den (musâfahalaşarak) yaptığı rivâyetin ikisi de kerâmet yoluyladır. Çünki, İbn-i İdris İbn-i Arabî ile, İbn-i Arabî de Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellemle buluşmamıştır.
(Şeyhimiz Şöyle) dedi:Bereketlenmek için, bu yollarla, şunlardan, husûsiyetle Sıddîkıyyet makamından alınacak bu gibi rivâyetlerde bir zarar yoktur. Sıddîkıyyet Ehli katında bununla hadîs rivâyeti, Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in (aşağıdaki) şu sözü doğrultusunda câizdir;
Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’e sığırın ve kurdun konuştuğu haber verilince ve insanlar, sübhanellah! sığır ve kurt konuşuyor! deyince, -ki, haberleri Sahîh’tedir- O,
Ben, Ebû Bekr ve Ömer (buna) îmân ettik buyurdu.[19]
Evet, yukarıdaki (18 Nolu) dipnotta da temâs ettiğimiz gibi, İbnü Hacer, “kimi sâlih zâtlar uyanıkken görüşmeyi haber verdiyseler de bununun müşkil olduğunu/içinden çıkılması zor bir şey olacağını, çünki o takdîrde Onu görenin Sahâbî olacağını” söylemiştir. Lâkin bu ön kabûle dayanan takdîrin nassın zâhirine mâni’ bir karîne olamayacağı açıktır. Çünki, dayanılan Sahâbî tâ’rîfı olabilir ki kendi hayâtıyla sınırlıdır. Her ne kadar İbn-i Hacer bu ihtimâli Hadır (Hızır) aleyhisselâm ve ‘Isâ aleyhisselâm için de bahis mevzûu ettiyse de ve bir görüşe göre onları Sahâbî sayıp el-Isâbe’sine koyduysa da, bu başkalarınca ne önceden ne de sonradan şleri sürülmedi. Sürüldü veya sürüldüğü farz edilse bile bunun pratikte bir şeyi değiştirmeyecek mücerred kabûlden öteye geçmeyeceği zâhirdir. Zîrâ bir kimsenin Sahâbî oluşu başkalarına nisbetle rivâyeti noktasıda mühim idi. Sahâbîliği münâkaşalı olan kimselerin rivâyetleri ona göre münâkaşalıdır. Tabî yollardan Sahâbî olmak münâkaşalı olur da buna istinâden rivâyet dahî münâkaşalı hâle gelirse, fevkalâde/olağan üstü yollarla Sahâbî olduğu münâkaşalı olarak farzedilirse, ne olur? Hâsılı âdî/olağan bir hâli âdet üstü bir hâle kıyâs doğru olmaz. Hâsılı bu kişi bilinen ma’nâda Sahâbî olmaz.
Mes’eleye başka bir tarafdan bakılarak değişik ve farklı yandan bir Sahâbî olduğu söylense ne olur, ne mahzûru olabilir? O zaman farklı bir Sahâbînin farklı bir vâsıtasız rivâyeti bahis mevzûu olur. “Değişik” demekle rivâyetinin ahkâm-ı fıkhiyyede delîl kabûl edilmeyecek olduğunu, ama teberrüklerde, müjdelerde, sırlarda ve fazîletlerde sâlih rü’yânın üstünde bir değer taşıyacağını kasd-ediyoruz. İbn-i Hacer gibi bir muhaddisin rüyâda Resûlüllâh sallal-lâhu aleyhi ve sellem’den duyduğu bir sözü mezhebinin fazîletine işâret kabûl etmesi bu dediğimizin inkârı hak eden garib bir kanâat olmadığına yeter bir na’ziret de mi olamaz?
Hâsılı, Müfessir, Muhaddis, Fakîh ve Akâid âlimi olanlardan bir çoğuna göre, lâyık olanlar, (ölümünden sonra) Resûlullah sallal-lâhu aleyhi ve sellem ve melekler ile uyanıkken görüşebilir. Rü'yâ-dayken zâten ittifakla görüşebilirler. Ve, şeytân O’nun sallallâhu aleyhi ve sellem’in sûretine giremez. Rüyâda O’nu gören hakkı görmüştür.[20]
  Alıntı ile Cevapla