| Üye
hakka davet isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 25.09.2007 Yaş: 38 Mesajlar: 156 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 2 | Tağut:
Allah’a karsı isyankar olup, Allah’ın hükümlerini beğenmeyip, Allah’ın indirdiği hükümlere mukabil olmak ve onların yerine geçmek üzere hükümler ve beşeri kanunlar icad eden her varlık tağuttur.
Tağut, Hakka, hakikate ve imana karşı gelen, Allah’u Teala’nın kulları için çizdiği nizamı ve sınırları aşan, Allah yolundan men eden her şeyi ifade eder.Tağut bir şahıs olabileceği gibi, Allah’a bağlanmayan her çeşit fikir, düşünce, adet, siyasi güç ve sistemde olabilir.Kim bunları ne şekilde olursa olsun reddeder ve yalnız Allah’a iman edip bağlanırsa ve sadece Allah’u Teala’nın kanun ve nizamlarını kabul eder ve tüm yaşantısını buna göre düzenlerse hiç şüphe yokki kurtulmuştur.
Bu gün dünyada, vahyi inkar ederek insanların çoğunluğunun rızasına göre kurulduğu ve hakimiyet hakkının insanlara ait olduğu iddia olunan bütün demokratik sistemler, Allah’ın hükümlerine mukabil ve onların yerine geçmek üzere hükümler icat etmektedirler. Dolayısıyla bütün demokratik sistemler, bu noktada “tağuti” özellik taşırlar.Bu bir anlamda bütün ideolojik sistemler içinde geçerlidir.Daha genel bir ifade ile , islamın dışındaki bütün beşeri sistemler tağutidir.Kur’an’ı Kerim’de Cenabı Hak : “Haberiniz olsun ki, yaratma ve emir verme yetkileri O’nun elindedir” ve “Egemenlik (hükümranlık) yalnız Allah’ındır” buyuruyor.
Demokrasi, seçimle işbaşına gelen ve çoğunluk eğemenliğine dayanan sistemdir. Şeçilmiş olan meclis veya kurul dilediği gibi kanun koymaya yetkili sayılmaktadır.İşte böyle bir sistem kanun koyma, helal etme ve haram kılma yetkisini doğrudan doğruya insanlara vermektedir ki buda şirktir.Kelime-i Tevhid inancına terstir.
Cenab’ı Hak Kur’an’ı Kerimde: “Eğer yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan onlar seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar, sırf zanna uyarlar ve yalnız kendi ölçülerine göre hüküm verirler”buyurmaktadır.(En’am sur. 116.ayet)
İslâm, helâl ve haram kılma yetkisini sınırlandırmış, halkın nazarında veya Allah katında dereceleri ne olursa olsun bu yetkiyi insanların elinden almış ve onu yalnız Allah'ın hakkı olarak kabul etmiştir. Bir haram hükmünü Allah'ın kullarına yüklemeye ne hahamların, ne papazların, ne hocaların, ne devlet yetkililerin, meclis veya kanunların yetkisi vardır. Bu helâl ve haram hükmünü veren kimse, Allah'ın hakkını çiğnemiş ve yalnız Allah'a âit olan bu teşrîî hükümde haddini aşmış olur. Bu hükümleri koyan insan ve kurumların hükmünü kabul edip ona göre hareket eden insan da; onları Allah'ın ortağı kabul etmiş sayılır ve onun bu hareketi de küfür kabul edilir: "Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşrû kılacak ortakları mı vardır?" (42/Şûrâ, 21)
Hiç kimsenin Allalh'ın emir ve hükümlerine aykırı kanun ve hüküm koyma, haram (yasak) ve helâl (serbest kılma) hükmü vermeye yetkisi yoktur. Bırakın kâfirleri, müslümanların, âlim ve müctehidlerin, İslâmî bir yönetimin, hatta bütün beşeriyetin dahi Allah'ın ve Rasûlünün koyduğu bir tek hükmü olsun değiştirme yetkileri yoktur. Allah'ın haramlarını helâl (yapılabilir, serbest), helâllarını da haram (yapılamaz, yasak) kabul etmek, Allah'ın emir ve hükümlerine aykırı hüküm koymak ve bunları kabul etmek, bir mü'mini kâfir yapmaya yeterlidir. "... Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendisidir." (5/Mâide, 44) "Yoksa onlar (İslâm öncesi) câhiliyye idâresini mi istiyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah'tan daha güzel kim vardır?" (5/Mâide, 50)
Beşerî düzenlerin helâl ve harama dair koydukları yasaları, yaptıkları teşrîleri/hükümleri kayıtsız ve şartsız olarak reddetmek gerekir. Allah'ın indirdiği hükümlerin dışında hükümler koymak, Allah'ın haramlarını helâl, helâllarını haram etmek, başlıbaşına ve tevbe edilmediği takdirde asla bağışlanmayacak, cezâsı ebediyyen cehennemde kalmak olan affedilmez bir suçtur.
İslâm, Allah'ın hükmünü değiştiren, bir delile dayanmadan kendi kafalarından helâllaştırma ve haramlaştırma yapanları, Allah'ın geniş tuttuğu alanı insanoğluna daraltanları çok ağır bir şekilde suçlamıştır. Hz. Peygamber, bu mutaassıp sapıklığa karşı her türlü silahı kullanarak savaş ilan etmiş, hükümleri değiştirenleri kötüleyerek onların helâk olacaklarını haber vermiştir: "Değiştirenler helâk olmuştur." (Ahmed bin Hanbel; Müslim; Ebû Dâvud). İslâm hanîf (tevhid ve fıtrat) dinidir. Bunun zıddı şirktir. Helâlı haram kılmak, haramı helâk kabul etmek de şirk özelliğidir: “Rabbim buyuruyor ki: ‘Ben bütün insanları hanîf (tevhid dini, sâlim fıtrat) üzere dünyaya gönderdim. Sonra şeytanlar onları dinden saptırdılar. Benim helâl ettiklerimi onlara haram ettiler, insanlara Bana şirk/ortak koşmalarını söylediler. Oysa o ortaklar hakkında hiçbir delil indirmemiştim.” (Müslim, Cennet 63; Ahmed bin Hanbel, 4/162)
Allah’la beraber başka bir beşerin yasamada hakkı olduğunu, taat ve bağlılıkta bu beşerin kanununu, Allah’ın şeriatı seviyesine yükselten kimsenin Allah’a koşmuş olduğu şirk kesinleşir. Hele Allah olmaksızın beşere yasama hakkını tanıyan ve Allah’ın kanununu bir kenara iterek beşerin kanununu uygulayan ve ayrıca, Allah’la beraber kendininde yasama hakkına sahip olduğunu kabul ederek, kendisini yasamada, emir ve hükümlerde Allah’a ortak yapma çabasına düşmüş, hatta kendi kanununu Allah’ın kanunundan üstün tutanın şirk derecesini düşünmek bile imkansızdır.
Kaynaklar:
İslam Ansiklopedisi
Kelime-i Tevhide nasıl inanmalıyız- Asım Uysal
Mustafa Çelik- La
Ömer Abdurrahman- Kelimetül Hak |