Bir Ramazan akşamı, köyün birinde Ahmet Amca evinde oturmuş, iftarı bekliyor. Pencere kenerından dışarıyı seyrediyor... Hanımı Ayşe Teyze de tarhanasını kaynatıyor...
Derken dışarıdan nal sesleri duyulmuş. Komşu köyden 7-8 kişi atlı olarak geçiyorlar... Ahmet Amca seslenmiş:
- Nedir derdiniz efendiler!
- İftara yetişmek için hızlı gidiyoruz Ahmet amca...
- Fazla vakit yok, köyünüze yetişemezsiniz. Buyurun, beraberce bizde açalım iftarımızı Allah ne verdiyse.
Bu konuşmayı duyan Ayşe teyze, "Ne yapıyorsun bey?" demiş. "Şurda iki lokma ekmeğimiz, sadece azıcık çorbamız var. O kadar adamı neyle ağırlayacağız?.."
Atlılar "Sağol Ahmet amca, eksik olma; biz yolumuza devam edelim" deyip hızla uzaklaşmışlar.
- Gördün mü hanım demiş, boşu boşuna telaş ediyorsun. Bir tas çorbamız var ama, işte gördüğün gibi iftar vakti adamların gönlünü aldık...
Ezanın okunmasına iki dakika kala, tekrar nal sesleri duyulmuş. Bu sefer aksi istikametten... Aşağıdan seslenmişler:
- Ahmet amca, Ahmet amca...
Ahmet amca pencereden bakmış, az önceki atlılar.
- Hayrola ne oldu?
- Giderken düşündük de Ahmet amca, mübarek Ramazan günü, tam da iftar vakti seni kırdığımıza üzüldük. Nasılsa iftar vaktine bizim köye kadar yol uzun, yetişmemiz imkansız. Dönüp geldik... Atlarımızı nereye bağlayalım, söylermisin?
- Dilime bağlayım evladım, demiş Ahmet amca, dilime bağlayın...

__________________
zaif-i mutlak.:...ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı...
Yoklukları var eden Rab; dikenleri gülün merhametinde misafir eyleyen Rab; bulutları mavi göğüme sırdaş eyleyen, yağmuru toprağıma yâri eyleyen; bebekleri annesinde, kuşları yuvasında; baharı kışın ardında, ömrü güneşin doğuşunda; saklayan gösteren Rabbim; kilitlerimi çöz, firkatlerimi muhabbetinin peşine koy, rüzgara tutunan dualarım arılara, papatyalara, nergislere ve gelinciğime dokunmuşsa, ruhumu kainatın ahengine kat. Ya Rab. Ya Hakk...