| Yeni Üye
mihr2004 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.08.2006 Mesajlar: 71 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 3 | Kurana Göre Ihlas 5 Nefs tezkiyesinin 5. kademesi Nefs-i Radiye, 6. kademesi Nefs-i Mardiyye’dir. Nefs-i Radiye’de biz Allah’tan razı oluyoruz, ruhumuz 5. gök katına çıkıyor. Nefs-i Mardiyye’de Allah da bizden razı oluyor ve ruh 6. gök katına çıkıyor. Hem Mutmainne hem de Radiye ve Mardiyye kademeleri, Fecr Suresinin 27, 28, 29, 30. âyet-i kerimelerinde ifade buyurulmuştur. Allahû Tealâ diyor ki:
89/FECR-27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Allah’tan razı ol ve Allah’ın rızasını kazan. (Ey ruh!) Allah’a (Rabbine) geri dönerek ulaş.
89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman), (Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.
89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.
7. ve son kademe, tezkiye kademesidir, Nefs-i Tezkiye. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
35/FATIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner ulaşır).
“Kim tezkiye olursa, bunu kendi nefsi için yapmıştır.”
Çünkü nefsi ezelde Allahû Tealâ’ya tezkiye olacağına dair söz vermiştir.
Allahû Tealâ. “Ve ruhu Allah’a döner: ilâllâhil masîr” diyor. Böylece ruh Allah’a döner, Allah’a ulaşır.
Kişinin ruhu Allah’a ulaşmıştır, 21. basamak.
Ruh Allah’ın Zat’ında yok olur, 22. basamak. Kur’ân-ı Kerim böyle olan insanlara “evvab” diyor. Allahû Tealâ ruhun Allah’ın Zat’ına ulaşmasıyla, Allah’ın o ruha “meab” olacağını ifade ediyor:
78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah), meab (sığınak, melce) olur.
Böylece ruh Allahû Tealâ’ya ulaştıktan sonra, Allah’ın Zat’ında yok oluyor. Burası Allah’ın Zat’ında ifna olmaktır. Fenâ makamını işaret eder.
Öyleyse, bu noktaya kadar geçen olaylara bakalım: Allah’a ulaşmayı dilemek; ürerimize farz mı? Farz!
Allahû Tealâ diyor ki:
30/RUM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
30/RUM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
Allahû Tealâ: “Allah’a ulaşmayı dile, Allah’a yönel.” diyor. Bu farzdır.
Peki, bütün sahâbe Allah’a ulaşmayı dilemişler midir? Hepsi. Allahû Tealâ Zumer Suresinin 17. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinab ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
Taguta kul iken, Allah’a kul olmuşlar. Hepsi Allah’a ulaşmayı dilemişler.
Kişi 14. basamakta mürşidine ulaşır. Farz mı? Maide Suresi 35. âyet-i kerimesi gereğince farzdır:
5/MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.
Sahâbe mürşidlerine tâbî oldular mı? Kâinatın en büyük mürşidine, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî oldular. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihi), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki onlar, sana biat ettikleri zaman Allah’a biat etmiş oldular. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardı. Kim (derecesini nâkısa) düşürürse, muhakkak ki o, nefsi sebebiyle (Allah’a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için) derecesini nâkısa düşürmüştür. Kim de Allah’a olan ahdini yerine getirirse (ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini Allah’a teslim ederse), ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).
Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e bütün sahâbe tâbî olmuşlardır. Bütün sahâbe ruhlarını Allah’a ulaştırmışlar mı? Hepsi ulaştırmışlar. Allahû Tealâ, sahâbenin ruhlarını Allah’a ulaştırdıklarını Zumer Suresinin 18. âyet-i kerîmesinde kesinleştiriyor.
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hed âhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
Hidayet insan ruhunun Allah’a ulaşmasıdır.
2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yehûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba'te ehvâehum ba'dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olmaz.
inne hudâllâhi huvel hudâ: Muhakkak ki Allah’a ulaşmak, işte o hidayettir.
İnne: Muhakkak ki
Hudâllâhi: Allah’a ulaşmak
Huve: işte o
el hudâ: hidayettir.
Bütün sahâbe hidayete ermişlerdir. Ruhlarını Allah’a ulaştırmışlar ve de Allah’a teslim etmişlerdir.
Ruhu Allah’a ulaştırmak farz mı? Farz. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
73/MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Rabbinin (Allah’ın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek O’na (Allah’a) dön (ulaş, vasıl ol).
