Tekil Mesaj gösterimi

Alt 16.10.2007, 13:48   #2 (permalink)
Duha
Tercübeli Üye
 
Duha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Duha isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 12.12.2006
Yaş: 37
Mesajlar: 1.858
Tesekkür Etti: 60
61 Kunu Icin 86 Tesekkür Aldı
Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)
Tecrübe Puanı: 16
Standart

Teşekkür ederim kardeşim.

Şunu da ilave edeyin.

Bence dünyanın en müstebit adamları kendi hakikat bildiklerini, fikirlerini, ideolojisini tek hak ve hakikat gören ve bu ideolojisini insanlara dayatandır.

Yani, bu bağlamda Müslümanlar kızdığı müstebitlerin aynını kendileri yapıyor. Mesela, Müslümanların önemli bir kısmı Kemalistlere kemalizmi dayattıkları ve Devlet ideolojisi yaptıkları için kızıyor. Kendileri güçlense aynısını yapacaklar ve bu heveste oldukları apaçık gözüküyor.

Kemalistler nasıl kendi fikirlerini dayatıyor ve herkezin tek kalıp halinde o ideolojiyi benimsemesi için istibdat uyguluyor, İslamların bir kısmıda aynı şekilde kendi fırkasının İslami görüşünü herkeze dayatıyor. Bunun için gücü mukabilinde istibdata giriyor.

İşte bu noktada Laiklik devreye giriyor. Laiklik Devletin inançlara, fikirler müdahale etmemesi ve kalbe değil ele bakması biliyorum ve bu tanıma göre ben laikim.
Ancak, bugün laikliği; Demokrasiyi ve hatta Cumhuriyeti feda etmek pahasına savunan bir kısım müstebit sadece laikliği Kemalist olmak ve bu ideolojiye sahip olmak anlamında kullanıyor. Bu da hakperest kesimlerin tepkisini çekiyor. Bu insanlar bu tepkiyi verdiklerinde vatan haini ilan ediliyor.

İşte bence Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik ve hukuka dayalı bir sistemi korumalı ve kuvvetlendirmelidir.

Ancak en önemlisi Hukuktur. Bir ülke krallıkla yönetilse ancak hukuk sistemi adil olsa yaşanabilir. Ancak, bir ülke demokrat ve laik olsa veya hatta İslam Devleti olsa hukuk sistemi adil ve eşitlikçi değilse, müstebit bir rejim haline dönüşür.

İslamın Türkiye'deki sistemle bir sorunu yoktur. Sorun sistemin tanımlanmasında, uygulamada ve hukuktadır. İşte bu noktada hükümet devreye girmeli ve hak ve hürriyetlere dayanan yasalar yapmalıdır. Bu yasalar her türlü ideolojiden bağımsız, ancak her türlü ideolojiye eşit mesafede durmalıdır. Her tür düşünce devlet korumasına alınmalıdır. İşte o vakit her türlü terör faaliyeti ve her türlü bölücü faaliyetler durudurulur. Belki, bazıları yine örgütler çeteler kurabilir;ancak bir oluşumun etkili olması halkın teveccühüne bağlı olduğundan ve halk hür ve adil bir hukuk devletinde yaşadığından asla o türden illegal oluşumlara prim vermeyecektir. Hali ile o bölücü faliyet akim kalacaktır.

Birde laiklik hakkında bir şey daha demek istiyorum.

Genelde Kemalistler laiklik için şöyle bir tanım yaparlar: Dinin devlet işlerine ve devletin din işlerine müdahale etmemesi.

Ben bu tanıma katılmıyorum. Bu tanımı haddinden fazla ütopik buluyorum. Fıtrata dahi aykırıdır. Hem keşke bazı kemalistler bari bu tanımı uygulasa. Bilakis inançlara müdahale ediyor ve insanlara dinini öğretmeye kalkıyor. Mesela diyor, baş örtüsü dinde yoktur. Ancak, insanlar fikirlerini açıkladığı vakit tepki veriyor.

Elbette devlet sadece din değil her türlü fikir ve inanca ve hatta ideolojiye aynı mesafede durur ve müdahale etmez. İslam'da kemalizmede, kominizmde... Ancak o fikirlerin, inançların ve hatta ideolojilerin devlete müdahale etmemesi diye bir şey söz konusu olamaz. Zira, devlet bir şuuru yokki kendi fikrini kendi üretsin. Elbette insanlara muhtaçtır. Elbette insan şuurludur. Elbette bir fikire sahiptir. Eğerki farklı fikirlerin, inançların, ideolojilerin görüşlerine, tavsiyelerine ve hatta bazı durumlarda hukuka uygun olarak müdahalelerine kapıyı kapatırsanız sistem tıkanır ve bir avuç idarecinin fikirleri tekrar devletin ideolojisi haline gelir. İşte bu açık bölücü faaliyetleri tekrar hızlandırır. Çünkü, artık bölücülerin bir hedefi vardır. Oda fikirlere ve inançlara kapısını kapatan ve belli idarecilerin fikir ürettiği mevkilere kendi fikirdaşlarını veya inançdaşlarını getirmek için mücadele ederler. İşte en büyük tehlike budur. İşte maalesef bu gedikten şu an hucum edilmiş ve Devleti Kemalsit ideolojiden arındırmak adına kendi ideolojisi devletin ideolojisini yapmaya çalışanlar var. İşte bu türden münafıkane hareketleri ancak gerçek tanımı ile uygulanan laiklik çözecektir.

İşte, devlet fikirler müdahale etmez. Ancak, o fikirlere eşit mesafede durarak onlardan devletin bekası ve idaresi için danışmalık vazifesi gördürür.

İşte laiklik budur ve güzeldir. Avrupa Birliği bu tanımı laiklik altında yapmasada fiilen uyguluyor ve sonuçları ortadadır. İşte Avrupa Birliği bu yüzden lazımdır. Bu yüzden Avrupa Birliği içinde Türkiyeyi bölmek amacında olan varsa dahi böyle bir sitemde bu gayelerine asla muvaffak olamıyacaklardır. Zira, tarif olunan sistem ile her türlü bölücü faaliyeti konrtol altında alınabilecek bir sisteme kavuşmuş olacaktır. Artık Avrupa Birliğine dahi gerek kalmayacaktır. Yani, Avrupa Birliğine girme taraftarı olmasak bile, bu amaçla tamir olunacak demokratik, laik hukuk sistemi Türkiyenin bakasına kafi olacağı için savunmak gerekmektedir.

İşte Avrupa Birliği Türkiyeyi bölecek diyenlerin kulakları çınlasın.

Muhabbetle

Selametle
__________________
Sakın, sakın, sakın! Çabuk, bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz.
  Alıntı ile Cevapla