07.10.2008, 10:05
|
#2 (permalink)
|
| Tercübeli Üye
asel isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 05.05.2008 Yaş: 34 Mesajlar: 292 Tesekkür Etti: 313
154 Kunu Icin 390 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 9 | Önce Edebi Yazmalı Kalem Önce Edebi Yazmalı Kalem Önce “edeb”i yazmalı kalem. Önce “edeb”i anlatmalı kelime. Önce “edeb”i idrak etmeli insan… Edep güzel; edep yüce … İnsan güzele müştak, insan yüceye sevdalı… Kâinatın en büyük hakikati iman , imanın en büyük hakikati edep. Edep; hâl ehlinin lügatinde : “Mâ-fevkini (üstündekini) çok görmemek, mâ-dûnunu ( aşağısını) tahkir etmemek, herkesi haliyle hoş görüp Hâlık’ın hatırı için mahlûka merhamet edip sevmektir.” diye izah edilir. Edep hakikatin büyüklüğü karşısında iki büklüm olmak, O’nun kemaliyle kendinden geçmektir. Yunus’un odunları misali daldan – pürüzden budanmaktır. Elif gibi dimdik, ok gibi dosdoğru olmaktır. Kur’ân’ı hayata hayat yapma yolunda, ilahî hedefi Kur’ân ahlakıyla on ikiden vurmaktır. Gerek dünya gerek ukbâ adına atılan her adımı itidal ve denge üzre atmaktır. Elhasıl kulluk şuuruna ermek, ruhu ve bedeni sünnet-i seniyyenin nuruyla huzura erdirmektir. Habib-i Zişan’ı bu yolda kayıtsız-şartsız rehber kabul etmektir. Edep, O’nun gibi oturmak, O’nun gibi kalkmak, O’nun gibi bakmak, O’nun gibi yaşamaktır (s.a.s)… O’nun gibi Hakk’ın teveccühünü kazanmaktır… Hz. Osman edep timsaliydi. Sünnet-i Seniyyeyi aklında, cisminde ve ruhunda bütün incelikleriyle yaşamıştı. Ahmed bin Hanbel’in Hasan-ı Basrî’den rivâyet ettiğine göre kapalı kapılar ardında bile elbiselerini çıkarmaktan çekinirdi . Edebinin derinliğinden dolayı Efendimiz (s.a.s) kendilerini ümmet-i Muhammed içinde herkese nasip olmayan bir pâyeye layık görmüşlerdi. Hz. Osman’ı : “ Ashabım içinde bana en çok benzeyendir” diyerek kendilerine benzetmişlerdi. “Herkesin cennette bir dostu vardır. Benim dostum da Osman’dır.” hadisiyle Hz. Osman’ı “dost”u olmakla müjdelemişlerdi. ALLAH (c.c) da Resul’ünü hislendiren bu emsalsiz edep karşısında Hz. Osman’a (r.a) Kur’ân ilmini nasip etmişti. Tarih, Kur’ân karşısında edebinden sabaha dek uyumayan bir başka Osman’ı daha kaydeder. Rabbim, Kur’an karşısında sabaha kadar edeple el-pençe divan duran kul Osman Gazi’nin soyuna da koskoca bir imparatorluk çınarını büyütmeyi layık görmüştü. Bizim de şu acımasız dönemde; edebi, edepsiz ham ruhlara ilim yoluyla anlatacak yeni Osmanlara dair dualarımız vardır. Edebin aydınlığında cehlin karanlığını yok etmek ne büyük lütuf. Edebin ruha kazandırdığı zarafetle ilim yolunda insanlığa hadim olmak ne güzel… İlim sadece kulu Rabbi’ne ulaştırırsa ilimdir. Edepsiz ilim Hakk’a ve yarattığı her şeye karşı edepsizliktir. Gaye âlim olmaksa âlim olmanın şartı “edep”ten ibarettir. Çünkü: Edep ehl-i ilimden hâlî olmaz Edepsiz ilim okuyan âlim olmaz Halkın içinden, Hakk’a açılan kapılar vardır. Kapıların ardında insanı kucaklamayı bekleyen dostun şefkat dolu kolları … İnsanı halkta bırakıp yükselişine engel olan dünya ve nefistir. İnsanı Hakk’a götüren âlâ-yı illiyine çıkaran, yücelten ise akıl, kalp, ma’rifet ve yakîndir. Edep, dünya ve nefsin oyun ve desiselerini bilip akıl anahtarıyla kalp kapısını aralamaktır. İrfan sırrına erip her adımını O’nu (c.c) kaybetme korkusuyla atmaktır. Ruhun akıl öncülüğünde dünyadan ulvi hakikate doğru yola çıkmasıdır. Nefis düşmanıyla mücadele edip yol almasıdır. Her adımını danışarak usulüne göre atması, benliğini bu yolda yok saymasıdır. Edep yolunun yolcuları şunu gayet iyi bilmelidirler. “ Usülsüz , vüsûl olmaz ” |
|
| |