Allah’a ulaşmak üzerimize farz kılınmış ve gördük ki; bütün sahâbe Allah’a ulaşmışlardır. Bundan sonra sahâbe daha çok zikrediyor. Daha çok zikir, bir yerden sonra o kişiye bir taht ihsanını ifade ediyor.
Kişinin ruhunun Allah’a ulaşmasından sonra ruhun Allah’ın Zat’ında yok olması, Allah’ın ruha meab olması, o kişinin evvab olması gerçekleşir. Ruh Allah’ın Zat’ında yok olur. Bu, ruhun meaba ulaşması, meabda yok olmasıdır. Burası ruhun Allah’ta yok olduğu, ifnâ olduğu noktadır, fenâfillah makamıdır.
Fenâ: yok olmak, fâni olmak
fi: içinde,
Allah: Allah.
Fenâfillah: Allah’ın içinde yok olmak, fâni olmak. Burası 22. basamaktır.
Sonra o kişiye Allahû Tealâ bir taht verir. Kişinin nefsinin kalbindeki nurlar %51’den %61’e çıkmıştır. %61’e ulaşınca Allahû Tealâ o kişiye Allah’ın katında bir taht ihsan eder. Kişi böylece Allah’ın İndi’nde bâkî olur. O kişinin ruhu, o tahtın üzerinde, Allah’ın İndi’nde baki olur. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
6/EN'AM-127: Lehum dârus selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Rab’lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur.
Nefsin kalbindeki nurlar %71’e ulaştığı noktadaki makam, bekâ makamıdır. Allah’ın Zat’ında baki olma makamıdır. Herkes bu makamlara kolayca erişebilir.
Bundan sonra konunun zorluğu başlar. Bu makamdan daha yukarıya çıkabilmek için, kişinin mutlaka zahid olması gerekir.
Negatif züht, Kur’ân-ı Kerim’de Yusuf Suresinin 20. âyet-i kerîmesinde ifade ediliyor. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
12/YUSUF-20: Ve şerevhu bi semenin bahsin derâhime ma’dûdeh(ma’dûdetin), ve kânû fîhi minez zâhidîn(zâhidîne).
Ve onu (Yusuf’u), az bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Çünkü; ona karşı zahidlerden idiler.
Yusuf’a değer vermiyorlar. Bu negatif zühddür. Ama zahid, pozitif zühtün sahiplerine denir. Zahid demek, her gün 12 saatten daha fazla Allah’ı zikreden kişi demektir.
Kur’ân-ı Kerim’de 3 zikir de farz kılınmıştır. Ara sıra zikir farz mı? Farz. Allahû Tealâ zikri Muzemmil Suresinin 8. âyet-i kerimesinde farz kılmıştır:
73/MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Rabbinin (Allah’ın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek O’na (Allah’a) dön (ulaş, vasıl ol).
Allah’a ulaşana kadar geçen zikir, az zikirdir. Ara sıra yapılan zikirdir ve farzdır. Burada günün yarısından az zikir yapılır.
Peki, günün yarısından fazla, çok zikir farz mı? Evet, o da farz.
Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
33/AHZAB-41: Yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).
Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.
Allahû Tealâ bu çok zikrin sahiplerinin âmenû olanlar olduğunu yani sadece Allah’a ulaşmayı dileyenler olduğunu söylüyor. Allahû Tealâ: “Allah’a ulaşmayı dileyenler, siz de artık Allah’ı çok zikirle zikretmek mecburiyetindesiniz.” diyor. Bu çok zikirle zikretmek, günün yarısından daha fazla zikretmektir.
Kim her gün Allah’ı günün yarısından daha fazla zikrederse, ancak o kişinin kalbindeki nurlar %71’i aşar. Kişinin zikrinin artışı ile paralel olarak, %81’e kadar kişi zühd makamında yürür.
Kişi daimî zikre ulaşmadan evvel, nefsinin kalbinde %81 nur birikimi gerçekleştiğinde bu kişinin fizik vücudu Allah’a teslim olur. Kişi fizik vücudunu Allah’a teslim ettiği noktada o kişinin nefsinin kalbinde %81 nur vardır. Geri kalan %19 karanlık olmasına rağmen, fizik vücut Allah’ın bütün emirlerini mutlak olarak yerine getirir.
Fizik vücudun Allah’a teslim edilmesi farz mı? Farz olduğu kesin. Allahû Tealâ Yasin Suresinin 60 ve 61. âyet-i kerimelerinde şöyle buyuruyor:
36/YASİN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki; o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.
36/YASİN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.
“Âdemoğulları” fizik vücutlarımızdır. Allahû Tealâ hepimizden bu konuda ahd almıştır. |