Tekil Mesaj gösterimi

Alt 18.07.2008, 21:00   #6 (permalink)
fetih
Tercübeli Üye
 
fetih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007
Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :)
Yaş: 30
Mesajlar: 2.065
Tesekkür Etti: 182
94 Kunu Icin 243 Tesekkür Aldı
fetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü birifetih Olagan üstü biri
Tecrübe Puanı: 12
Standart

Kul takvâya ne kadar erebilirse, kalpte Kur’ân’ın derinliklerine o nispette mecralar açılmaya başlar. Duygular zarifleşir, incelir, nefsanî arzular uzaklaşır, böylece kul Allâh’a yakınlaşır. Cenâb-ı Hak, onun “gören gözü, işiten kulağı, akleden kalbi” olur.
Böyle kullar, tefekkürde derinleşirler; açan çiçeklerin, öten kuşların, meyveli ağaçların hepsinin lisanına âşina olurlar. Onlardaki zarafet, incelik ve güzelliği, rûhânî hayatlarına aksettirirler. Çiçekler gibi ince ruhlu, meyveli ağaçlar gibi ikram sahibi olurlar.
İşte bunlar, Allâh’ın, Kur’ân-ı Kerim’de senâ ettiği takvâ sahipleridir.
Onlar, birer ırmak gibidir ki, uzun yollar boyunca bin bir canlıya, insana, hayvana, ağaca, güle, sümbüle, bülbüle hayat vererek akıp giderler. Varacakları menzil de Cenâb-ı Hakk’ın ebedî vuslat deryasıdır.
Bu itibarla takvâ, Hakk’a yaklaşmanın ilk adımıdır. Kur’ân-ı Kerim’de takvâ sahiplerine şöyle buyurulur:
YAKLAŞMAK İÇİN VESİLELER ARAYIN!
Âyet-i kerîmede:
“Ey îman edenler! Allah’tan ittikā edin, (takvâ sahibi olun.) O’na yakınlık sebeplerini araştırın ve O’nun yolunda cihad (ve mücadele) edin ki felâha eresiniz.” (Mâide, 35) buyuruluyor.
Cenâb-ı Hakk’a yakınlık sebepleri nelerdir?
Nefis tezkiyesi, kalp tasfiyesi, tâatler, ibadetler, kalpte ilâhî muhabbeti, sevgiyi çoğaltmak ve azamet-i ilâhiye karşısında haşyeti, korkuyu artırmak…
Cenâb-ı Hak bu vesileleri araştırmamızı istiyor. Çünkü esas ehemmiyet vermemiz, yoğunlaşmamız gereken tarafın, gerçek istikbâlin âhiret olduğunu bildiriyor. Çünkü dünya, ebediyet ummanı karşısında bir damladan ibaret. Kur’ân-ı Kerim, mahşer yerinde bize; «Yaşadığın dünya hayatını bir tarif et.» denildiğinde; “Bir akşam karanlığı veya bir seher vakti kadar.” cevabını vereceğimizi haber veriyor. Kıyâmetten dünyaya bakışımız işte bu!
Cenâb-ı Hak bizden bir damla mesabesindeki ömrümüzde takvâ üzerine yoğunlaşmamızı, böylece âhiret ummanını zâyî etmememizi istemektedir.
Bu yoğunlaşmanın miktarı nedir?
Bizden istenilen takvâ ölçüsü Allâh’ın azameti karşısında ona lâyık olacak şekildedir. Yani;
«YARAŞIR ŞEKİLDE!»
__________________
HizmeT NimettiR...

Gavs-ı Sani...
  Alıntı ile Cevapla
Bu Konu Icin fetih Kardesimize Tesekkür Edenler:
bekir (19.09.2008)