| Forum Admin
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007 Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan Yaş: 46 Mesajlar: 3.423 Tesekkür Etti: 1.879
741 Kunu Icin 1.524 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 10 | SULTANLAR RİKÂBINDA YÜRÜSÜN! Bir gün Sultan Ahmed Han, mürşîdini ziyâret için Üsküdar'a gelmişti. Çarşıdan geçerken, Hüdâyî hazretlerinin alış-veriş ettiğini gördü. Genç Hünkâr bu esnâda attaydı. Derhal atından indi, hocasının elini öptü ve atına binmesi için ricâ etti. Bir müddet Hüdâyî hazretleri at sırtında önde ve Pâdişâh da yaya olarak ardınca yürüdüler. Kısa bir süre sonra Mahmûd Hüdâyî dünyâyı titreten koca bir pâdişâhın, arkasında yaya yürümesine râzı olmadı ve;
"Sultanım! Sırf hocam Muhammed Üftâde hazretlerinin duâsı ve emri yerine gelsin diye bindim. Çünkü o; "Pâdişâhlar rikâbında yürüsün." diye duâ etmişti." buyurarak atından indi. Ata tekrar Sultan Ahmed Hanı bindirdi. Sultan Ahmed Hanın bu hâdiseden sonra aşağıdaki beytleri söylediği belirtilir: "Varımı ben Hakka verdim, gayrı vârım kalmadı. Cümlesinden el çekip pes dü cihânım kalmadı. Çünkü hubbullah erişti, çekti beni kendine, Açtı gönlüm gözünü, gayri gümânım kalmadı. Evliyânın himmeti, yaktı beni kül eyledi, Sâfiyim, buldum safâyı dü cihânım kalmadı. Ahmedî der, "Yâ ilâhî! Sana şükrüm çok-durur", Hamdülillah aşk-ı Haktan gayri vârım kalmadı." HOCASININ DUÂSI Pâdişâh Ahmed Hanın, gördüğü bir rüyâyı, Güzel tâbir edince, Azîz Mahmûd Hüdâyî, Memnun olup bin altın gönderdi kendisine, Maddî sıkıntıdaydı, mübârek de o sene. Zîrâ bir çocukları, olacaktı o ara, Gerekli masraf için, elinde yoktu para. Hanımı diyordu ki: "Bıraktın kâdılığı, Dağıttın elindeki, ne varsa dünyâlığı, Şimdiyse, çok yakında, çocuğumuz olacak. Bez parçası bile yok, bu çocuğu saracak." O böyle söylenirken, çalındı kapı birden, Azîz Mahmûd Hüdâyî, açmak için giderken, Buyurdu ki: "Ey hâtun, kendini üzme artık, Belki de Hak teâlâ, gönderdi bir dünyâlık." Açıp da gördüler ki, hakîkaten sultandan, Çok büyük hediyeler, gelmişti tam o zaman. Hem öyle çok idi ki, hanımı etti hayret, Sırf bir kese içinde, altın vardı bin adet. Ertesi gün pâdişâh, bizzat gelip kendisi, Ellerini öperek, olmuştu talebesi. Bir gün de Sultan Ahmed gitmişti Üsküdar'a, Çarşıda üstâdını, görmüş idi bir ara. Kendisi at üstünde, üstâdı yaya idi, Görünce edebinden, hız ile yere indi. Bindirdi hocasını, hemen kendi atına, Geçiverdi kendi de, edeple rikâbına. Allah'ın velî kulu, Hüdâyî hazretleri, Pâdişâhın atında, biraz gitti ileri, Ve dünyâyı titreten, Pâdişâh Sultan Ahmed, Hocasının ardından, yaya gitti bir müddet. Sonra o mübârek zât, râzı olmadı buna, Hemen attan inerek, buyurdu ki sultana: "Bir gün benim üstâdım, Üftâde hazretleri, Mübârek ellerini, uzatarak ileri, Bana cân-ü gönülden, eylemişti bir duâ Buyurmuştu:"Sultanlar, yürüsün rikâbında." Sırf hocamın bu sözü, yerine gelsin diye, Rızâ göstermiş idim, atınıza binmeye." Pâdişâhı, atına, bindirip hemen tekrar, Kendi, yaya