Tekil Mesaj gösterimi

Alt 15.10.2007, 17:10   #7 (permalink)
Duha
Tercübeli Üye
 
Duha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Duha isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 12.12.2006
Yaş: 37
Mesajlar: 2.127
Tesekkür Etti: 165
175 Kunu Icin 282 Tesekkür Aldı
Duha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin Zekası
Tecrübe Puanı: 20
Standart

Alıntı:
Ebu Zerr Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
EĞER, MÜSLÜMAN KADININ BAŞ ÖRTÜSÜNÜ ÇIKARIP İLİM TAHSİLİNİ TARTIŞACAKSAK, MÜSLÜMAN ERKEĞİN SAKALINI KESMESİNİ DE TARTIŞMALIYIZ, ÇÜNKÜ, BİR DEĞER KATEGORİSİNE KOYACAKSAK SAKAL VE BAŞ ÖRTÜSÜ AYNI DEĞERDEDİR...EFENDİM, SAKAL DA ŞÖYLE ŞÖYLE HÜKÜMLER VAR DEYİP KIVIRACAKSAK Kİ ÇOK İYİ DE KIVIRIYORUZ, O ZAMAN FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ'NİN FETVASINI DA MAKUL KABUL EDECEĞİZ...ÇOM ADAM GÖRDÜM BAŞ ÖRTÜSÜ EĞTİM İÇİN DAHİ OLSA AÇILMAZ DEYİPTE SAKALINI KESEN...

Örtünme ile ilgili ayetlerin medine döneminin sonlarına doğru gelmiş olmasının elbette bazı hikmetleri olacak...Örtünme bir kalb inkılabının, bir ahlak devriminin nihai sonucudur, belki de bu nedenle imam şatıbi örtünmeyi dinin tahsiniyyat emirleri (en öncelikli değil, yani birinci, ikinci derede de değil, ancak üçüncü derecede) dahilinde değerlendirir...

Şatıbi, klasik içtihat metodunun imkanlarının tükendiğini görüp metodolojik prensipleri yeniden yapılandırmaya girişirken, şer'î hükümleri insanî bir tasnife tâbi tutmuştur. Çünkü ona göre şer'î hükümlerin gözettiği maksatlar, ontolojik manada insanın yaratılışıyla örtüşme halindedir. Bunun içindir ki, tüm şer'î hükümleri, o hükümlerin "Allah'a göre" değil, "insana göre" konumlarından yola çıkarak kategorize etmiştir:
İlk önce sakal ve başörtüsü hakkında ki yazıya cevap vereyim.

Bir kere başörtüsü Kur'an ayetinin emri ile farzdır. Hikmeti veya gayesi veya ne zaman indiği bizi ilgilendirmez. İlleti emirdir. Sakal ise sünnettir. Sakalı ise bıraktıktan sonra kesmemek içithaden farzdır.

Yani, sakal farz olsa dahi içtihaden farzdır. Başörtüsü ise Emirden gelir. Aynı makamda değildir. Aynı sevaba da nail olunmaz. En basit bir farz en büyük bir sünnet veya mezhebi veya içithadi farzdan büyüktür. Kıyas yapmak dahi dalalettir.

Hem bir müçtehidin içithadına başka bir müçtehidin tabi olması mecbur değildir. Zaten, içtihadın gayesi kültürel, zamana ait ve coğrafi farklılıkların İslam dairesine alınmasıdır. Bir müçtehid diğer bir müçtehidin içtihadına tabi olmak zorunda olsa içtihad kapısı tıkanır ve işlemez vaziyete girerdi.

Bu yüzden sakal bıraktığı halde mecburiyet diye kesenler içithad ile sabit bir harama girer. Ancak, başörtüsünün mecburiyet ,diye terk eden Emirden gelmiş bir farzı terk ettiği için harama girer. İki kısımın girdiği zarar kıyaslanmayacak derecede olarak farklıdır. Elbette her ikiside doğru değildir.

Ancak, mesele hiç sakal bırakmayanlar ise elbette başörtüsün terk edenlerle kıyaslanamaz. Elbette mecburiyet doğup kesecek olma ihtimalinden dolayı hiç sakal bırakmamış olan günaha ve vebale girmez. Ancak, başörtüsünü çıkaranlar girer.

Biri çıkıp hayır efendim sakal farzdır, derse ve bunu teşri ederse başörtüsü farzı ile aynı kefeye koyarsa dalldır. Zira, sakalın farz olduğu içithaden söyleyen alimler vardır. Oysa Kur'an'da ap açık bir farz yoktur. Zaten ap açık bir farz emri olmadığı için içtihada ihtiyacı doğar. Bir alim ,içtihad eder der "sakal farzdır" biri der "bir dirhem dahi olsa farzdır" kimi der sakal sünnettir, bıraktıktan sonra terk etmek haramdır.

İşte biri çıkar sakalın farz olduğu içithadı kabul eder. Haktır. Diğeri sünnet olduğunu söyleyen içtihadı kabul eder haktır.

Ama hiç kimse Kur'an'da apaçık emredilen bir emir için içtihad yapamaz. Aslı olan başörtüsü değildir, asıl olan ilim öğrenmektir ,diyemez. Orucu daha rahat tutmak için namazı bir süre terk etmeye benzer.

Bu bir fitne kapısıdır. Böyle işler insanın vicdanına ve imanındaki sebata havale edilir. Yoksa çıkıpta "baş örtüsü fürüattır" demek savaşın en şiddetli hengamında cepheyi savaşı bırakmakmakla terk edip,düşmana geçmesi için yarık açmak demektir. Düşman o cenahtan yol bulup hücüm edecektir.

İşte diyorlar; "sizin en büyük hocanız başörtüsü fürattır, dedi. Siz niye hala zorluyorsunuz. Siyasi bir amacınız olduğu belli"

Evet "başörtüsü füruattır" denmeseydi de bu müstebitler başka bir bahane bulacaklardı. Ancak, zaten bu söz söylendi diye yayılmadan önce kızlarımız kendi nefsine içtihad yapıp okul ve başörtüsü hakkında kendi hür iradeleri ile karar veriyor ve bır kısmı açmayı bir kısmı okulu bırakmayı tercih ediyordu. Yani, değişen hiç bir şey olmadı. Sadece cephe daha çok zayıflatıldı. Müstebitler o yarıktan hucum etti. Tam mağlubiyet yaşandı.

Başa gelirsek; sakal farz olmadığına dair içtihadlar vardır ve bu içithadı cumhur-u ulema kabul etmiştir. Hal böyle olunca zaruret halinde terkinde hiç bir beis yoktur. Ancak, Kur'ani bir emir olan başörtüsü içtihada konu olamaz. Apaçık tesettür emiri varken hiç kimse "füruattır", "farz değildir" şöyledir böyledir diyemez. Mecburiyet karşısında başını açan kendi bilir. Teşri edemez, bu konda fetva verilemez.

Hem "baş örtüsü fürüattır" açıklamasını içithadtan saysak dahi cumhur-u ulemanın kabulüne vebestedir. Cumhur-u ulema bu içtihadı red etmiş. Biz de red ediyoruz.

Diğer kısımlara vakit bulduğumda cevap vermek istiyorum.

Selametle
__________________
Sakın, sakın, sakın! Çabuk, bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz.
  Alıntı ile Cevapla