Alıntı:
chamdali Nickli Üyeden Alıntı
Kralın biri, huzurunda el pençe divan duran saray erkanından bir bardak su istemiş. Saray erkanın içinde muhafızlar, şairler, dalkavuklar, medyumlar, müneccimler, kahinler, din adamları vs. hepsi varmış. Geniş bir halka oluşturmuş halde krallarını ayakta dinliyorlarmış… Kral su isteyince emri şu şekilde yerine getirmeye başlamışlar: Şair: “-Yüce efendimiz ve haşmetli kralımızın emrindeki şu zerafete bakın. Böyle bir şiir dünya tarihinde daha söylenmedi: “Su getirin, su getirin, su getirin…” Dalkavuk: “-Efendim sizin sözünüzün üstüne söz söylenmedi şu alemde: “Su getirin, su getirin, su getirin…” Din adamı: “-Her kim bunu günde 100 kez söylerse cennet köşkleri onu bekliyor, aşk ile bir daha: “Su getirin, su getirin, su getirin…” Medyum: “-Kralımız bu sözüyle gelecek yılın bolluk ve bereket ile geçeğini haber veriyor, şevk ile bir daha: “Su getirin, su getirin, su getirin…” Kahin: “-Bana bir su getirin” cümlesinin ebced hesabı ile değeri 2015’dir. Kralımız bu yılda kıyametin kopacağını haber veriyor. O yıla dikkat edin ve bu cümleyi sakın unutmayın: “Su getirin, su getirin, su getirin…” Velhasıl, bir bardak suyu getiren olmamış ama her yan “Su getirin…” sesleriyle inlemiş… |
Bu hikayede görüldüğü üzere, kralın emrinin yerine getirilmesini sağlayacak olan
muhafız erkanı bu eylemin içerisinde yer almıyor. Bu neden ile kralın emri havada kalıyor ve bu kargaşa çıkıyor ortaya. Oysa; yapılması gerekeni yapmayanları, verilen emri uygulamayan o ortamda bulunan ne kadar insan varsa hepsinin yakalarını toplayıp yaptırması gerekirdi. Burada bir gevşeklik sözkonusu.
Ama; Rabbi Zülcelal'in (cc) emrinde bir gevşeklik görülmesi düşünülemez bile. Neden ? Çünkü her devirde gönderdiği
muhafızları pür dikkat yaptırımlar hususunda bir an dahi gevşeklik göstermeden bu emirin yaşanmasına katkıda bulunuyorda, onun için.
"Bunu biz indirdik, ve koruyacak olan da bizleriz" ilahi emri zaten bunu açıklıyor. Her yüzyılda gönderilen
muhafızlar (Alim, Arif yada müctehidler) bir önceki
muhafızdan daha güçlü olarak göreve başlıyor. Her çıkan kargaşada (fitnede), Emir sahibi'nin (cc) diğer emirlerini de hatırlatarak görev yapıyor.
Bunu yaparkende ne folklorik temalara başvuruyor, nede geleneksel çizgilerden bahsediyor!
Yaşadığım bir şeyi örnek verirsem belki daha çok güzel açıklanır bu durum: Karşısında oturuyor ve yapmış olduğu kısa bir sohbet ile keyf ederken, bir kardeşim çok samimi olarak kendilerine şunu sordular:
"...biz günümüzde namazları kılmakta gerçekten zorlanıyoruz. Ne yapmalıyız, ne düşünmeliyiz ki; bu namaz konusunda gevşeklik göstermeyelim ?" Cevap çok kısa ve net geldi: "
Ateş var! Hiç kimsenin kaçamayacağı bir ateş!" Bu hatırlatma su oldu yürekleri söndürdü, çakmak oldu aynı yürekleri tutuşturdu. Direk, diğer bir emri hatırlatarak yaptırım sağlıyor. Yani; üzerine düşen
muhafızlık görevini savsaklamadan yerine getiriyor! Bunu yaparkende ne ebced hesaplıyor, nede 100 kere yok efendim 1.000 kere şunu sayıkla gibi yazarın saydığı abukluğa giriyor. Çok net!
"Ateş var!"
Bu hikayeden sonuç olarak şu anlam çıkıyor gibi geliyor bana; Kralın
muhafızları da aynı sorumluluk bilinci ile görev yapmış olsaydı, insanların öyle bir durumda boş boş konuşmaktan ziyade bir eyleme geçmesini sağlayabilseydi, en azından içlerinden birine
"höyt bre! Kral su istedi, konuşmayı bırak da layıkı ile bir bardak su getir, aksi takdirde elimdeki mızrağı görüyorsun" deseydi, sanırım böyle bir kargaşanın en başta önüne geçmiş olurdu. Hatta böyle bir sert hitaba muhatap olmayanlar ve olmak istemeyenler dahi, bizzat kendileri su olup gürül gürül çağlardı.
Din hiç bir zaman geleneğe dönüşmez, bir sonraki kuşaklara ve gelenlere özü kaybettirilmeden aktarılır. Bu da elbette koruma (
muhafızlık) ile yerine getirilir.
Yazar, hazinlik konusunda haklı! Çünkü kendi elleri ile kendi sonunu hazırlıyor. Üstelik yarın önüne delil olarak konulacak yazıları yazarken yapıyor bunu. Allah (cc) yardımcısı olsun.