olarak, yürüdü eve kadar. Azîz Mahmûd Hüdâyî, hürmetine İlâhî Onun şefâatine, kavuştur bizi dahi. YALAN DÜNYÂ DEĞİL MİSİN! Kim umar senden vefâyı, Yalan dünyâ değil misin? Muhammed-ül-Mustafâyı, Alan dünyâ değil misin? Yürü hey vefâsız yürü, Sensin hod bir köhne karı, Nice yüzbin erden geri, Kalan dünyâ değil misin? Kimisini nâlân edip, Kimisini giryân edip, Âhir-i kâr üryân edip, Soyan dünyâ değil misin? Kasdedip halkın özüne, Toprak doldurup gözüne, Ehl-i gafletin yüzüne, Gülen dünyâ değil misin? Eğer şâh u eğer bende, Her kişiyi salan bende, Kimse mekân tutmaz sende, Virân dünyâ değil misin? Sihr ile donatıp kendin, Meydana salan semendin, Âleme mihnet kemendin, Salan dünyâ değil misin? İşin gücün dâim yalan, Çok kişiden arta kalan, Nice kere boşalarak, Dolan dünyâ değil misin? HÜDÂYÎ YOLU Osmanlı Pâdişâhı Birinci Sultan Ahmed, Bir câmi yaptırmaya, eyledi birgün niyet, Temel atma gününde, âlimler toplandılar, Kur'ân tilâvetiyle, kesildi çok hayvanlar. Câminin temeline, o zaman ilk kazmayı, Sultanın arzûsuyla, vurdu Mahmûd Hüdâyî. Osmanlı pâdişâhı, Sultan Ahmed Han bile, Yoruluncaya kadar, çalıştı kazma ile. Kısa zaman içinde, câmi bitti nihâyet, Sultan açılış için, herkesi etti dâvet. Ve Cumâ hutbesini, okutmak gâyesiyle, Üstâdı Hüdâyî'yi, çağırdı birisiyle. Lâkin o, otururdu, Üsküdar mevkiinde, Karşıya geçmek için, kıyıya geldiğinde, Gördü ki, fırtınadan, denizde çok dalga var, Cesâret edemedi, gitmeye kayıkçılar. Nihâyet bir tanesi, geçmeye verdi karar, Geçtiler selâmetle, Sarayburnu'na kadar. Dalgalar adam boyu ard arda geliyordu, Ve lâkin o kayığa, hiç zarar vermiyordu. Onun bindiği kayık, Allah'ın izni ile, Dalgalardan bir zarar, görmedi zerre bile. Kayığın etrafını, çevreleyen bir alan, Hikmet-i ilâhiyle, oluyordu süt liman. Gelin gibi süzülüp, vardı Sarayburnu'na, O gün bunu duyanlar, çok hayret etti buna. Üsküdar-Sarayburnu, arasına bu yüzden, Hüdâyî yolu diye, ad verildi o günden. BİLMİYORUM DEMEK İLMİN YARISIDIR "Ey oğul! Bir mecliste bulunduğun zaman az konuş. Sana sorulmayan şeye cevap verme. Bir şey sorulursa cevâbını bilmiyorsan, bilmiyorum de. Bilmediğine, bilmem demek ilmin yarısıdır. Eğer cevâbını biliyorsan, kısa cevap ver. Sözü uzatma. Mecliste bulunanlara imtihân için bir şey sorma. Onlarla münâzara ve münâkaşa etme. Kendini beğenerek en başa, yukarıya oturma. Edebe çok riâyet eyle. Edepsizlik her zaman ve her yerde yasak ve sevimsizdir. Her yerin kendine mahsus bir edebi vardır. Arkadaşlarına cömertlik et ve iyi muâmelede bulun. Dünyâ sevgisini gönülden çıkar. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak yolunda senin önüne ve yoluna bir şey engel olursa onu terk eyle. Ey oğul! Dünyâ ve dünyâ nîmeti hayaldir. Gök kubbesi altında hiçbir şey aynı hal üzere kalmaz, hep değişir. Onun için dünyâ malına, makâmına ve dünyâ hayâtına güvenme. Biz bu dünyâda misâfiriz, yolcuyuz. Sonunda ayrılıp gideceğiz. Sıkıntın varsa üzülme. Bir an sonra ne olacağımız belli değil." BU KIŞ GÜNÜ ÜZÜM OLUR MU? Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin yükselmesi bâzı talebelerin kıskançlığına yol açtı. Durumu sezen Üftâde hazretleri, Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin büyüklüğünü göstermek istedi. O sırada mevsim kış idi. Dışarıda kar yağıyor ve fırtına esiyordu. Hazret-i Üftâde talebeleri ile yemek yiyorlardı. Sofraya pilav konulunca Üftâde hazretleri; "Şimdi bağdan taze kopmuş üzüm olsa bu yemekle ne güzel giderdi." dedi. Bu söz üzerine talebeler içlerinden; "Bu kış günü, bu karda tâze üzüm olur mu?" diye düşünürlerken, Azîz Mahmûd Hüdâyî de kendi kendine; "Mâdem ki bu sözü hocam söyledi, mutlaka bunda bir hikmet vardır." diyerek ayağa kalktı ve; "Efendim! Müsâade ederseniz bendeniz getireyim." deyiverdi. Müsâade edilince, sepeti aldığı gibi Bursa'nın Çekirge mevkıindeki bağa gitti.Bağ karlar altında idi. Bir asma çubuğunun üzerinden karları temizlediğinde, salkım salkım üzümlerin sarktığını gördü. Bunun, hocası Üftâde'nin bir kerâmeti olduğunu anlayıp, üzümleri sepete koymağa başladı. Asmadaki üzümler bittiğinde, sepet de ağzına kadar dolmuş idi. Sepeti omuzuna alarak yola koyuldu. Yolda, hızlı hızlı yürürken, birden ayağı kaydı ve bir çukura düştü. Çukur derin olduğundan, çıkmak için çok uğraştı fakat başaramadı. Çâresiz kalınca hocası Üftâde'den yardım istemek hatırına geldi ve içinden; "İmdât! Yâ mübârek hocam!" der demez, çukurun başından bir ses geldi. "Ey Mahmûd! Uzat elini de yukarı çekeyim." diyordu. Başını kaldırdığında birisinin kendisine gülümsediğini gördü. Elini uzattı. Yukarı çıktığında, bir anda o kimseyi göremez oldu. Yine sepeti omuzuna alarak süratle dergâha doğru gitti. Hocasının huzûruna vardığında sohbet devâm ediyordu. Omuzunda üzüm dolu sepeti gören arkadaşları şaşırıp kaldılar. Üftâde, yardım edenin Hızır aleyhisselâm olduğunu söyledi. Talebeler, hocaları Üftâde'nin, Allahü teâlânın katında yüksek bir velî olduğunu ve Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin hocalarına olan teslîmiyetini bir kere daha anladılar. 1) Sefînet-ül-Evliyâ; c.2, s.372 2) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; s.1033 3) Semerât-ül-Fuâd; s.145 4) Şakâyik-ı Nu'mâniyye Zeyli (Atâî); s.760 5) Fezleke; c.2, s.113 6) Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi; c.1, s.479 7) Silsilenâme-i Celvetî; s.82 8) Lemezât-ül-Hulviyye vr. 187 a 9) Tezâkîr-i Hüdâyî (Fâtih blm. 2572) 10) Külliyât-ı Hazret-i Hüdâyî 11) Hadîkat-ül-Cevâmi; c.2, s.195 12) Menâkıb-ı Azîz Mahmûd Hüdâyî 13) Azîz Mahmûd Hüdâyî veCelvetiyye Tarîkatı 14) Anadolu Evliyâları; s.86-98 15) İstanbul ve Anadolu Evliyâları; c.1, s.354 16) Diyânet İslâm Ansiklopedisi; c.4, s.338 17) Mektûbât, Fâtih, Nr. 2572 18) Seyyid Azîz Mahmûd Hüdâyî, Ziver Tezveren 19) Kutbü'l-Ârifîn Seyyid Azîz Mahmûd Hüdâyî, Hayâtı-Menâkıbı-Eserleri
__________________ ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol, Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol... sadece bir kul To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
|